turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

13 OCAK 2018

Artık ortada cumhurbaşkanlığı falan diye bir şey yoktur.

Çünkü egemenlik hakkı milletten alınmış, onun yerine bu hak bir kişi tarafından kullanılır hale getirilmiştir. 2019 yılında yapılacağı varsayılan cumhurbaşkanlığı seçimleri önemlidir önemli olmasına da gerek anayasal değişiklikler, gerekse anayasa hiçe sayılarak atılan adımlara bakıldığında bir hukuk devletinden de söz etmek pek de isabetli sayılmaz. AKP ve saray açısından cumhurbaşkanlığı seçimi önem arz ediyorsa bunun nedeni ise malumun bir kez daha ilanından ibarettir o kadar.

O kadar diyoruz, çünkü AKP ve saray iktidarı yüksek mahkeme olarak adlandırılan Anayasa Yüksek Mahkemesi’nin kararlarını bile işine gelirse doğru bulmakta işine gelmezse bağlayıcı görmeyerek bildiğini okumayı sürdürmektedir. Bu işin bu noktaya taşınması ve yaşanılan kargaşanın nedeni ise AKP ve saray iktidarının hukuka ve yargıya engellenemez bir müdahale içinde olmasından kaynaklanmaktadır.

İktidar; eşit, demokratik koşullarda seçimi kazanamayacağından adı gibi emin olduğu için sürekli olarak seçimlerin yapılışı ile ilgili yasalarla oynayarak iyileştireceği yerde hile ve hurdaya olanak sağlayacak bir ortam yaratmak için her yola başvurmaktadır. Bu kadar alavere ve dalavereyle bile seçimleri alamayacağını düşünen iktidar, çaptan iyice düşüp oy yüzdesi % 2,5 - 5 arasına sıkışmış olan Bahçeli ve partisinin kapris ve isteklerine bile boyun eğer hale gelmiştir. Nitekim Recep Tayyip Erdoğan ve Bahçeli bir araya gelmişler, (ne konuştukları pek de önemli değildir ama) ittifaklarını “yerli ve milli” sayarken, karşılarına çıkacak olan doğal ittifakın ise yerli ve milli olmadıklarını ifade etmişlerdir. Bu kervana katılan otobüsçü ve gemici Başbakan Binali Yılmaz ise karşılarına dikilecek olan ittifaka “zırva” deyip çıkmıştır.

Kuşkusuz; AKP ve MHP birlikteliğinin karşısında oluşacak ittifakın eksikliklerine karşın doğal bir ittifak olacağı açıkça bellidir ama atılacak adımların olduğu da herkesin bilmediği bir şey değildir.

Bu konular üzerinde tartışmalar sürerken ortaya çıkan ve kendi cumhurbaşkanı adayları için 27 Ocak 2018 günü toplanacak olan Vatan Partisi cumhurbaşkanlığı adayı konusunda acaba ne konuşacaktır dersiniz? O Vatan Partisi ki izlediği politikalarla sarayın yan kuvveti haline gelmiş bir parti konumuna düşmüştür. Şimdi de çıkıp kamuoyuna ne diyebilir acaba bir bileniniz varsa çıkıp söyleyebilir mi?

Bugün Vatan Partisi’nin geldiği çizgi itibariyle halka bir iletisi kalmamıştır. Bununla birlikte kendi içine ve dışarıya karşı bakın biz cumhurbaşkanı adayı bile gösteriyoruz diyerek ne kadar güçlü olduğunu anlatma zavallılığı içindedir. 100 bin imza eğer noter onaylı olacaksa ki öyle söylenmektedir bunca para nereden ve nasıl bulunacak ve de alınacak 100 bin civarında bir oyun ne hükmü olacaktır ki?

Bütün bu olanlar bizi şaşırtmıyor. Çünkü parti genel merkezinin alınması için bunca tantana çıkaran bir parti, cumhurbaşkanlığı seçimi için niçin çıkarmasın ki? Ve zaten Aydınlık grubunun ve Vatan Partisi’nin işi de siyaset sahnesinde dostlar alışverişte görsün hesabından tantana çıkarmaktan ibarettir. Ve zaten bu harekette geçmişten günümüze kadar tantana hareketi olarak varlığını devam ettirdiği için kimin havuzuna su taşıdığı da çok açık olarak ortadadır.

Bu arada bulutların arasından çıkıp çıkıp kaybolan bir Abdullah Gül vardır ki onun durumu da evlere şenliktir doğrusu. Kendisine eski yol arkadaşları tarafından söylenmedik söz bırakılmamıştır ama o niyeyse nezaketini bozup da açıkça düşüncesini bile söyleyecek yüreklilikte değildir. Bu durumu kendisine soran gazetecilere nezaketten söz etse de bu işin nezaketle, şunla, bunla bir ilişkisi yoktur. Abdullah güle çekilen trenden düşme muamelesi gerçekten de doğrudur. Abdullah Gül trenden düşmüştür, ayağa kalkıp da içinden geçenleri söyleyecek kadar bile bir cesaret sahibi değildir. İşte bu yüzden bazı çevrelerde Abdullah Gül’ün adaylığı ısıtılıp ısıtılıp getirilse bile bu durumun ilericiler, demokratlar, devrimciler ve sosyalistler katında hiç mi hiçbir değeri yoktur.

Sonuç olarak hukukun H’sinin bile bırakılmadığı, demokrasinin askıya alındığı, yargı kararlarına karşı iktidar tarafından ikili bir tutum içinde olunduğu, kimsenin can güvenliğinin olmadığı, yığınların özgürlük haklarını kullanamaz hale getirildiği bir Türkiye’de ya yürekli davranıp o doğal diye ifade edilen ittifakta bir araya geleceğiz ya da bu işin lafını edip treni bir kez daha kaçırarak ülke yönetimini kayıtsız koşulsuz bir kişinin iradesine teslim edip oturacağız.

Oturacağız derken beni yanlış anlamayın.

Bizler oturmayacağız da; hukuku, demokrasiyi, hak ve özgürlükleri savunanlarla birlikte nasıl bir cendereden geçeceğiz söylemeye dilim bile varmıyor…