Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AKP İKTİDARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 EKİM 2017

Türkiye, son 15 yıldır neler yaşadı neler gördü. Her birimiz AKP’yi ve arkasındaki güçleri tartıştık. Kimimizin tespitleri daha derinlikliydi kimimiz ise sorunu biraz alaya alarak cahil, cühela, kendini bilmez bir dinci takımıyla konuyu açıklamaya çalıştık.

Oysa cumhuriyetin kuruluşundan bu yana geçen süre içinde sözünü ettiğimiz bu kesimler tarafından cumhuriyetin nasıl da alaşağı edildiğini bütün çıplaklığı ile gördük yaşadık.

Dönüp geriye baktığımız zaman karşı-devrimci saldırı adım adım bugünlere geldi dayandı.

Bir bakmışsınız İmam Hatipler açılmış, Köy Enstitüleri komünizm düşmanlığı yapılarak kapatılmış. ABD ile ikili anlaşmalar imzalanıp Marşal yardımları alınmış. En önemlisi de Türkiye saldırı ve savaş örgütü NATO üyesi olmuş. Türkiye’yi yönetenler sosyal devlet olgusunu sürekli olarak yok etmeye çalışmışlar, devletin yarattığı bütün kurum ve kuruluşlar kapitalistlerce yağmalandığı gibi bu çevreler iktidarda kalmak için tarikat ve cemaatleri tasfiye edecekleri yerde onları da arkalarına alarak emekçileri iliklerine kadar sömürmek ve baskı altında tutmak için baskıladıkça baskılamışlar. İyi kötü çağdaş bir dünyaya kapı aralayan Türkiye; yürütülen bu politikalarla cumhuriyetin bütün kazanımlarının yok edilmesi ve cumhuriyete ara verilerek padişahlığı andıran bir rejimin eşiğine gelmiş dayanmış. Bu yüzden de işin bu noktaya gelmesinden sorumlu olanlar Türkiye kapitalistleridir. Onlar hem iktidarda kalmak hem de sömürülerini kat kat arttırmak için dinci gericilerle kol kola girip ülkemizin bu noktaya gelmesinde en belirgin rolü oynamışlardır.

Hani ülkemizde cahil, cühela, yobaz olarak değerlendirilen güruhlar var ya, işte bu güruhlar asla yalnız bırakılmamışlar, çok yönlü bir desteğe sahip olarak amaçları doğrultusunda adım adım ilerlemişlerdir.

Yaşadıklarımıza baktığımız zaman ABD ve AB’nin ortaya çıkan bu karşı- devrimi açık açık desteklediklerini görüyoruz. Bir yandan ABD ile geliştirilen ilişkiler tavan yaparken AB’ye girmek için estirilen rüzgâr ortalığı kasıp kavurmuştur. Böylece yedeğe alınan AKP iktidarı Türkiye’nin Ortadoğu politikalarını baştan sona emperyalistler çıkarına değiştirerek dibine kadar ülkeyi bataklığın içine iteleyivermiştir. Türkiye’nin her boydan sermaye güçleri ise sınıf dayanışmasının dik alasını göstererek AKP iktidarının peşine takılmış, gereğinde sonuna kadar desteklemekten de çekinmemiştir.

Bu on beş yılın öncesi de vardır ama süreç içinde devletin bütün kurum ve kuruluşları dinci, gerici tarikat ve cemaat çevrelerinin eline geçmiş, şeriatçı güçler dalga dalga yükselir ve gelişirken Türkiye’nin demokrasi güçleri ise olup bitenleri yeterince önemsememiş ve hatta alaylı bir yaklaşım içinde politika yaparak ülkenin en stratejik noktalarının bir bir ele geçirilmesine seyirci kalmıştır. Böylece TSK’nın, Emniyet teşkilatının, istihbarat örgütlerinin, yargının ve üniversitelerin ele geçirilip kontrol altına alınmasında AKP ve saray iktidarının işi kolaylaşmıştır.

Dinci kesimlerin açıktan bir mücadele ile bugün geldikleri noktaya gelmeleri olanaksızdı. Onların işini kolaylaştıran liberaller oldu. Liberaller dış destekli yardımlarla gericilikten yana öyle roller üstlendiler ki onların yürüttüğü propaganda toplumun değişik katmanlarında etkili kırılmalara neden oldu. Değişik yapıların içine sızan liberaller Kürt hareketinden Alevi örgütlenmelerine kadar yerleşerek bugün her tarafımıza dolanan ağın örülmesinde zehirli bir rol oynadılar.

Bugün AKP ve sarayın en çok konuştuğu ve düşman ilan ettiği Gülen Cemaati öyle dini hasletleri olan bir örgütlenmenin çok ötesinde işlevi olan bir örgütlenmeye dönüşmüştü. Bunların okulları, üniversiteleri, orta boy ve daha büyük şirketleri vardı. Gülenciler her alanda örgütlenirlerken bunlara her kurum ve kuruluşlarda ise kapılar arkasına kadar açıldı. Başlangıçta oraya buraya sızmalarda bulunmuşlarsa bile artık Gülen Cemaati devamında açık açık her yere girip ele geçirdiler. Diğer tarikat ve cemaatlerse tam bir cephe görünümünde güçlerini AKP içinde birleştirerek karşı-devrimci kadrolarını daha da çoğaltıp güçlendirdiler.

Kimilerinin söylendiğinin aksine işlerin bu noktaya getirilmesi işi; cahil, cühela, yobaz dinci kesimlere bırakılmış değildir. Aksine bu çevrelerin başarısına çok geniş içerden ve dışardan katkılar yapılmış öyle basit bir organizasyondan ibaret olmadığı da açıkça görülmüştür.

Bugün yapılan eleştirilerde Fethullahçı ya da Recep Tayyip Erdoğan yanlısıdır diye kimseyi ayırt edemiyorsak bunları yan yana getiren anlayışın bizim bildiğimiz cephe anlayışına benzemiyor oluşundandır. Dün Gülenci bilinen biri bugün rahatlıkla hem de katıksız Erdoğancı olabiliyorsa burada oturup düşünmemiz gerekiyor. Yine bunlara baktığınız zaman kimin ne kadar Amerikancı, Almancı ya da ne bileyim Türkiye tekelci sermayesini temsil eden TUSİAD’çı ya da liberal olup olmadıkları konusunda da tam bir kanaat sahibi olamıyorsunuz.

Yukarıda sözünü ettiğimiz tarzda bir araya gelen kesimler yine de Erdoğan’ın çevresinde istenildiği gibi bir araya gelerek doğmuş olan ne boşluğu doldurabiliyor ne de çöküşlerini önleyebiliyorlar. AKP ve saraya dayanak olmaya çalışan MHP’nin işlevi de durumu kurtarmaya asla yetmeyecektir.

17-25 Aralık 2013 tarihinde başlayan yolsuzluk operasyonu ve 15 Temmuz Askeri darbe girişimi sonucu bir hesaplaşma sürüp gitse de bu hesaplaşmanın biteceği yok gibi görünüyor. Çünkü yukarıda sözünü ettiğimiz gibi işin içinde gerçekten de bir dolaşıklık söz konusu.

Son zamanlarda her şeyin tek karar vericisi olar Recep Tayyip Erdoğan tarafından belediye başkanları görevden alınıyor, AKP içinde şu görev alabilir bu alamaz talimatları uçuşuyor. Bu olup bitenlere bakıp bazıları kırılmalar yaşanabileceğini düşünüyor olabilir. Sözü edilen kimseler asla bir araya gelip de Erdoğan’a karşı bir güç oluşturamazlar, oluşturmaya da cesaret edemezler. Aynı şekilde AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’la yolları ayrılan sermaye grupları da kolay kolay restini çekip ortaya çıkamazlar. Yine AKP içinde yuvalanmış tarikat ve cemaatler de aleyhlerine bazı durumlar olsa bile seslerini çıkaramaz yerlerinde oturup dururlar. Ayrıca liberal ve soldan çark kimselerin de çıkıp bir muhalefet koymalarının olanağı yoktur. Yoktur çünkü boğazlarına kadar battıkları bir kir çukurunda hep birlikte bu yolları yürüdüler, birlikte şarkılarını söylediler.

Ama bu demek değildir ki AKP ve saray iktidarını sürdürebilecektir. O doğal sonucu yaşayarak yıkılıp gidecektir. Ancak bu yıkılışın özneleri ise her zaman söylediğimiz gibi başta sosyalistler olmak üzere cumhuriyeti ve kazanımlarını öne çıkararak asgari müştereklerde birleşerek mücadeleyi yükseltenler olacaktır.

Ha sonucu işçi sınıfının mücadelesi mi belirleyecek diyor ve asgari müştereklerde birleşmeyi önemsemeyerek burun kıvırıyorsanız; işte o zaman da sosyalizm mücadelesi yolunda salt sayıklayıcı olarak kalmaktan kendinizi kurtaramayacak, kendiniz çalıp kendiniz oynamaya devam edeceksiniz demektir.