turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BELLEĞİMİZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

29 ARALIK 2017

Bizim belleğimizde asla unutulmayacak olay ve olgular var. Zaman gerçekleri bazılarının belleğinden silse bile biz ve bizim gibilerin belleğinden bu ülkede yaşananlar asla ama asla silinmeyecektir.

Ülkemiz egemen güçleri kapağı sözüm ona hür dünya dedikleri emperyalist kampa atınca; ülkemizde hak arayan işçisi, köylüsü, aydını, bilim insanı ve öğrencisi kim varsa hedef tahtasına konuldu. Solu ve sosyalizmi savunanlar uyduruk kaydırık gerekçelerle tutuklanarak içeri atıldılar. İşkence gırla idi, tabutluklarda güzel insanların canlarına okundu. Öyle şeyler yaşattılar ki insanlarımıza basit bir hak arayışında bulunan, yazı yazan ya da konuşanlara çeyrek asırı bulan cezalar kesildi. Bütün yıldırmalara karşın, sözünü ettiğimiz bir avuç insan yılmadı, pişmanlık duymadı, yolundan dönmedi. Ülkede ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın gerçekleri söyleyenlerin sözlerini ve yazdıklarını ne bu gökkubeden silebildiler ne de yazdıklarını yok etmeye güçleri yetti.

27 Mayıs ihtilalinden sonra hazırlanan 1961 Anayasası ile ülkemize kısmi de olsa demokratik bir ortam geldi. Bu ortamda birden demokrasi güçleri hızla örgütlenmeye başladı. Siyaseten Türkiye İşçi Partisi siyaset sahnesine çıktı. Çıkar çıkmaz da aydınlardan, öğrencilerden, işçilerden ve köylülerden büyük bir ilgi gördü.

Kendileri için durumun iyiye gitmediğini gören egemen güçler ve onlar adına politika yapan sağ siyasi yapılar hemen harekete geçip o dönemde var olan ne kadar demokrasi yanlısı dernek, sendika varsa hedef seçildi. Türkiye İşçi Partisi’nden ölümlerinden korkar gibi korkar oldular. Çok geçmedi dinci ve gerici güçler örgütlenmeye başladı. Bu güçlerin arkasında hiç kuşku yok ki ülkemiz işbirlikçi sermaye güçlerinin yüksek düzeyde ilişki kurdukları Amerika vardı. Amerika, bu tür gerici ve halk düşmanı örgütleri ya doğrudan kurdurttu ya da gelişip güçlenmeleri için onları besleyip semirtti.

İlim Yayma Cemiyeti’nden Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne kadar bir sürü tarikat ve cemaatlerin arkasında olduğu dernekler sola ve sosyalizme karşı mücadele etmek için harekete geçtiler. Ülkemizde sendika, dernek ve siyasi parti toplantıları bu gibi ABD’nin Gladyoluğuna soyunmuş olan besleme dernekler tarafından basıldı. Toplantıların yapıldığı salonlar yakılmaya kalkışıldı. Ülkenin her yerinde bezirgan kılıklı adamlar sahne aldılar ve dinci, gerici kesimleri sürekli olarak kışkırtıp sokaklara indirdiler.

ABD’nin 6. Filosu’na karşı gösteri yapan gençlere 6. Filoyu kıble yapıp namaza duranlar saldırdılar. Bugün o dönemde saldırıyı örgütleyenlerin neredeyse hemen tamamı AKP iktidarının içinde yer aldılar. Bütün bunları yetmezdi. MHP de milliyetçilik görüntüsü altında semirtildi, bu parti çatısı altında toplananlar daha sonra dinci, gerici kesimlerin de önüne geçerek ABD’nin komünizme karşı örgütlediği kontrgerilla örgütlenmesi içinde yer aldılar.

Özetlersek; ülkemizin ilerici, devrimci, sosyalist çevreleri sağcı, dinci, gerici ve faşist çevrelerin işbirlikçi politikalarına bağlı olarak saldırılarla karşı karşıya geldiler. Artık ülkemizde bu saldırılar sonucu neredeyse günde 25-30 insanımız yaşamından oldu. Kanlı kışkırtmalarla kırım harekatına girişildi. Yaşadığımız olaylar sayılamayacak kadar çoktur.

Şimdi gelelim günümüze. Dedik ya geçmişteki zihniyet şu an iktidardır ve devleti de parti devleti haline getirmiştir. Bu yüzden de bütün uygulamaları kendisine karşı yürütülen her türlü muhalefeti sindirmek için elinden geleni yapmaya dönüşmüştür. Bildiğiniz gibi bir dönem iktidarla canciğer kuzu sarması olan Fethullahçılarla birlikte neler yaptıklarını bilmeyen kimse yoktur. Şimdi ise yolları ayrıldığı için bir darbe girişimi olmuş, iktidar da bu girişimi Allah’ın bir lütfu Kabul ederek sonuna kadar kullanmaya kalkışmış veya kalkışmaktadır.

Darbe girişimi gecesi sokağa çıkan sivillerin birçoğu silahlıdır. Hatta birçoklarına silah dağıtıldığı, dağıtılan silahların da geri getirilip teslim edilmediği açıktan açığa konuşulmaktadır. Televizyonda asker ve avcı karışımı kılıklı, hepsi de silahlı adamların yerine konuşan kişi demektedir ki; “benim silahım vardı, silahı olmayanların çoğu da darbe gecesi göğüslerini siper etmişlerdir. Silahlanmalıyız, devlet kendimizin ürettiği silahları bize vermeli…” vs, vs…

Şimdi de karşımıza Halk Özel Harekatı (HÖH) diye bir örgüt çıkmış, onun başkanı Fatih Kaya öyle şeyler söylüyor ki insanın dudakları uçukluyor. Neymiş efendim örgütlenmişler ve kısa sürede 22 ilde 7 bin üyeye ulaşmışlar. Devlet kendilerini göreve çağırdığı anda da hazır olacaklarmış. Bu tür örgütlenmeler 12 Eylül 1980 öncesi gizli sayılırdı, dinci imancı kesim iktidarı ele geçirdiği için şimdi açıktan açığa örgütlenmekte ve iktidarın birer sivil milislerine dönüşmektedirler.

Bilmem bunca şeyden sonra AKP ve saray iktidarının muradı yeterince anlaşılmış mıdır?

Eğer anlaşılmadıysa bu yönde çıkarılan KHK’ya bakılmalı ve yarınlarda ne büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacağımız görülmelidir ki gerekli tedbir, iktidara karşı muhalefette bu gerçekler ışığında ve de daha kararlı olarak yapılmalıdır.