turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


DEVRİM VAAZI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 OCAK 2018

Hemen herkes bilir, gecenin en karanlık zamanı şafağın sökmesine en yakın zamandır.

Öyle sanıyoruz ki bizim ülkemizin devrimcileri bu gerçeği bir şekilde öğrenmişler ve sosyal bir olgu haline bile gelmedikleri halde buradan yürüyerek devrim yapabilecekleri vaazını hep sürdürmüşlerdir. Duyduğumuz beylik sözler bir değil, beş değil on değil. Bu yüzden de ister istemez bu konu üzerinde durmamız zorunluluk haline geldi.

Öncelikle ülkemizde nesnel koşulların süreklilik göstermesi nedeniyle bir sürü örgüt devrimci durum gerçeği üzerinden yürüyerek sürekli olarak çağrı yapıp durmaktadır. Bu çağrılardan en çoğu da burjuva partilerinden her anlamda kopuş çağrısıdır niyeyse. Bu çağrının bu kadar dayatıcı olmasının bir nedeni olsa gerektir. İnsan bu tür çağrılar işitince çağrıyı yapanlar tarafından kendi içlerine mi yoksa kendi dışındakilerine mi yapıldığını pek anlamıyor. Bu yüzden de bu tür çağrı yapanlar kendilerini dışarıya gerçek devrimci olarak göstermiş olmanın rahatlığıyla bir güzel devam ettiriyorlar laf ebeliklerini.

Önce şu gerçeği açık açık belirtelim. Eğer sözü edilen parti; sosyalist bir parti ise zaten daha kuruluş bildirgesi ile birlikte burjuva partilerinden hem öğretisel hem de örgütsel olarak kopmuş ve parti programlarını da ona göre hazırlamış olmaları gerekir. Dolayısı ile de parti kendisini bu maddi temel üzerinden konumlandıracaktır. Ama yerli yersiz çağrılar söz konusuysa, her bir durum değerlendiriminde de bu anlayış vaaz olarak gündeme geliyorsa işte burada çok ciddi olarak ele alınması gereken bir şey olmalıdır ki konu sık sık gündeme getiriliyor olsun. Bu gerçek de bize göre sosyalist olduğunu söyleyen bir yapının sosyalist olduğuna çok da inanmamasından daha belirgin söylememiz gerekirse rüştünü kanıtlamamasından kaynaklanır.

Bizler bu gerçeği en çok CHP ve HDP’yi eleştirenlerin yaklaşımlarında görüyoruz. Çünkü ister CHP olsun ister HDP olsun her ikisine de yaklaşılırken niye sosyalist olmadıkları üzerinden hayıflanılıp yaklaşılıyor ve en baba sözler de böyle yaklaşıldığı için söyleniyor. Sonra da kopuş değerlendirimi yanlış zemin üzerinden yapılıyor.

Hepimiz görüyoruz ki, Türkiye’de öteden beri burjuva demokrasisi bile bir türlü kurum ve kuruluşlarıyla yaşama geçirilememiş, bu yüzden de Türkiye tarihi uzun sıkıyönetim ve OHAL’lerle geçmiştir, şimdi de yurt genelinde OHAL uygulaması vardır. AKP iktidarı, Türkiye toprağına gökten zembille düşmüş değildir. Uluslararası güçlerin bir projesi olarak iktidara getirilen AKP döneminde 16 yıldır her anlamda uygulamalara bakıldığı zaman görülecektir ki sonuçtan kârlı çıkanlar yabancı sermaye güçleri ve onlarla işbirliği içinde olan işbirlikçi sermaye güçleri olmuşlardır. Bu amaca uygun iktidarlar; ülkede sapına kadar baskı kurmadıkları sürece iktidarlarını devam ettiremeyeceklerine göre; biraz fazla veya kısıtlı demokratik ortamında ortadan kaldırılması için ellerinden gelen her türlü yöntemi denecekler yani uygulama faşist bir uygulama olarak karşımıza çıkacaktır.

Konuya devam etmeden önce ülkemizde yaşanan nesnel koşulların yarattığı bunalım bir devrimci duruma işaret etse de, bu devrimci durumun ortaya çıkmasında esasen kendisi bir özne olmayı başaramamış olan sosyalist partilerin dikkate alınacak bir rollerinin olmamasındandır. Ortaya çıkan nesnel koşulların yaratıcısı yine sermaye güçlerinin kendileri olduğu için seçenek olarak ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan ve iktidara getirilen veya aday olan partiler de sermaye güçlerinin en gerici, en sömürücü partileri olmaktadır.

Bu kadar sözden sonra diyebiliriz ki ortada burjuva demokrasisinin kırıntısı bile kalmamışsa yani faşist bir diktatörlük söz konusuysa gelinen noktada da devrim yapmamıza elverişli bir ortamın nesnel koşulları olsa bile öznel koşulları yoksa faşizme karşı demokrasi güçlerinin birlikteliği bağlamında geniş bir güç birliğine gereksinim yaşamsal hale gelmiş demektir. İşte bu nedenle son sözü söylemek için bir ortam yoksa eğer yani tıpkı işçi sınıfının büyük evladı Lenin’in bir tartışma ortamında gerilerden böyle bir parti vardır diyerek ortaya çıkmanın da biz sosyalistlere fazladan bir kazancı olmayacaktır.

İçinde bulunduğumuz bu günlerde demokrasi güçlerine yönelik ettiğimiz her söz çok önem kazanmıştır. Sosyalistler olarak demokrasi güçlerinin faşizme karşı birlikteliğini öne çıkaracak politikalara hız vererek önaçıcı olmalı ve faşizme karşı her bir kuvveti bir araya getirmek için elimizden geleni yapmalıyız. CHP’yi ya da HDP’yi eleştirmeyi vaaza çevirerek devrimbazlık taslayıp durmanın bize ve partimize getireceği fazladan bir şey yoktur. Hele de son zamanlarda iktidarın CHP’ye yüklenmesini ne olacak CHP’nin de AKP’den bir farkı yoktur yaklaşımı ile faşizmi püskürteceğimizi düşünüyorsak büyük bir yanılgı içindeyiz demektir. Bu yanılgı da mücadele içinde çelikleşerek bizi çelik bir parti haline getirmez.

Hiçbir şeye karışma, elini çamura sok ama çamur bulaşmasın diye düşünüyorsan arkadaş; sen en iyisi parti kurmaktan ya da partiyim demekten vazgeç Marksist bir enstitü kur daha iyi edersin.