Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HESAP KİTAP BİLENLERE BAKIN SİZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

19 KASIM 2017

AKP Genel Başkanı bir grup zevatın önünde konuşuyor. Her şeye sebep hıyar, domates fiyatları değil, faizmiş faiz.

Dün CHP’nin Emek Çalıştayı ile ilgili düzenlediği toplantının bir benzeri başka bir salonda AKP’lilerce yapıldı. Bu toplantıda Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi asgari ücretin artışı ile ilgili olarak öyle bir şey söyledi ki tam anlamıyla evlere şenlik sözlerdi. Salonda bulunanlar artık kimlerdi bilmiyorum ama onları işaret ederek; “asgari ücreti arttırmak istiyorlarsa buyursunlar arttırsınlar, ellerini tutan mı var” dedi.

Önce şu hesabı kitabı Şam’dan dönen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediklerine bakalım bir. Bulunduğu makam itibari ile aynı zamanda da Anayasa’yı da hiçe sayarak istediği gibi davranışlarıyla her şeye kadir olduğunu gördüğümüz muhterem; topu Merkez Bankası’na atıp sözüm ona yakayı sıyırmaya çalışıyor. Faizler yüksekmiş de, bu yüzden döviz fiyatları sürekli artıyormuş. Bugüne kadar Merkez Bankası’nın öngördüğü rakamların hiçbiri ama hiçbirisi tutmuyormuş. Bu yüzden de konuştuğu kimselere Merkez Bankası’nı şikayet ediyor. Orada kendisini dinleyenler bu sözlerin ne kadar aslı astarı olup olmadığını tartmışlar mıdır bilmiyorum ama onun öfkeli ve öğreten edasındaki sesi salonda çınladıkça salon daha da bir sessizliğe gömülüp adeta orada kimse yokmuş bir görüntüye bürünüyor.

Bu sözler niye söylenir, bu sözlerden ne amaçlanır kuşkusuz kendisi herkesten daha iyi biliyordur. Ancak bu sözlerinin ne inandırıcılığı var ne de bir gerçeği açıklamak için değeri.

Birincisi; diyelim ki Merkez Bankası Başkanı siz faizleri indirin diyorsunuz ama o burnunun dikine giderek faizleri indirmeyip piyasadaki sarsılmalara neden oluyor. O zaman bilmem neredeki bekçinin çalışmasına kadar müdahale edecek hakkı kendinizde görüyor ama Merkez Bankası Başkanı’nı görevinden alıp yerine istediğinizi yapacak birini atayamıyorsunuz? Bunu da Merkez Bankası’nın işleyişinde özerkliğe bağlıyorsunuz. Oysa Türkiye’de Gerçekler ortada, hiçbir kurumun ne özerkliği söz konusudur ne de böyle bir yönde adım atılabilir? Merkez Bankası da bu konuda farklı bir uygulaması olan bir kurum olmaktan AKP iktidarı eliyle zaten çoktan çıkarılmış bulunmaktadır.

Eğer Recep Tayyip Erdoğan bu konuyu bu şekilde gündeme getirmek gereği duyuyorsa ki duyuyor, kartopunun giderek büyüdüğünü kendi üstlerine heyula bir şekilde geldiği, ekonomide ortaya çıkacak altüstlüklerin sonuçlarının kendileri için ne gibi sonuçlar yaratacağını gördüğü içindir. Bu yüzden bu tavrının nedeni; kitlelere sanal sebepler göstererek en azından siyasi iktidarlarını sarsılmaktan ve hatta tepetakla olmasını engellemek gereksinimindendir. Yoksa Recep Tayyip Erdoğan’ın her şey iki dudağının arasından çıkacak söze bakar ve dediklerini harfiyyen uygulayacak birisini de ataması olasıdır.

Kaldı ki Merkez Bankası ekonomik gelişmelere paralel olarak faizleri arttırma yürekliliği gösterebilse ve de iktidardan çekinmemiş olsaydı belki de ne dolar ne de Euro bu kadar yükselişe geçmeye bilirdi. Bu yüzden de Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekten de ülkeyi hesapla, kitapla yönetmek istemediğinin bu konuşma en açık kanıtıdır.

Bırakalım ekonomi uzmanı olmayı, sıradan insanlar bile eğer bir ülkede sanayi üretimi başta olmak üzere, üretimin bırakalım yerinde sayması sürekli olarak düştüğü ülkelerde faizi durdurmayı hiçbir şekilde başaramazsınız. Çünkü dışalım için sürekli olarak sıcak paraya gereksiniminiz vardır, o para da sizin kasanızda olmadığına göre bir yerlerden bulmak zorunda olduğunuz için istenilen faizi yetmez garantisini vereceksiniz ki elin adamı size para versin. Bugün bu konuda da olağanüstü zorlanıldığından ipotek için ülkenin en önemli varlıkları Varlık Fonu’na laf olsun diye aktarılmamıştır.

İşin içine dış güçlerin manipülasyonunu da kattığınızda hiç kuşku yok ki önünüz daha da karanlık olacaktır. Bugüne kadar Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin hesap edemediği şey emperyalist/kapitalist dünyanın hükmünün nasıl işlediğini diğer sağ iktidarlardan beş beter daha doğası gereği görememiş, görmemiş olmasıdır.

Bu yüzden de en küçük bir sallantı bile ülkemizde 80 milyon yurttaşı etkileyen bir deprem niteliğindedir. Bu depremin şiddeti, sözüm ona hesap bilirler yüzünden 7-8 şiddetine çıkabileceğini ve Türkiye’nin ekonomik bir yıkımın tehdidi altında olduğunu kimse göz ardı etmemelidir.

Yukarıda da söylediğimiz gibi evlere şenlik bir Ekonomi Bakanı vardır. Söyledikleri komik değil, sonuçları itibariyle trajikomiktir. Ülke ekonomisini vasat noktada bile olsa ayakta tutmak istiyorsanız en azından tarımı öldürmemeniz gerekirdi. Oysa bugün AKP iktidarı eliyle dün ürettiğimiz ve hatta dışsatışını yaptığımız ne kadar tarım ürünü varsa bugün dışardan alımını yapmaktayız. İş böyle olunca da ne palavralar palavra olmaktan çıkmakta, ne üreticilerin, ne işçi ve emekçilerin derdine merhem olunamamakta, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de asgari ücretin arttırılması ile ilgili salondakileri işaret ederek; “asgari ücreti arttırmak istiyorlarsa buyursunlar arttırsınlar, ellerini tutan mı var” diyebilmektedir.

Bizler de bu sallama sözleri hesap kitap bilenlerin ağzından dinleyip durmaktayız ki; bu terazi bunca ağırlığı çekmez, çekemez…

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşuyor. Aynı konuşmayı bugüne kadar kaçıncı kez yineledi sayısını unuttuk. Malum bir süphaneke yüzlerce tekrarlanır da bu dinci kesimin kafasına nasıl öyle çakılı kalırsa Sayın Erdoğan’da İmam Hatip kökenli olduğu için bu işi iyi biliyor ve aynı şeyleri yineleyerek ancak yandaşlarının kafasında kalacağına inanıyor. Neymiş efendim? Kılıçdaroğlu hesap kitap bilmiyormuş, bu yüzden de kendi döneminde SSK’yı 2,5 milyar zarara sokmuş. Gerçi o dönemin SSK’sının zarara uğramasının hesapla kitapla ilgisi yok ya neyse. Muhterem bu açıklamalardan medet umuyor olmalı ki verip veriştiriyor. Her şeyden önce o dönemi iyi bilenler insanların 38-44 yaş aralığında emekli olduklarını da iyi bilirler ama nerede Sayın Erdoğan’ın o dönemin sosyal ve toplumsal konumunun analizini yapabilme yetisi sormak gerek.

TEFE-TÜFE karıştırıp zararı 42 milyar liraya çıkarsa da bu zarar çalmaktan, çırpmaktan ya da ne bileyim istismardan kaynaklanmıyor. Tam tersine sistemin doğrudan kendisiyle ilgili. Şimdi ise emeklilik yaşı olmuş 65 ama zarara bakarsanız 20 milyarı geçmiş. Dahası AKP döneminde zararlar incelendiğinde içinde her halt var. Çalma var, çırpma var, vurgun var, talan var. Eğer hesaptan konuşuluyorsa hesap bu gerçekler ışığında yapılır. Yoksa topluma günde yüz kez Elham okur gibi okumakla değil. İşin daha da kötüsü nedir biliyor musunuz? AKP iktidarının harcamalarının denetiminin bile Sayıştay’ın denetiminden geçememesi ya da Şayıştay’ın devre dışı bırakılıyor olması. Kim hesap bilir, kim bilmez eşyanın doğası gereğidir birazda. Öyle ya sizin eğitiminiz nedir ki Sayın Erdoğan bu kadar yüksekten atıp tutarak kamuoyunu meşgul edip duruyorsunuz?

Madem bu kadar hesap bildiğinizden eminsiniz, Kemal Kılıçdaroğlu sizden kaçmıyor ki tam aksine her fırsatta sizi konuyu tartışmaya çağırıyor ve diyor ki “istediğiniz kanalı siz seçin, en güvendiğiniz gazetecileri de çağırın tartışalım kim hesap biliyormuş kim bilmiyormuş görelim, karizmadan söz ediyorsun ya karizmanı çizeyim.” Peki, siz ne yapıyorsunuz? Bugüne kadar bu çağrıların bir tekine bile yanıt vermiş değilsiniz. Hocanın süphaneke tekrarladığı gibi aynı şeyleri efsunladığınız yandaşlarınıza anlatıp duruyorsunuz.

Oysa siz bunları yineler dururken Türkiye’nin emperyalist dünya tarafından nasıl kuşatıldığından ve işin bu noktalara kadar nasıl geldiğinden haberiniz bile yok. Öyle ya bir şeyi anlamak için illa da gözünüze batırılması gerekir.

Bugünlerde tartışmanın gündemine oturan Norveç’te yaşanan NATO tatbikatında düşman olarak belirlenen hedeflere Atatürk ve sizin resimlerinizin konması oldu. Şimdi kalkmış bunları Kabul edilemez, yok şu yok bu diye devinip duruyorsunuz. Oysa işlerin bu noktaya gelmesinde sizin payınıza düşeni görebilseniz sorunu daha iyi anlayacaksınız ama nerede o bakış açısı nerede o dünya görüşü? Siz ki emperyalizmin güdümünde bölgemizde onca politikalara imza attınız. Yetmedi emperyalist güçler adına BOP Eşbaşkanı bile oldunuz. İşlerin Nereye varacağı konusunda öngörünüz olmaması bir yana bu işe çoktan payanda politikalarınızla bugünkü ortamı yarattınız. Şimdi Türkiye kamuoyuna ABD’nin, saldırı ve savaş örgütü NATO’nun herzelerinden yola çıkarak derdinizi anlatmak için uğraşıyorsunuz.

Norveç’e gönderilen 40 nitelikli asker olayların bu boyuta gelmeden önceki halinden çok mu habersizlerdi de Atatürk ve siz düşman hedefler noktasına oturtulduğunuzda haberleri oldu? Kusura bakılmasın ama bir zamanlar 11 askerin başına çuval geçirildiğinde o zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök salt Amerikalıları korumak için “bu bir münferit olay” derken size sorulan soru üzerine sizin ağzınızdan çıkan sözü de unutmuş değiliz. “NE NOTASI MÜZİK NOTASI MI?” Şimdi kalkmış aynı görevde olan Hulusi Akar Bey olayı duyunca askerimizi hemen çektik de falan filan. İşin geldiği boyutun her aşamasında politik sorumluluğunuz var. Hesap biliyorsanız, bunları da biliyor olmalısınız.

Bir de Ana muhalefet partisi adına Özgür Özel’in açıklaması da o bildiğimiz klasik açıklamaların ötesinde bir açıklama değil. Değil, çünkü bu işin boyutu bu skandalı yaratanların dünya kamuoyu önünden cezalandırılmaları ve NATO adına sıkı bir özür dilenmesinin çok ötesinde. Her şeyden önce burada NATO gerçeğini anlamlı bir şekilde masaya yatırmadan öyle şununla bununla geçiştirilecek bir durumla karşı karşıya olmadığımız çok açık.

Bu yüzden de sizler NATO ile ilgili özür noktasına Ancak 2017’lerde geldiniz ama daha NATO’nun kuruluş döneminde bu ülkede NATO’ya karşı çıkan onurlu bilim insanları ve politikacılar olduğunu da biliyor olmalısınız. Niçin NATO’dan çıkılması gerektiğini topluma 1965’lerde Türkiye İşçi Partisi’nin ‘NATO’ya HAYIR’ kampanyası sırasında topladığı imzalar sanırım TBMM’nin arşivlerindedir.

Biliyoruz burjuva siyasetçileri olarak her şeyi sineye çekebilir, NATO gibi saldırgan bir paktın içinde kalınması için bin bir dereden de su getirmek doğrultusunda göbek çatlatabilirsiniz.

Ancak gün gelir hesap kitap bilmediğiniz yüzünüze bir tokat gibi iner ve işte o zaman dünya kaç bucakmış görürsünüz…