turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


FİYASKO NESİL

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

19 OCAK 2018

Kim kimin neslidir, kim kimi kendi neslinden sayarsa ne kuvvet alır çok da önemli değildir ama insanların kendilerini ve birilerini nasıl gördükleri ile ilgili olarak bazı sözler vardır ki söyleyeni de kast edileni de ele verir.

‘Türkiye Öğrenci Meclisleri Başkanlık Kurultayı’ adı altında 81 ilden gelen imam hatip okul başkanları ve öğrencilerin katılımıyla Kocaeli’nde bir toplantı gerçekleştirilmiş. Bu toplantıya katılanların isimleri de bir hayli ilginç. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Başkanı Bilal Erdoğan bu toplantıya katılmışlar.

Böyle bir toplantının ülkeye ne katkısı olur acaba diye merak edenler varsa kıvırmadan, eğriltip bükmeden doğrudan söyleyelim. Hiçbir yararı olmayacağı gibi bu toplantının neleri amaçladığı Bilal Erdoğan’ın sözlerinden apaçık anlaşılmaktadır. Bilal Erdoğan; cumhuriyetle birlikte Osmanlı ile bağların koparıldığından tutun da birçok konuya değinmiş ve imam hatipliler için demiş ki; "Genç kardeşlerim sizler Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın neslisiniz"

Bu sözler kime ne paye kazandırır, Recep Tayyip Erdoğan bu sözleri hak etmiş midir etmemiş midir bu ayrı bir konu ama bu sözlere belli ki çalışılmış. Çalışılmış, çünkü bugünkü gençlerle geçmişin arasına bir set çekilmek istendiği ve geçmişin unutturulmaya çalışılarak, yüzlerin Recep Tayyip Erdoğan’a dönülmesinin ve bir tek yolundan gidilecek kişi olarak onun kabul edilmesinin istendiği de apaçık ortada.

Ayrıca şu İlim Yayma Vakfı da biz sol ve sosyalist görüşte olanlar için bilinmeyen bir kuruluş olmadığı gibi toplum yaşamında oynadığı rol de hepimizin bilgisi içindedir.

Öyle ya; kast edilen bu imam hatip nesli için ne adaletin ne bilimin hiç mi hiçbir önemi yoktur. Eğer olsaydı bugün eğitimi dibe vurduranlar onların da sorunu olurdu. Eğer sözü edilen bu nesilin adalet bir derdi olsaydı onlar da şu adaletin yüksek katlarında görevli olanların Beştepe Külliyesi’nde ne işleri var diye sorarlardı. Bilal Erdoğan’ın kast ettiği nesil biat kültürü ile yetiştirildikleri için ne itiraz ederler ne de herhangi bir şeyi sorgularlar ne de o güzel kafalarını yorup özgün bir düşünce üretirler. BÜYÜKLERİM BİLİR tanımlaması onlara yeter de artar bile.

Sonra şu yardımcı doçent sorunu, Recep Tayyip Erdoğan’ın bir çift sözü ile kaldırıldı ya, o konu görüşülmek üzeren meclise indirilmiş. Meclis bu konunun neyini görüşüp yasalaştıracak acaba? Recep Tayyip Erdoğan’dan başka kim ya da kimler tartışıp düşünce belirtmiş ki getirilen bu yasanın bir değeri olsun? Her konuda olduğu gibi bu konuda da dut yemiş bülbül gibi susan üniversite çevrelerini hiç mi ilgilendirmiyor getirilen bu yasa teklifi acaba? Öyle ya al rektörleri, dekanları Recep Tayyip Erdoğan’a bağla, profesörleri de bağla sonra doçentler de aynı silsile içinde görev yapsınlar, üniversitelerimiz de bilim üreten yerler olmaktan çıksınlar, gece gündüz cin şeytan tartışsınlar artık. Bu yasa ile birlikte akademik yaşamın çırası söndürülsün, AKP’nin ayak izlerinden yürüyenler doçent, profesör unvanıyla birlikte torpil yoluyla üniversitelerimizi doldursun.

AKP iktidarı döneminde eğitimin ne hale getirildiği ortada. Açıktan açığa milli Eğitim Bakanlığı’nın bir Bilal Erdoğan’a bağlanmadığı kaldı. İsmet Yılmaz gibiler niye Milli Eğitim Bakanlığı’nın başında dururlar ki? Bunlar gitsinler medrese eğitimini yasalaştırıp buralarda görev alsınlar daha iyi olmaz mı? Ama yok, bir kurumun çivisi çıkarılacak ya, işte bu minval üzerine yürüyenler aslına bakarsanız görevlerini yapıyorlar. 81 ilden gelen imam hatip okulları başkanları Kocaeli’nde bir toplantı yapmışlar bu toplantıda konuşulanlar, Bilal Erdoğan’ın konuşması ortada. Ve zaten dün internet ortamında çok konuşulup çok yazılan bir konu oldu bu toplantı.

Sürüsüne bereket, dincisi, faşisti, liberali, liberal solcusu ve hatta ulusalcısı gece gündüz CHP’yi nasıl işlevsizleştiririz diye ortalıkta fink atıyorlar da bir kez olsun Türkiye’nin getirildiği tehlikeli ortamı konuşmaya yürekleri yetmiyor. Herkes CHP uzmanı olmuş, kimileri de CHP’li görünüp de televizyon programlarında CHP’ye indirip bindiriyorlar. Deyim yerindeyse demokrasi bağlamında önemli bir yeri olan CHP’ye yönelik neredeyse tek kale maç yapılıyor. Bir iki cılız ses CHP içindeki tartışmaları demokrasiye yorsa da sonuçta onların da sözleri bu CHP’den bir şey çıkmaz’a varıp dayanıyor.

Benim bu sözlerime birileri çıkar arkadaş sen CHP’li misin partin var pırtın deyip çıkabilir ve de bol soslu solculuk taslayabilir. Evet, benim partim var, var da benim partim bir tehlikeye işaret ediyor. O tehlike faşizm tehlikesi. Bu yüzden de faşizme karşı mücadele etmek için bütün demokrasi güçlerinin güç ve eylem birliğini savunuyor. Bu yüzden de doğru davranmayarak AKP ve sarayın değirmenine su taşıyıp ekmeğine yağ sürenleri tabi ki de en üst perdeden eleştiriyoruz.

Yine bazılarının Mustafa Kemal Atatürk hiç aklına bile gelmez, sürekli olarak eleştirirlerken CHP’nin Atatürkçü çizgiden çıktığını ileri sürerek bir üzülüyorlar bir üzülüyorlar ki demeyin gitsin. CNN’de Abdülkadir Selvi’yi dinlerken içim kalktı. Canan Kaftancıoğlu’nu eleştirip CHP’de ayrılıkçılık yaratmak isteyenlerin gücüne güç katmaya yönelik neler demiyor neler. Neymiş efendim CHP köklü bir partiymiş. Devlet kurmuşmuş. Bu yüzden de gerçek CHP’liler her koşulda devleti savunurlarmış. CHP’nin bu tartışmalarla güç kaybetmesi ana muhalefet görevinin aksamasına sebep olurmuş. (Bu arada CHP hiç mi hiç iktidar seçeneği olarak görülmüyor. CHP’ye sadece Ana muhalefet partisi olmayı yakıştırıyorlar) CHP, bu gücünü korumalıymış ki ana muhalefet partisi olma görevini daha iyi yapsınmış. Yoksa sonuç ülke için kötü olurmuş.

İşte böyle. Demokrasi güçlerine söylüyorum, ya aklımızı başımıza alacak üzümün çöpü, armudun sapı diye zaman öldürmeyecek faşizme karşı güçbirliğini öreceğiz ya da hepimizi üzümün çöpü, armudun sapı yapacaklar ve temizleyecekler haberiniz olsun…