turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NİYE ŞAŞIRIYORUZ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

29 OCAK 2018

Bir önceki sınıf perdesini kapatıp yeni bir sınıf tarih sahnesine çıktığında ilerici özellikler taşır. Bizim ülkemizde iktidarı ele geçiren işbirlikçi tekelci burjuvazi işbirlikçi olduğu için kendinden önceki sınıfı tasfiye edeceği yerde etmemiş, gerektiğinde o kesimleri en gerici amaçlarına hizmet etsin diye bir şekilde ayakta kalması için ortam hazırlamış, milyonların gözüne kül üfürüp oylarını almak için de sonuna kadar bu yapıların değirmenine su taşımıştır.

Ülkemizde sözünü ettiğimiz bu feodal yapılar egemen olmadıkları halde işbirlikçi burjuvazinin iktidarda kalması yolunda çok önemli bir dayanak olmayı sürdürmüşlerdir. Bu kesimler gerektiğinde işbirlikçi tekelci güçler tarafından emekçi yığınlara ve emekçi yığınların sendika, dernek vb demokratik örgütlerini hedef seçip saldırmış, sol ve sosyalist partilerinse hemen her yerde toplantılarına saldırıp örgütlenmelerini engellemeye çalışmıştır. Gün gelmiş bu yapılardan dış güçler organize ettikleri kontrgerilla örgütlerine insan toplamış, gün geldiğinde de bu yapıları sonuna kadar kullanarak bu yapılar aracılığı ile dini alet ederek toplumun dokusunu bu anlayışla daha da bozarak gericileştirmiş, sola ve sosyalizme karşı hemen her yerde kullanmışlardır.

Gerektiğinde Türkiye işbirlikçi burjuvazisi bu kesimlere şirin gözükmek ve bu kesimler aracılığı ile dini alet ederek toplumun üzerinde etkili bir sulta kurmak için din adına ne istenirse yerine getirilmiş, dağ taş Kuran kursları, imam hatip okulları ve ilahiyat yüksekokulları ile doldurulmuştur. 1950’lerde iktidar olan Menderes hiç kuşku yok ki işbirlikçi tekelci burjuvazi adına iktidardı ama toplumun karşısına çıkıp “siz hilafeti istiyorsanız onu da getiririz” diyecek kadar cumhuriyet karşıtı bir çizgiye düşebiliyordu. Daha sonra iktidara gelen hemen bütün iktidarlar da aynı yöntemi kullanmayı hiçbir şekilde bırakmadılar. Sonuçta Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları da ülkemizde işbirlikçi tekelci burjuvazi adına iktidara gelmişti ama bir farkla artık bu kesimler sömürü ve baskı sistemi olan kapitalizmi dini devlet ilkelerine bağlı olarak sürdürmek niyetindeydiler.

Zaten kısa bir araştırma yaptığımız zaman AKP iktidarının 16 yıllık iktidarında bu sözünü ettiğim anlayışın devlete egemen olmasını gösteren say say bitmeyecek kadar çok örnekten söz edebiliriz.

Tamam, AKP ve saray iktidarı öz itibariyle sömürü düzeni kapitalizmden yanaydı ama kültürel bağlamda ise tamamıyla feodal bir anlayışa sahipti. İşte bu yüzdendir ki, gerek başbakanlık koltuğunda otururken gerekse cumhurbaşkanı olduktan sonra Recep Tayyip Erdoğan ve alt kademelerde yer alan bütün yöneticiler bu ülkenin muhalefet partilerine, kendilerine kim muhalefet ederse herkese ve demokratik kitle örgütlerine küfürler sallamaktan bir an olsun hicap duymadılar.

En son olarak Recep Tayyip Erdoğan; partisinin Çorum toplantısında birçok konuda kendisi gibi düşünmeyenlere şu sözlerle sesleniyordu. “Hainler, vicdansızlar, adiler, ahlaksızlar.” Bu sözlere bakınca eleştiri desek değil, bir ya da birilerinin yanlışını göstermek desek hiç değil. Özetle küfür ve hakaretin daniskası denilebilir. Bazıları bu sözleri söyleme hakkının Recep Tayyip Erdoğan için anasının aksütü gibi helal olduğunu düşünebilirler. Ancak bir kişi cumhurbaşkanı koltuğunda da otursa kendisine ne böyle bir hak verilmiştir ne de böyle bir yaklaşıma hakkı vardır. Savaşı bahane ederek, milletin sürekli olarak kan basıncını arttıran bu sözlere pek çok kimse kulaklarını tıkayabilir ve hatta haklı da görebilir. Ancak bu tür yaklaşımın içinde buradan açıkça ilan ediyorum ki zerrece bulunup çıkarılacak bir haklılık bulunmamaktadır. Aksine toplumu birbirine düşman hale getiren ve bölünüp parçalanmanın açıkça yol ve yöntemleridir bu şekilde bir yaklaşım biçimi.

Herkes unutabilir, ama tarih dede asla kim kimdir, tarihsel süreç içinde nasıl hatalar yapmıştır asla ama asla unutmaz. Daha dün barış ve çözüm için masaya oturup bugün eleştirdiklerinin yüz katına imza atmış olanlar bugün kökünü kazıyacağız diyerek ağız dolusu herkese veryansın ederken toplum katında savaş bahanesini sonuna kadar da kullanmayı ihmal etmemektedirler.

CHP milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz ÖSO ile ilgili oldukça isabetli sözler söylemiş, Yılmaz’ın bu sözlerinin karşısında ise Recep Tayyip Erdoğan’ın akıl almaz hakaretleri birbirini izlemiştir. Evet, ÖSO hiçbir şekilde sütten çıkmış akkaşık falan değildir. Basbayağı EL Nusra, El Kaide ve IŞİD artıklarından toplama bir örgüttür. Burhan Kuzu söyledi diye de hiçbir zaman ÖSO milli kuvvetler arasında sayılımaz.

İşte bu yüzdendir ki bizler hiçbir şekilde burjuva kültüründen bile yoksun kimselerin küfürleriyle terbiye edilecek değiliz.

Bu yüzden de tarihi tanık olarak gösteriyor ve diyoruz ki yanlış yoldan yürüyerek kimse ama kimse doğru bir noktaya varamaz.