Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


10 KASIM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

10 KASIM 2017

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün üzerinden 79 yıl geçti. Atatürkçülüğü kimseye bırakmayanlar tarafından Köy Enstitüleri kapatıldı. Truman Doktrini’ne bağlı olarak ABD ile İkili Anlaşmalar imzalandı, Marşal yardımı alındı. Çok partili döneme geçildi geçilmesine de komünist avı azdırılarak devam etti.

Kurulan sosyalist partilerin hepsi kapatıldı ve yöneticilerine cezalar verildi. İmam Hatip Okulları açılmaya başlandı. 1950’de Demokrat Parti iktidara geldi ve gelişinin hemen arkasından emperyalist dünya ile ilişkiler ileri bir düzeye vardırıldı. Korey’e Amerikalıların yanında savaşmaları için Mehmetçiklerimiz gönderildi. 1952 yılında saldırı ve savaş örgütü NATO’ya girildi. Her tarafta tarikatlar ve cemaatler cirit atmaya başladı. İmam Hatiplerin sayısı arttırıldı. Ülkenin dört bir yanı “Barış Gönüllüleri” sıfatıyla CIA ajanlarıyla doldu. Süttozu dağıtılıp çocuklarımızın sözüm ona beslenmesine hizmet edildi.

Yolsuzluk, vurgun, talan, hırsızlık tavan yaptı. İşbaşına gelen bütün sağ iktidarlar yukarıda saydığım konularda akıl almaz işlere imza attılar. Sol ve sosyalist hareketler; bütün bu hainliklere karşı çıkılmasın diye Atatürkçülük kisvesi altında sindirilmeye yok edilmeye çalışıldı. 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleri Atatürk ismi dillerden düşürülmeyerek yapıldı. Sonra baktık gördük ki dizginlenemez sağ iktidarlar ülkeyi emperyalist/kapitalist dünyaya bağımlı hale getirmişler. Herkes din konuşur olmuş, dağ taş imam hatip okullarıyla doldurulmuş.

Ve gelmişiz AKP iktidarı dönemine. AKP iktidarı ile birlikte bugüne kadar yapılanların kat kat fazlası yapılmış. Emperyalist dünyanın bir dediği iki edilmemiş. Kapitalist sömürü katmerleşmiş, ülke varlıkları ne var ne yok yabancı güçlere peşkeş çekilmiş. Cumhuriyetle hesaplaşmaya girilmiş, Osmanlılık özlemleri her yerde konuşulur hale gelmiş. Vurgun, talan, hırsızlık, ülke varlıklarını yok pahasına uluslararası şirketlere satma girişimleri sınır tanımaz hale gelmiş.

Mustafa Kemal Atatürk’e hakeret olağanlaştırılmış, devletin TRT’sinde molla kılıklı yobaz sürüleri boy gösterip küfürnameler düzmüşler. AKP’ye bağlı televizyon ve gazeteler ağızlarına ne gelirse söylemişler, ne isterlerse yazmışlar.

Cumhuriyetin temelini işaret eden ne kadar önemli gün varsa ya yasaklanmış ya da yapılmaması için her türlü baskı girişimlerine hız verilmiş. Yani sizin anlayacağınız haktı, hukuktu, özgürlüklerdi rafa kaldırılıp demokrasinin D’sinin olmadığı bir sisteme geçilmiş. Bütün bunlara karşın Mustafa Kemal Atatürk ve cumhuriyetle ilgili yurttaşların geri adım atmadığı ve de giderek güçlendiği görülmüş ve bir kez daha gözlerin boyanması için harekete geçilerek Atatürkçü geçinme ve sözümona Atatürke sahip çıkıyor görünme ikiyüzlülüğü gündeme getirilip AKP ve benzerleri ilk adımlarını 10 Kasım yani bugün atmışlar, Antıkabir’i ziyaret için İstanbul başta olmak üzere ülkenin değişik yörelerinden Ankara’ya otobüslerle gelerek anmaya katılmışlardır.

Değerlendirmemi burada kesiyor ve şimdi dün ilginç bir Atatürkçülüğe değineceğim dediğim konuya geliyorum.

17 Mayıs 1971 Tarihinde THKP-C Kuruldu. İlk eylemi İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılması oldu. Ben o dönemde Sinop’taydım. Bir gece bizi Efraim Elrom’a karşılık gözaltına aldılar ve Sinop Emniyet müdürlüğü’ne getirildik. Gözaltına alına öğretmen arkadaşlar ve daha pek çok arkadaş vardı. Dönemin valisi ise İsmail Dokuzoğlu idi.

Durup dururken en baştaki öğretmen arkadaşa “Atatürkçü müsün” diye sordu. Öğretmen arkadaş tekmil verir gibi bağırarak Atatürkçü olduğunu söyledi. Tekmil verir gibi bağırarak yanıt verenleri dinledikçe sinirlerim altüst oldu. Kimdi bu vali, bizden tekmil alır gibi bize Atatürkçüyüm dedirtecekti ki? Ben onlar gibi yanıt vermemeye ve davranmamaya o anda karar verdim ve duyulur duyulmaz bir sesle; “Her devrimci biraz Atatürkçüdür” dedim.

Önce bir sessizlik oldu sonra da ne Moskof uşaklığım kaldı ne de vatan hainliğim. Tınmadım, çünkü onların bu tür hakaret sözleri benim için bir değer taşımıyordu. Vali epey köpürdükten sonra bir göğüs geçirdi ve sıranın en sonundaki liseyi yeni bitirmiş bir arkadaşıma sordu bu kez de. “Atatürkçü müsün” diye?

Arkadaşım oldukça sakin bir ses tonuyla; “değilim” dedi önce, sonra da sözlerini sürdürdü.

“Şu an bizi gözaltına almışsınız. Her türlü işkence yapabilirsiniz. Bütün bunlardan korktuğum için Atatürkçüyüm diyeceğimi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Sizlerden korkmuyorum” dedi ve biraz soluklandıktan sonra; “ne kadar halk düşmanı, ülkeyi yabancılara peşkeş çekmiş, NATO ve Amerikan uşağı, hırsız, dolandırıcı, vurguncu, laiklik ve aydınlık karşıtı varsa kendilerine Atatürkçüyüm diyor. Ben olardan değilim. Bu yüzden de sizin karşınızda Atatürkçüyüm diyecek değilim” dedi.

Uzun bir suskunluk oldu. Bu suskunluktan yararlanarak; “bir dakika bir şey söylemek istiyorum dedim ve beklemeden biraz önceki sözlerimi geri alıyorum ve arkadaşımın görüşlerine katılıyor, sözlerinin aynısını yineliyorum” dedim. Artık bize edilen hakaretleri varın siz düşünün. Üstümden öyle bir yük kalkmıştı ki bundan böyle değil işkence ya da uzun süre içerde kalmak idam sehpasına bile çıkarsalar bana koymazdı. Bizi bir yere tıktılar ve üstümüzden kapattılar. Bu arada tekmilciler arkadaşıma ve bana yaktınız bizi dedilerse de onlarla sanki yolları ayırmış gibi hiç konuşmadık. Sonra bizi Jandarma’ya teslim ettiler. Tekmilciler bırakıldı. Geriye 5 kişi kaldık. Jandarmada yanımıza gelen Emniyet Müdürlüğü’nde de orda bulunan albay bize şöyle söyledi:

“Çocuklar haklı olmaya siz haklısınız, ben de sizin gibi düşünüyorum. Yalnız burada bulunan arkadaşlarınızdan bazıları bir süre önce bomba ile yakalanmış, bu yüzden bir şey yapamadım” dedi.

Sonra bizi attılar emniyetin bir arabasına doğru Ankara’ya getirdiler.

O hesap, şimdi AKP’li Atatürkçüler de bugün Anıtkabir’deler. Yukarıda arkadaşımın söylediği benim de daha sonra katıldığım sözleri ne kadar anlamlıymış değil mi?

Anlamlı çünkü daha şimdiden AKP’nin Atatürk’e sahip çıkmasını doğru bulan ve hangi düşüncede olursak olalım Atatürk hepimizin diyenler seslerini yükseltmeye başladılar da bende geçmişten bir anımı anlatmak gereği duydum.

Nasılsınız iyi misiniz?

Sizler de o hırsızların, talancıların, ülke satıcılarının, yolsuzluk yapanların, rüşvet alanların, ülkeyi parsel parsel yabancılara satanların, rantçıların, ihale vurguncularının hamurundan mısınız, değil misiniz?

Hamurundansanız eğer önemi yok, kimi olumlarsanız olumlayın pulsunuz pul!