Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


VE ASGARİ ÜCRET AÇIKLANDI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

30 ARALIK 2017

Açlık sınırı şuymuş, buymuş geçelim. Ülke %12’lere yaklaşan bir büyüme sağlamış bunu da geçelim. Enflasyon rakamları resmi olarak bilmem kaçmış da çarşı-pazar hiç de öyle söylemiyormuş buna da boş verelim, gelelim asgari ücret komisyonuna.

Bildiğiniz gibi komisyon 5 kişi hükümetten, 5 kişi işveren temsilcilerinden 5 kişi de işçileri temsilen oluşturulmuş. Daha işin başında işçiler 5 kişi ile temsil edildikleri için kayıp eden taraf olarak masaya oturmuş. İşçileri temsilen katılan Hak-İş zaten iktidar yanlısı, Türk-İş ise sarı sendika, bu durumda DİSK’in zaten bir hükmü kalmıyor. Sözün özü işçiler kendi içlerinden de ihanete uğrayınca meydan hükümete ve işverenlere kalmış. Hükümet öteden beri ne diyor? Biraz işverenler, Biraz işçiler fedakarlık edecekler ve ortası bulunarak anlaşma sağlanacak.

Öyle oldu, anlaşma sağlandı. Yalnız bu anlaşma açlık sınırının da altında bir rakam yani 1603 TL benimsenerek gerçekleşti. Bu durumda özveri gösteren taraf patronlar değil de işçiler oldu niyeyse. Oysa iktidara sorsanız Batı bizi kıskanmaktadır. Batı bizi niye kıskanmaktadır diye oturup kafa yorduk. Sonuçta bir sonuca vardık, vardığımız sonucu da sizlerle paylaşacağım.

Her şeyden önce bizi kıskanan Batı’da asgari ücret; bizim ülkemizin ortalama 4-5 katı. Bu durumda Batı bizim neremizi kıskanıyor acaba diye kafa yorarken sonuçta neremizi kıskandığını bulduk. Batı’da bizi kıskananlar kesinlikle halk olmadığına göre bizi kıskananlar olsa olsa patronlar ve iktidarlar olsa gerektir. Çünkü bizdeki asgari ücret 2018 yılı için 1603 TL’ye çıkarılmışken Batı ülkelerinde bu rakam epey yukarılardadır. Eh durum bu olunca da Batı’nın hükümetleri ve patronları bizim ülkemizde niye bu kadar uslu işçi yok, bizler niye Türkiye’den 4-5 kat daha fazla asgari ücret ödüyoruz diye kesinlikle hasetlerinden çatlıyorlardır.

Öyle ya Batı’da 1603 TL karşılığında çalışacak işçiyi ne hükümetler bulabilir ne de patronlar, bu yüzden de daha çok para ödemek zorunda kaldıkları için kesin deliriyorlardır.

Kendi kendimize sorduk; yoksa Batı’nın hükümetleri ve patronları bizdekilerden çok daha mı vicdanı sahibidirler de yurttaşlarına daha fazla ücret ödemeyi Kabul etmişlerdir? Ne gezer, onların da ellerinden gelse işçilere zırnık bile koklatmaları düşünülemez ama ister istemez daha fazla ücret ödemek zorunluluğundalar.

Niye acaba?

Yılbaşı hazırlığı içindesiniz, kimileriniz hazırlık yapmıyor olsanız da çoğunuz yeni yılın size daha güzel şeyler getireceğini umut ediyorsunuz biliyorum. Bununla birlikte bir sürü şeye değinmek yerine birkaç şeye değinip yazımı noktalamak istiyorum.

Birincisi; bizim toplumumuz dinci öğretinin etkisiyle şükürcülüğü önemli ölçüde içselleştirmiş. Açıklanan 1603 TL asgari ücret için bile “Allah’a şükür” diyen ve asgari ücretle çalışan o kadar çok insanımız var ki bu ücret açlık sınırının bile altındayken Kabul görmesi gerçekten de öyle kolay kolay kabul edilecek bir şey olmasa gerektir.

İkincisi; iktidarlar varlıklarını sürdürmek için öyle bir korku ortamı yaratmışlar ki milyonlarca insan şırınga ile kanları çekilse kıpırdayacak durumda değiller. AKP ve saray iktidarının işbaşına geldiği günden beri demokrasiyi kıstıkça kısmış, korkuyu ise pompaladıkça pompalamıştır. Gelinen noktada ise demokrasinin kırıntılarına bile rastlamanın olanağı kalmamıştır. Yani sizin anlayacağınız; geniş halk yığınları iktidar tarafından baskı ve yıldırma yöntemleriyle kıpırdayamaz hale getirilmiştir.

Üçüncüsü; geniş emekçi yığınlarının örgütsüz olmasıdır. Gerek kamu çalışanları, gerekse özel sektörde çalışanlar her ne hikmetse özgür iradeleriyle gidip kendi haklarını savunacak olan sendikaya değil de patrondan yana iktidarın hık deyicisi konumundaki sendikalara gidip üye olmaktadırlar. Hak-İş böyle bir sendikadır, Türk-İş de sarı bir sendika olup işçileri her daim satmış olan bir sendika olarak varlığını devam ettirmektedir. Geriye kalan DİSK’se hemen her anlamda büyük baskılar altındadır. Bir yandan örgütlenmelerine engel çıkarılır, diğer yandan DİSK’e üye işçilerin haklarını araması için giriştikleri bütün eylemler güvenlik güçleri tarafından en ağır bir şekilde saldırıya uğrar.

DİSK’e bağlı Kocaeli’de Birleşik Metal İş Sendikası üyesi işçilerinin yetki belgesi için başlattıkları Ankara yürüyüşüne güvenlik güçlerinin gösterdiği baskı bu söylediklerimizin son örneğidir.

Bitirirken söyleyelim; sendikaların bu halleriyle işçilerin hak elde etmesinin olanağı kalmamıştır. Ya sendikalar çıkacak hakkıyla sendikacılık yapacaklar ya da işçilerin haklarını ödünsüz savunan bir sendika diğerlerini alt edip öne geçecek ve işçiler her defasında satışa getirilmekten kurtulacaklardır. Bu konuda en fazla görev ise DİSK’e düşmekte olup biz ilericiler, devrimciler ve sosyalistler çeşitli konularda farklı düşüncelerimiz olsa bile bu anlamda DİSK’i sonuna kadar desteklemeli ve meydanı ne iktidara ne de patronlara bırakmamalıyız.

Yoksa 2018 yılında da bu iktidar ve patronlar anamızdan emdiğimiz sütü kesinlikle burnumuzdan getireceklerdir.