Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BLOK ARAYIŞI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

22 EKİM 2017

Ülkemizin başta ABD olmak üzere NATO blokuyla sorunlar yaşadığı bütün çıplaklığı ile ortadadır. Yaşanan sorunlar eski dönemden bir ölçüde de olsa farklılaşmıştır. Eskiden bir Sosyalist Sistem vardı emperyalist sistem de kendisini hiç kuşku yok ki ona göre konumlandırmıştı. Şimdi emperyal dünyanın kendisini tehdit ettiğini düşündüğü bir güç olmadığını düşündüğü için tutum ve davranışlarında da bir hayli değişiklik olmuştur.

Burada önemli gibi görünen şey AKP ve saray iktidarının kurmaya çalıştığı oyundur. AKP ve saray iktidarının bugün yürütmeye çalıştığı politikaların, acemiliği, bilgisizliği, hesapsız kitapsız oluşu bildiğimiz bir şeydir ancak mevcut ortama bakıldığında da bu tür gelgitlerin olacağı da açıkça ortadadır.

Bugün bütün bu olup bitenlere bakıp da NATO Blokundan Türkiye’nin ayrılabileceğini düşünenler yok değildir ancak ister iktidarda Erdoğan olsun ister başka birileri NATO Blokunu terk edip bağımsız kalmaları ya da ne bileyim “Avrasya Bloku” olarak isimlendirilen bloka da geçmeleri hiç de olası gibi görünmemektedir. Bize öyle geliyor ki önümüzdeki dönemlerde Türkiye’nin politikaları yeterince düşünülmemiş bile olsa sözümona dengeler gözetiliyormuş görüntüsü verilen bir çizgide devam ettirilecektir.

Türkiye ile ilgili son gelişmelere bakıldığında emperyalist kampta çok ciddi olmasa da bir çekincenin oluştuğu da ortadadır. Bu durumda Batı Türkiye’yi hepten gözden çıkarmayacağı gibi çok da sıcak ilişkiler kurmadan ilişkileri devam ettirecektir.

Bugüne kadar olup bitenlere baktığımız zaman dış politikalarda bazı gelgitlerin yaşanması hemen önemli değişikliklere yol açmaz. Tam tersi istikamette değişikliklerin olabilmesi için çok ciddi altüstlükler yanmalıdır ki dış politikada da düşünülen değişikliğe gidilebilsin. Sıkıntıları dikkate almazsak şu an böyle bir tercihin yapılmasını gerektirecek bir durum da ortada yoktur.

Ayrıca ülkemiz sermaye güçlerinin durumlarına baktığımız zaman bunların işlerini güçlerini Batı ile götürdükleri de bir gerçektir. Dış politikada ciddi adımlar atılacağı izlenimi alırlarsa bugün Erdoğan iktidarı tarafından sindirilmiş olmalarına karşın yine de dişlerini göstermekten çekinmeyecekler, uluslararası sermaye güçleriyle ekonomik bağlılıkların gereği doğrultusunda davranacaklardır. Bu kesimlerin ve sermaye iktidarlarının asla akıllarından çıkarmadıkları şey ‘özel mülkiyetin dokunulmazlığı’ olduğu için sermaye sınıfı da güvencesi neredeyse gelip orayı tercih edecektir.

Bu durumda şöyle bir özet yapabiliriz. Türkiye kapitalist bir ülkedir, ancak bu haliyle Batı’nın gözünde gözünün önünden ırak edemeyeceği kadar önem verilen bir ülke de değildir. Bütün bu gerçeklerin ışığında diyebiliriz ki Türkiye’nin de ‘Avrasya Blokuna’ kayması da olanaksız gibi bir şeydir.

Gerçi sosyalistlerin günü gelmemiş sözleri etmeleri eşyanın doğası gereği pek yerinde değildir ama sosyalistler olarak bizler iktidarda olsak nasıl bir tercih yapardık, şimdiki duruma bakıldığında bunun yanıtını vermenin de kolay olmadığı bir gerçektir.

Blok sorununu konuşurken ‘Avrasya Bloku’ ve ‘Şangay topluluğu’ en çok karşımıza çıktığına göre nasıl bir tercih yapar da böyle bir blokta içimize sindirerek yer alabiliriz?

Bu soruyu sorarken Sosyalist Sistemi dağıtan, Sovyetler Birliği’ni yıkan bir Rusya’dan söz ediyoruz. Rusya’da bir karşıdevrim olmadığı halde nasıl olmuştur da sosyalist sistem kapitalist sisteme dönüştürülüvermiştir. Ya da sorunu ‘denedik olmuyor’ anlayışı ile ele alan kimselerle ortak noktamız ne olabilir ki? Unutmayalım Sovyetlerde sosyalizmin yıkılışı parti kadrolarının burjuvalaşması ile gerçekleşmiştir. Bu durumda doğal olarak bize akıl verici davranacaklarla işimizin de olmayacağı bir gerçektir.

Çin’in sosyalizmine gelince; Küreselleşmeye işçi sınıfını kurban edip nasıl yararlanılıyorsa sonuçlarından yararlanmayı kendilerine bir yöntem olarak seçenlerle de nerede buluşuruz oturup düşünmek gerek.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz, gerek NATO Bloku ülkeleri, gerekse Türkiye egemen güçleri son noktada tercihlerini bugüne kadar nasıl yapmışlarsa bundan sonra da öyle yapacaklardır.

Bize düşen görev ise bu gerçekleri bilerek doğru bir mücadele sürdürmektir.