Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DÜMDÜZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 KASIM 2017

AKP iktidara geldikten sonra kamu mallarının %90’ını satmış. Buradan gelen paralarla ne yapmış acaba diye soruyorsanız sormayın, çünkü bu paralar deve edilip ortadan yok olmuş. İş bu kadar mı, elbette değil. Bir zamanlar yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen Fethullahçılar devletten elde ettikleri vurgunlarla dünyanın parasının üzerine konmuşlar. Devletin içinde elde ettikleri bu güçle örgütlenerek yapmadıklarını bırakmamışlardır. Fethullahçılarla şu andaki iktidarın araları bozulmadan önce can ciğer kuzu sarması idiler. “Hoca Efendi, Hoca Efendi” diye çevrelerinde dolanan bugünün AKP’lileri şimdi herkesi Fethullahçı görüyorlar da niyeyse bir kendileri Fethullahçı değiller.

Şimdilerde billboardları süsleyen Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafı ile birlikte 700 küsur tesis ve bilmem kaç milyarlık yatırımdan söz ediliyor. Bilinmeli ki bu yatırımların hiçbiri yatırım falan değil, sadece ve sadece göz boyamaya ve seçim kazanmaya yönelik şeylerdir o kadar. Kaldı ki herkes biliyor ki köprü, tünel, yol artık AKP’nin size yatırım diye sunduğu ne varsa ülkeyi altından kalkamayacağı borçların içine iten ve ülkenin yabancılar tarafından haraca bağlanmasından öte bir şey olmadığını bilmeyenimiz yok. Neymiş efendim yabancılar köprü yapmışlar, yapmışlar da ayda bilmem kaç aracın geçeceği taahhüdünde kim bulunmuş, geçmeyen araçların parasını acaba kimler ödeyecekmiş?

Kentler yağmalanmış, kupon arazilerin kimlere verileceği yetkisi bile Sayın recep Tayyip Erdoğan’ın yetkisine verilmiş. Verilmiş de ne olmuş, Recep Tayyip Erdoğan vurgunu mu, yoksa kentlerin görüntüsünün bozulmasını mı yine kendi deyimi ile şehirlere ihaneti mi önleyebilmiş?

Şu Çevre ve Şehircilik Bakanı Özhaseki bugünlerde çok konuşuyor. 16 yıllık AKP iktidarında vurgunun, soygunun, rantçılığın, orman katliamının, kıyıların yağmalanmasının, maden ocakları açılışı ile ilgili kararlar sonrası doğanın içine edilmiş o muhterem yine kalkmış CHP’yi suçlama peşinde. Dünkü gazeteleri gördünüz mü bilemiyorum; ne kadar kafa Fethullahçı varsa hepsi ile yanyana çekilmiş resmi var. Oysa bugün bunların hepsi sütten çıkmış ak kaşık rolündeler.

Gelelim Bekir Bozdağ’a; Bekir Bozdağ, Danıştay’ın kararlarına esmiş yağmış. Öyle ya; Danıştay İlahiyat mezunlarına öğretmenlik hakkını vermemiş. Bu yüzden de Bekir Bozdağ bu hakkı kendinde görüyor ki Danıştay’ın kararına o mu belirleyecek öğretmen olup olmayacaklarını diye verip veriştiriyor. Öyle ya AKP iktidara geldikten sonra bu ülke olmayacak nelere alıştırılmadı ki ilahiyat mezunlarının öğretmen olmasına alışmasın değil mi? Gerçi yargıyı yargı olmaktan çıkardınız çıkarmasına da yine de işinize gelmeyen kararlar çıktığında aklınıza eseni söylemeyi kendinizde hak görüyorsunuz. Oysa başka konularda lehinize çıkan kararlarla ilgili yargının ne kadar iyi ve isabetli kararlar verdiğini düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Sayın Bekir Bozdağ; nasıl avukattan doktor olamazsa; bir ilahiyat mezunundan da asla öğretmen olamaz. Gerçi biz oldururuz diye düşünüyorsunuz biliyoruz da gördüğünüz gibi hesaplarınızın hemen tamamı Bağdat’tan dönüyor Bağdat’tan.

Bir de son olarak Soçi’de Suriye ile ilgili yapılan toplantı var. Bu toplantıda da Suriye’de nelerin yapılacağı konuşulmuş. Bu toplantı ile ilgili Sayın Recep Tayyip Erdoğan Soçi’de çok önemli kararlar alındığından söz ediyor ve bu arada da CHP’yi bir sataşmada bulunmaktan da geri durmuyor. Meğer muhterem çok önemli görüşmeler yapıyormuş da CHP bunlarla değil de kaza ile devrilen sandalye ile ilgileniyormuş.

Soçi’de şu görüşülmüş, bu görüşülmüş bilemeyiz. Eğer Suriye’de olumlu adımlar atılması isteniyorsa AKP ve saray bugüne kadar izlediği tüm politikaları terk etmeli ve Suriye yönetimi ile doğrudan Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunu Kabul ederek görüşmelere başlamalı, yetmez Suriye topraklarında üslenen teröristlerin temizlenmesi için de hiç değil engel olmaya kalkışmamalıdır.

Son 16 yıldır AKP ve saray iktidarı ülkede ne var ne yok dümdüz etmiştir. Bu gerçekleri önem ve kararlılıkla bilincimize kazımalı ve tek tek hesabını sormalıyız ki ülke içine itildiği tehlikeli durumdan bir ölçüde de olsa kurtulabilsin. Yoksa bu ağırlığı bu terazinin çekmesinin olanağı kalmamıştır.

Bu arada işçi sınıfının yüce öğretmenlerinden sosyalizmin yılmaz savunucusu Fidel Kastro'yu ölümünün 1. yılında saygı ve minnetle anıyoruz.