Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NATO NEYMİŞ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 EKİM 2017

Yeri geldiğinde NATO’nun bir saldırı ve savaş örgütü olduğunu defalarca yineledik. O NATO ki yeryüzünde kapitalist/emperyalist sistem adına bütün dünya halklarını susturmak için kurulmuş bir örgüttür. Varşova Paktı’nın dağılmasına karşın, NATO’nun varlığını sürdürmesi, bir kez daha anlaşılmıştır ki sömürücü, baskıcı, kan emici kapitalizmin sürgit devam etmesini sağlamaktır. Bugün Ortadoğu da içinde dünyanın pek çok hassas bölgelerinde NATO’nun görev ve işlevlevleri bundan ibarettir.

Bugüne kadar her dönem NATO Türkiye’yi bir şekilde kullanmıştır. Bugün oraya buraya yan bakıyor gözüken, bu yüzden de yandaşlarınca korkusuz bir, “dünya lideri’ olarak görülen Recep Tayyip Erdoğan döneminde NATO Türkiye’yi hem de tehlikeli işlerin içine sürerek kullanmıştır. Libya’nın işgali bu sonuçlardan sadece birisidir.

Bugün gelinen noktalarda AKP ve saray iktidarı sıkışmış durumda olduğu için manevra yapabileceği alan aramaya yönelmiştir. Bu yüzden de Rusya ile S-400 füze alımı pazarlığına girişmiştir. Bu konuda AKP ve saray iktidarının tutumu ne kadar gerçeği yansıtmaktadır bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Yalnız böyle bir adım atılmasının NATO çevrelerini de kızdırdığı açıkça görülmektedir. Bu konu ile ilgili konuşan NATO Askeri Komite Başkanı Peter Pavel, Türkiye’nin hava savunma sistemi almasının “sonuçları” olacağını savunarak; “Ülkeler karar almakta bağımsızdır” ifadesini kullandı Ancak konuşmaları içinde de tehdidini dile getirmekten çekinmedi.

Böylece anlaşıldı ki Türkiye şimdiye dek sayısız ülkeler tarafından tehdit edilmişti, bu tehdide bir de Türkiye’nin içinde olduğu NATO eklenmiş oldu. Olup bitenler de gösterdi ki Türkiye ya da herhangi bir NATO üyesi ülkeler emperyalist/kapitalist sistemin jandarmalığını yaptığı sürece sorun yoktur. Ancak bu göreve kim ya da kimler gölge düşürürse sonuçları da alenen bellidir. Sözüm ona bugün AKP ve saray iktidarı gölge düşürmüş gibi göründüğü için karşılığı da gelmekte gecikmemiştir.

Bir kez tanıyı doğru koymakta yarar vardır. Tanı; NATO’nun bir savunma paktı olmadığı, emperyalist/kapitalist sistemin saldırı ve savaş örgütü olduğudur. Bu yüzden de NATO tarafından yapılan açıklamalar bizi hiçbir zaman şaşırtmamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’yi NATO’ya sokan sağcı iktidarlardan başlayarak NATO’nun canhıraş bir şekilde bugüne kadar “hür” dünyanın savunulması adına egemenlerimizce savunulmuş olması, Türkiye egemenlerinin kim ya da kimlerin hizmetinde olduklarının da açıkça dile getirilmesidir. Uzun yıllar komünizm karşıtlığı üzerinden NATO’cu geçinenleri biz sosyalistlerin unutmuş oldukları düşünülemez. AKP iktidarı da köküyle kömçeğiyle sözünü ettiğimiz bu egemen güçlerin içindedir.

Bugün ufak tefek arızaların AKP ve saray iktidarını zorda koyması sonucu aslı olmayan sözler eğer bu iktidarın en tepedeki sözcüleri tarafından söyleniyorsa bu yalanlara kimse inanmamalıdır. Çünkü bu yalanların amacı yukarıda da söylediğimiz gibi AKP ve saray iktidarının manevra yapmak isteğinin ötesinde bir ciddiliği de inandırıcılığı da yoktur.

Nasıl uzun süre Arap rejimlerinin en gericileriyle AKP iktidarı neredeyse teslimiyet noktasında ilişkiler geliştirdi ve onlarla al gülüm ver gülüm din pazarlayıp ticaret yaptı ve ele geçirdiği olanakları da Türkiye’de cumhuriyetin yıkılması için kullandıysa ki kullandı. İşte bugün o Arap rejimlerinin hiçbiri AKP ve saray iktidarı ile çok da iyi ilişkiler içinde değildir. Ne var ki AKP ve saray iktidarı bu gerçeklere karşın yine de bu ülkelerle yakın ilişkiler sürdürmekten vazgemiş değildir.

Öyleyse; S-400 alımıydı, şuydu, buydu nedenlerle de AKP ve saray iktidarı emperyalist/kapitalist kampla da arayı bozmayı çok da göze alacak durumda değildir. Bu tür adımlar atmaya bunların dinci ideolojileri izin vermez çünkü.

Bugün geldiğimiz nokta cumhuriyetin kazanımlarını bile yitirdiğimiz noktadır. O cumhuriyet ki yurttaşlarına bağımsızlık bilinci vermişti. Bir dönemin 7’den yetmişe bağımsızlık konusunda duyarlı olanları bugün nasıl olmuştur da yerini bağımlılık ilişkilerine ve ülkeyi sat sav noktasına getirmiştir elbette ki anlaşılır bir yanı vardır. Ülkeyi yöneten egemenler ve ülkenin sermaye güçleri daha da palazlanmak ve de sistemlerinin tekerine taş konulabileceği korkusuyla ülkede sindirilmiş ne kadar çağdışı güçler varsa onları tasfiye etmedikleri gibi birlikte davranarak onlarla birlikte bugün cumhuriyetin neredeyse son kalesine kadar bayraklarını dikmişlerdir. Ne var ki ülkeyi bir bütün olarak da teslim alabilmiş değillerdir.

Sonuçta bu ülkenin sosyalistleri, ilericileri, devrimcileri, demokratları vardır. Bu kesimlerin neredeyse tamamının ne emperyalizm karşıtlığı ateşi söndürülmüştür ne de eşit, özgür yurttaşlık bilinci. Eğer ülkeyi NATO ve emperyalist/kapitalist dünyaya köle haline getirmişlerse getirenler de getirenlere karşı koyanlar da ortadadır. Bu yüzden asgari müştereklerde birleşmesi gereken demokrasi güçleri birleşmeli ve bu dinci, gerici, emperyalizmin kulu kölesi olmayı savunanları püskürtmeli ve yollarına güvenli adımlarla yürümelidirler. Yoksa yalancı pehlivanların perdah geçtiği gibi yok; NATO, AB, ABD karşıtıymış gibi numaralar çekerek yığınların gözlerini boyamaya kalkanların ekmeğine yağ sürmeye devam ederiz.

NATO’da Neymiş diye düşünenlere bir önerimiz var.

Bunu anlamak mı istiyorsunuz; o zaman 4 Nisan 1949’da kurulan NATO’nun serüvenlerine şöyle bir bakmanız yetecektir.