Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DEVLET ELİYLE İÇ SAVAŞ NASIL ÖRGÜTLENİR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 ARALIK 2017

15 Temmuz 2016 kalkışmasını nasıl fırsata çeviririz anlayışını son demine kadar kullanmak isteyen AKP ve saray iktidarı yeni ve çok tehlikeli bir aşamaya daha geçmiş bulunuyor. Öyle ki anayasa ve yasalar güvenlikle ilgili görevleri sadece ve sadece güvenlik güçlerine onu da kurallara bağlayarak verdiği halde Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni KHK’sıyla birlikte bu konudaki her türlü yasal düzenlemeler bir kenara itilmiş oldu.

Görüldüğü gibi ortalık toz duman. AKP’liler bu KHK’yı savunmak için olmadık marifetler sergiliyorlar. AKP’li Mahir Ünal bu kararnamenin sınırlarını sözüm ona ahmak yerine koydukları yurttaşlara anlatırken 15-16 Temmuz 2016 tarihleri arasını kapsıyor derken, KHK’nın içinde böyle bir açıklık yok. Aksine benzerlik sözcüğü kullanılarak gelecekte de böyle bir şeyin olabileceği bu durumda da sivil AKP milislerine görev düşeceği düşünülmüş olmalı ki bu konu açıkça dile getiriliyor.

Bir düşünün; Gezi gösterileri sırasında demokratik haklarını kullananlara karşı durumdan vazife çıkarıp eli palalı, baltalı, sopalı pek çok kimse bildiğiniz gibi sokağa inmiş, Eskişehir’de üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ı katletmişti. Olaylara doğru mercek tuttuğumuzda göreceğiz ki Recep Tayyip Erdoğan’ın son KHK’sı bu tür cinayetleri işleyenleri koruma şemsiyesi altına almak istemektedir.

Bu saatten sonra bu KHK ile ilgili kim ne söylerse söylesin, neyi nasıl savunursa savunsun, sıradan bir gösteri bile bu gösteriye karşı olanlarca terör eylemi veya iktidara karşı darbe girişimi olarak görülebilir ve sonuçları tahmin bile edilemeyecek olaylara bilinçli bir şekilde, bilinerek ve istenerek kapı aralanmış olur. İşte bu yüzden meclis denetiminden bile geçirilmeyen böylesi bir KHK için artık sözle yetinmenin olanağı kesinlikle kalmamıştır. Bu yüzden çıkarılan bu KHK’ya karşı zaman geçirilmeksizin ne yapılacaksa yapılmalıdır.

Zaten OHAL’le yönetilen ülkemizde artık TBMM’nin gerekliliği de tartışılır hale gelmiştir. Özellikle burada en çok iş kuşku yoktur ki Ana muhalefet partisi CHP’ye düşmektedir. MHP’yi zaten farklı bir parti olarak saymak ve değerlendirmekte gerekmiyor. Çünkü KHK’yı AKP’lilerden de daha fazla savunan Devlet Bahçeli’nin şu sözleri aslına bakarsanız o kadar çok şeyi anlatıyor ki; gerisi lafı güzaftır.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, 696 Sayılı KHK'nın 121. Maddesini eleştirenlere karşı şu sözleri söylüyor. "Hep aynı simalar, hep aynı nakaratlar, hep aynı itham ve iftiralar yine sahne almıştır. Alayına yazık, hepsine yazıklar olsun"

"Türkiye’nin sosyal ve siyasal iklimini zehirlemek, birlik ve dirliğini zedelemek isteyen meşum emel ve malum karanlık hedeflerde bir gerileme, bir nedamet yahut bir ıslah hali maalesef görülmüyor, görülemiyor. Kriz severler her fırsattan istifadenin peşindeler. Kaos ve korku tacirleri her gelişmeyi karalamanın, her durumu haşince kurcalamanın, haince kumpasa çevirmenin hevesindeler. Yetmedi mi bunalımlar? Yetmedi mi ağır ve beka düzeyindeki sorunlar?

Benzer bir açıklama da Büyük Birlik Partisi’nden geliyor.

Gördüğünüz gibi mayaları birbirine benzeyen ve yeni bir Milliyetçi Cephe görüntüsü veren AKP-MHP-BBP gibi partiler dün kaldıkları yerden amaç ve eylemlerini sürdürmeye öyle meraklılar ki son KHK bu gerçeği açıkça görülür hale getirmiştir.

Ayrıca bireysel silahlanmaya yönelik Rize Valisi Erdoğan Bektaş’ı bile isyan ettiren aşırı derecede silah ruhsatı alıp silahlananların olduğu da bir gerçektir. Valiye göre adam muhtaç durumda ama silah almak için parayı buluyor…

Sizin anlayacağınız AKP’nin yandaşları uzun süredir silahlanmakta olup şimdilerde bu silahlanmaya daha da hız vermiş durumdadırlar. İşte bu yüzden Recep Tayyip Erdoğan’ın son KHK’sının asla peşini bırakmamak ve işlersiz kılmaya yönelik demokrasi güçlerinin yoğun çabası bir zorunluluk haline gelmiştir.

Bir şey daha; Afrika gezisine çıkmadan önce bazı kurum ve kuruluşların “Varlık Fonu”na devredildiğini görüyoruz. Bu yeni devirlerle birlikte Türkiye tam anlamıyla ipotek altına sokulmak istenmektedir bu gerçeği de asla gözümüzden ırak etmeyelim.