Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BİTİŞ ve İNSANLIKLARININ İFLASI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

11 ARALIK 2017

Olayların birinin acısı bile daha küllenmemişken bir diğerini yaşıyoruz. Adana/Aladağ’da çocuklarımız yanarak yaşamlarını yitirdiler. Burası hepinizin bildiği gibi bir tarikat yurduydu.

Anlaşılan bütün bu yaşananlardan en küçük bir ders bile alınmamış olmalı ki acı haber bu kez de Diyarbakır’ın Kulp ilçesinden geldi. Orada da yine bir Kur’an kursunda yatılı 6 öğrenci yanarak yaşamlarını yitirdi. Olay sonrası nasıl da olaylar birbirinin benzeri olarak karşımıza çıkmakta, kimi tutum ve davranışlar nasıl da canımızı acıtmaktadır anlatılır gibi değildir. Tıpkı Aladağ’da olduğu gibi Diyarbakır Kulp’ta da yaşanan bu acı olay sonrası yanarak yaşamlarını yitiren çocuklarımızın babaları ilgililerden davacı olmamışlar. Gördüğünüz gibi anneler demiyor babalar diyorum çünkü bu tarikat ve cemaat yobazları için kadının adı bile yoktur zaten.

AKP iktidarı ile birlikte ne çok örümcek kafalı kimseler öğretmen olmuş patlayan her yeni olayda bu gerçekleri daha iyi görüyor ve yaşıyoruz. Bir ortaokulda sözüm ona geleneklerimizi çocuklara öğretmek için çocuklara gelinlik ve damatlık giydiriliyor ve öğretmenler ise para takarak geleneklerimizi çocuklarımızın kafasına adeta çivi gibi çakıyorlar.

Olaylar zinciri bitecek gibi değil.

Eşinden ayrılan bir kadın başka bir kente yerleşmesine karşın oğlu tarafından öldürülmekten kurtulamıyor.

Bir imam hatip ortaokulunda öğle namazına gitmedikleri için çocuklar müdür tarafından sıra dayağından geçiriliyor.

Cuma namazına giden bir doktor döndüğünde bir hastanın adı Çayan Olduğu için hastaya bakmamak gibi bir yolu seçiyor.

Adana’da bir devlet öğrenci yurdunda ders çalışma alanı dini sohbetlerin yapıldığı yer haline getirilip öğrencilerin ders çalışma olanakları ellerinden alındığı yetmiyormuş gibi bir de bu yurt tarikat ve cemaatçilerin cirit attığı yer haline getiriliyor.

Bizler nasıl bir toplum haline geldik?

Yaşadığımız onca olaylar karşısında hiçbir şey görmemiş, duymamış gibi davranıp bana değmeyen yılan bin yaşasın örneğindeki gibi yaşayıp gitmek insanlık mı? Tacizden ölümle sonuçlanan kadına şiddete, yolsuzluktan rüşvete, nüfuz ticaretinden adam kayırmaya kadar ey insanlar bunların hiçbirini yaşamadınız ya da tanık olmadınız mı? Sizler çocukların gördüğü taciz karşısında “bir kereden bir şey olmaz” diyen bir kadın bakana ya da aynı zihniyeti taşıyan politikacılara nasıl tahammül ediyorsunuz?

Bütün bunları görüp de yobaz ve ahlaksız sürüsüne neden tepki veremiyorsunuz da onlarla aynı tas aynı hamam havasında suç ortalığı yapıyorsunuz? Yoksa sizin de alın deriniz çatladı da utanmanız ve de sıkılmanız kalmadı mı? Şu çekilen acılara bakın bir. Sanki bu toplum ağır bir travma altında cinnet geçiriyor. Dinci, gerici, faşist bir yönetim anlayışı ile topluma öyle bir hastalık şırınga edilmiş ki ülkemiz adeta hasta bir toplum haline gelmiş. Yalan dolan olağan işlerden sayılarak bunu en iyi yapanlara öykünülür olmuş.

Derler ki alışmış kudurmuştan beterdir. Dinci, gerici, faşist bir sermaye düzeni için bu toplumun bütün değer yargılarını altüst edenleri görmeyen öğretmenler çocuklarımız gelenek ve göreneklerini öğrensinler diye ne güzel örnek oluyorlar görüyor musunuz? Felsefeleri “Dayak cennetten çıkma” olan ve sürü hayatı yaşayan beyinsizler yüzünden bu toplum neleri olağan olarak görüp içselleştirdi anlaşılır gibi değildir. “Kocadır sever de döver de” kanıksaması içinde olan bir toplumun insanlarından ne hayır gelir ki? Onlar için kadın cinayetleri de olağandır, karakolda, askerde, okulda dayak da.

Eh tabi bunca olumsuzlukları görüp te işin eksi tarafını dile getirmeden olmaz olmaz da bu toplumun hepsi de sözünü ettiğim yobazlık hastalığına tutulmuş değildir elbet. Müziği yadsıyan ve günah kabul eden yobazlara karşı da pırıl pırıl gençlerimiz çıkıp “Şeytan bunun neresinde” diye hem çalıp hem söyleyerek hesap sorarlar elbette. İçimizin bunca daraldığı anlarda bile ülkemizde sokağa çıkar ve güzel yüzlü bütün bu olumsuzlukları yadsıyan insanların olduğunu da görmekten son derece mutlu oluruz tabiî ki de. Ahlaklarını, iyi insan olup olmadıklarını sorguladığımız çevrelerde bunların zerresinin kalmadığını görüyoruz zaten.

Evet, dünyanın neresine giderseniz gidin kapitalist/emperyalist sistemin çürüttüğü toplumları görürsünüz. Bu çürümenin sonucudur ki bugün Türkiye’de bizler bunları yaşıyoruz. Hırsızlıkları tavan yapmış olan bir iktidar kolaylıkla kendi günahlarının üstünü örtmekle kalmıyor. Toplumun karşısına çıkarak “bak benden başkaları da çalıp çırpıyormuş” diyerek CHP belediyelerine yönelik operasyonlara girişiyorsa çürümenin son demindeyiz demektir ki buradan tam da buradan kurtuluşa doğru bir çabanın, bir yükselişin olacağını da akıldan çıkarmamak gerekir.

Söylediğim gibi kapitalizm insanlığa ters bunca olayı yaşamamızın önünü açtı ve tonlarca pisliğin sokaklarımızda bir sel akışıyla akmaya başlamasına neden olduysa bu pisliği temizleyecek ve kapitalizmi tıpkı 1917 Büyük Sosyalist Ekim Devrimi coşkusu ile tarihin çöp sepetine gönderecek yığınların olduğunu da unutmamak gerekir.

O zaman üstesinden gelmek mi istiyoruz?

Ne yapacağımız bellidir. Örgütleneceğiz, güçleneceğiz ve yeneceğiz.