turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AFRİN OPERASYONU, AKP VE AKP’YE YAKIN ÇEVRELERİN İŞE YARAMAZ AÇIKLAMALARI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

23 OCAK 2018

Afrin operasyonu pek çok bilinmezi de içerisinde taşıyor. Şurası bir gerçektir ki o bölgede sadece PYD-YPG’liler yok. Esat yönetimine muhalif pek çok İslami terör örgütleri de oralarda fink atıyor. Bu yüzden de AKP ve saray iktidarı bir türlü bu konuda açık bir tutum içinde olmayı başaramıyor. Bir yandan Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz edilirken diğer yandan da bu tutuma zıt görüşler açıklanmaktan da çekinilmiyor.

Öncelikle Afrin operasyonu ile ilgili Başbakanlık Basın Bildirisi’nde birçok maddeden oluşan açıklamanın daha birinci maddesinde açıkça Suriye’nin toprak bütünlüğünü hiçe sayan bir görüş ileri sürülüyor. Onca savaş telaşında bu madde gözlerden kaçırılabilse de bu madde de şu görüş ileri sürülüyor. Afrin ve çevresinde 10 bin kilometre karelik bir alan oluşturulacak yönetimi de ÖSO’ya bırakılacakmış.

Bizlerin ÖSO’ya karşı tutumu bilinmeyen bir şey değil. ÖSO’da tıpkı diğer İslami terör örgütleri gibi ipten kazıktan kopma devşirme bir yapı. Ve zaten Suriye yönetimi de ÖSO’yu terörist bir örgüt saymaktadır. Böyle bir tutum iki gerçeği gözlerimizin önüne seriyor. Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayım diyen iktidarın çelişkisini, ikincisi de Suriye’nin ÖSO’yu terör örgütü olarak görmesini. İşte olayları bu gerçekler ışığında mercek altına alırsak ki almalıyız, o zaman AKP ve saray iktidarının Suriye’nin toprak bütünlüğü ile ilgili sözleri havada kalıyor. Bir diğer önemli nokta ise Beşar Esad’la ilgili AKP çevrelerinde ve yandaşları arasında konuşulanların hiç de Türkiye’nin çıkarına olmadığıdır. AKP ve yandaşları her fırsatta Beşar Esad sanki Suriye yönetiminin meşru yöneticisi değilmiş onun yerine bir başkası konulabilirmiş gibi bir tutum içindeler. Oysa Suriye uluslararası alanda Beşar Esad yönetimi olarak temsil edilmekte, BM’de de Beşar Esad’ı temsilen Suriye görevlileri yer almaktadırlar.

Beşar Esad’a karşı görüş ileri sürenlerin görüşlerinin sakatlığı özet olarak Suriye’nin parçalanmasını isteyen görüşlerdir. Suriye’nin parçalanması ise öz itibariyle Türkiye’nin sorunlarının çok daha katlanması demektir ki bu yönde politikalar üretenlerin kafaları; daha önce AKP iktidarının ABD ile birlikte davranarak bölgede yarattığı ortamdır ki bu politikaların Türkiye’ye ve bölge ülkelerine ne getirip ne götürdüğünü bütün çıplaklığı ile gördük yaşadık.

AKP ve saray iktidarı yine aynı tas aynı hamam politikalara devam ederek başımıza bir kez daha belalar açmaya kalkışmamalıdır. Bu yüzden de duygudaşlık taşıdığı ve kendilerince ılımlı görülen terör çevreleriyle eğer araya bir set çekilmez ise bu operasyonun Türkiye’ye kazandıracağı hiçbir şey olmayacağı gibi sorunları daha da ağırlaştıracağı ortadadır. Bölgede IŞİD, El Nusra gibi örgütlerin varlığından söz edilmektedir. Bunlara karşı hayırhak bir tutum izlemek yanlışına düşmek demek sorunları daha da ağırlaştıracaktır.

Ayrıca Şam yönetimi de boş durmamakta İdlib ve çevresine kümelenmiş olan terör gruplarını temizleyerek yukarılara doğru çıkmaktadır. Bu yüzden de kıskaç içine alınan terörist grupların daha da yukarılara çekilmeleri demek; ülkemizin ordu birlikleriyle karşı karşıya gelmeleri demektir ki asıl sorunda bu andan başlayarak daha da büyüyecektir. Dolayısıyla Türkiye’nin zaman geçirmeksizin Suriye ile masaya oturması ve anlaşması gerekir. Afrin bölgesini ÖSO’nun kontrolüne veririm sonra da doğuya yönelirim gibi bir politika asla gerçekçi bir politika değildir. Bu nedenle de şu an sorunlu olan bölge Suriye’nin denetimine verilmeli, Suriye ise bu bölgeden gelecek her türlü terör eylemini engellemelidir.

CNN’de her gün Afrin operasyonuyla ilgili programlar yapılmakta, programa katılanların en aklı başında olanları bile sık sık baltayı taşa vuran açıklamalar yaparak adeta bir yerlere şirin görünme mesajları vermektedirler. AKP’ye yakınlıkları ile bilinen birçok konuşmacı Esad’ı bir kukla olarak gören adeta Esad gerçeğini yok sayan bir tutum içindeler. Oysa onca emperyal güçler içinde Türkiye’de dahil Suriye’ye ve Esad’a kumpas kurmuşlar, Suriye’yi ve Esad’ı zora sokmak için ellerinden ne geliyorsa yapmışlardır. Şimdi ise aynı kafada olanlar kalkmışlar Esad için kukla tanımlaması yapmakta ve bir kez daha hem Suriye’nin hem de ülkemizin aleyhine sonuçlar doğuracak bir kağnı laf etmektedirler. Bazıları ise “bana ne Esad’tan, ben ülkemin çıkarlarına bakarım” deyip ayağı yere basmayan hamasi sözler ederek çevreye şirinlik gülücükleri atmaya soyunmuşlardır ki bu anlayış da kökünden yanlıştır. Çünkü bölgede yaşanan acılara ve kaypaklıklara baktığımız zaman işin şaka götürür bir yanının olmadığını anlamakta zorlanmayız. Bu yüzden de politikalar kaypaklıklar üzerinden değil, daha köşeli anlaşılır gerçekler üzerinden yürütülmelidir.

Bir önemli nokta ise Recep Tayyip Erdoğan’ın sınır tanımaz tehditleridir. Recep Tayyip Erdoğan ki en yumuşak söz olarak seçe seçe “Ezer geçeriz” sözünü seçmiş, kendisi gibi düşünmeyenlere yönelik tehditkâr olmanın da ötesine geçen sözler sarf etmiştir ki bu anlayış da yukarıda belirttiğimiz tehlikelerden hiç de aşağı kalır yanı olmayan tutum ve davranışlardır.

Ancak öyle görünüyor ki yerli ve milli tanımlamasının içinde bir tek kendisini ve Bahçeli’yi gören bu tutumun ülkemize hiç de yararlı bir yanı yoktur.

Ve zaten “yerli ve milli” tanımlamasının da kandırmacadan öte bir değer taşımadığı da bilinmeyen bir şey değildir.