turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE İŞİ VAR?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 OCAK 2018

ABD, 11 Eylül İkiz Kulelerin vurulmasını bahane edip 12 bin kilometre uzaktan gelerek Afganistan’ı işgal etti. Bizim ülkemiz dahil bu işgali nasıl karşıladı? Dinci gericilere karşı demokrasi mücadelesi olarak görüldü ve irili ufaklı pek çok ülke koalisyon güçlerinin içinde dışında ABD’nin yanında yer aldı. Oysa bütün dünya biliyordu ki; Taliban örgütü geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı örgütlenip desteklenmiş ve sahaya sürülmüştü. Taliban’ın görevi bitmiş olduğu için bu kez de Taliban bahane edilerek Afganistan’ın işgali gerçekleşti.

Hayır, bütün bunlar ABD’nin sık sık sözünü ettiğimiz gibi Kuzey Afrika’dan Çin Seddi’ne kadar uzanan coğrafyada amaçlarını gerçekleştirmesi açısından yetmezdi. Bu kez de Saddam, Saddam’ın diktatörlüğü, terörist faaliyetleri desteklediği ve kimyasal silahlar ürettiği bahanesi gündeme geldi. Birinci Körfez Savaşı, İkinci Körfez Savaşı derken Irak’ın işgali gerçekleştirildi ve Irak toprakları emperyalist işgalci ABD ve koalisyon güçlerince işgal edildi. Saddam yakalanıp idam edilerek ortadan kaldırıldı. Bu andan itibaren Irak, mezheplerin ve etnik farklılıkların çatıştığı bölge haline getirilerek Irak’ın belini doğrultmaması için her şey yapıldı.

Bilindiği gibi ABD “Arap Baharı” adı altında Arap ülkelerine demokrasi getireceğini ileri sürerek bir dizi ayaklanmalar ve karışıklıklar örgütledi. Bu arada Ürdün’le arası iyi olan ABD; Ürdün’den bir uyuşturucu kullanıcısı, bir sarhoş ve berduşu devşirip dincilik adına sahaya sürdü. Bu kişi Afganistan’a gitti. Ürdün ve Suriye’de terör eylemleri örgütledi. El Kaide adı altında Irak’ta boy gösterip camilere yönelik birçok canlı bomba eylemi gerçekleştirdi. Sonuçta ise ABD bu kişiyi bir hava harekatı ile temizledi temizlemesine de, bu örgüt artık bir varlık olarak ortaya çıktı ve bölgede çaplı eylemlere yöneldi. Asıl hedefin Suriye olması nedeniyle de El Kaide burada desteklenip semirtilerek içsavaşta Beşar Esad’ın karşısına çıkarıldı.

Sözü uzatmayalım El Nusra’da, IŞİD’da, bir şekilde bu örgütlerin döküntülerinden bir araya getirilen ÖSO’da tarih sahnesine böyle çıktı. Suriye’de kanlı eylemlere başladılar. Öyle bir desteklendiler ki en ağır silahlarla dünyanın her tarafından gelen terör grupları bu örgütlere katılarak Suriye’de insanın kanını donduracak cinayetler işlediler. Suriye bu terör grupları ile boğuşurken bu kez de durumu fırsat gören Kürtler adına davrandığını ileri süren PYD ortay çıktı. O zamanlar PYD adına Salih Müslüm her fırsatta Türkiye’de AKP iktidarı tarafından konuk edilip ağırlandı.

Artık yukarıda saydığımız İslami terör örgütleri görevlerini tamamlamışlar, yeni bir evreye geçişin fişeği de ABD tarafından ateşlenmişti. ABD bu kez de silahı bu örgütlere doğrultmak bahanesi ile Suriye’nin Kuzey şeridine PYD ve YPG’yi desteklemek için yerleşti. Buralarda üsler kurup en modern silahları getirerek PYD ve YPG’lilere verdi. Bir yandan da IŞİD’a karşı sözüm ona mücadele ediliyordu. Bu görüntü ABD’nin gerçek amaçlarını Suriye’de uzun süre perdeledi. Rakka düştükten IŞİD’lılar buralardan silahlarıyla birlikte ellerini kollarını sallayarak yine ABD’nin istediği yerlere gönderildikten sonra gerçekler artık iyice gizlenemez hale geldi.

Bütün bunlar yaşanırken ABD’nin bayrağı altında özgürlük ve sosyalizm için savaşan PYD, YPG=PKK’yı saymazsak bazı sol ve sosyalist örgütlerin de Kobane’ye savaşmaya gittiklerine tanık olduk. Gazetelere yazı yazan Veysi Sarısözen gibi eski TKP döküntüsü kimseler öyle yazılar yazdılar ki insanın aklı durur. Özet olarak Türkiye sol ve sosyalist hareketine vermek istedikleri ileti şuydu; Kobane’de komünler kuruluyor, sosyalizm inşa ediliyordu, buradaki gelişmeler örnek alınmalı Türkiye’den başlayarak Türki cumhuriyetlerini de içine alan komünler kurularak (içine turan muran sosu da karıştırılarak) sosyalizmin geniş bir coğrafyada kurulacağı savı ileri sürülüyordu.

Bu yazılanların gerçekleşmesinin olanağı var mıydı diye sormuyoruz, çünkü yok. Ancak bu sav acaba Kobene ve çevresinde çekirdek olarak da olsa gerçekleşti mi? Asla gerçekleşmedi. Bir başka deyişle zaten ABD’nin hükümranlığının olduğu yerde bunların olabileceğini düşünmek olsa olsa aklın tatile çıkması olurdu ki, kısa bir süre sonra gördük ki olup bitenler hiç de yazılıp söylendiği gibi değildir. Aksine burada ABD’nin çıkarına hareket eden, ortada bir halkın kendi yazgısını belirlediği falan diye de bir şey yoktu. ABD’nin her şeyi denetlediği, PYD ve YPG’lileri silahlandırıp bölgede ABD egemenliğini sağlamlaştırmak istediği bir durum vardı ki, sol ve sosyalist öğretide bu anlayışın asla geçerliliği olamazdı yeri de yoktu. Bir başka deyişle bütün bunlar; ABD’nin buralarda sosyalizmi kuracağı savını ileri sürme ahmaklığına inanmaktı ki aklın mantığın alacağı bir şey değildir. Doğal olarak ABD’nin buradaki amacı burada bir bölgeyi kontrol altına alarak öncelikle İran’a, etki bakımından daha etkili Türkiye’ye karşı kurduğu tuzaklardan ibaretti ki, bu da PYD, YPG=PKK’nın işine geldi. Durum açıktan açığa budur.

Bu gerçeklere karşın, mazlum halkların yegâne düşmanı olan ABD emperyalizmine karşı birleşileceği yerde bu yönde davranılmayıp ABD bize bir devlet versin de nasıl olursa olsun anlayışı ile kendini dışa vuran yapıların bugünkü içler acısı konumuna tanık oluyoruz. Kim ne adına propoganda yaparsa yapsın, propaganda yaparken sol ve sosyalist dili ne kadar kullanırsa kullansın Kürt halkını ayırarak söylüyorum, bizim bu yapılara karşı olumlu bir düşünce taşımamızın olanağı da yoktur maddi bir temeli de.

Evet, koşullar her anlamda iyi değil.

Böyle olmadığı yaşadığımız OHAL’den belli. Böyle olduğu haklarını savunmak için ortaya çıkan Metal işçilerinin grevlerinin her ne bahane edilirse edilsin yasaklanmasından belli. Bu yüzden de biz her defasında gemiyi batıran egemen güçlerinin “hepimiz bir gemideyiz” diye ortalığı çınlatan feryadına koşacak değiliz. Bizler ne onların forsalarıyız ne de kölesi.

Bu yüzden de bugün Afrin’e yönelik operasyon için açıkça diyoruz ki burada ne yapılacaksa Suriye’nin toprak bütünlüğü için yapılmalı ve mevcut Suriye rejimi ile bu koşulda anlaşmaya varılarak şimdiye kadar atmadığımız adım atılmalı ki 12 bin kilometreden gelip buralara da halkları halklara kırdıran Amerika’ya daha yüksek bir tondan haddini bildirelim, burada işiniz ne diyebilelim.

Ve bir önemli noktaya daha işaret ederek yazımızı sonlandıralım. Hemen başta İncirlik olmak üzere ülkemizde bulunan bütün ABD üsleri gündeme getirilmeli ve bunların ülkemiz topraklarında varlığına son verilmelidir. Yoksa ABD ile yaşadığımız sorunlar ne ilk olacaktır ne de son. Ayrıca NATO’nun da bugüne kadar ülkemize bir yararı olduğunu kimse söyleyemez.

Bundan sonra da olacağı yoktur.