turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


OHAL BU HAL

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

13 ŞUBAT 2018

AKP, 16 yıldır iktidarda. Bugüne kadar şu yaptıkları iyi deyip savunabileceğiniz bir tek evet, bir tek örnek verebilir misiniz? Bence örnek verecek bir şey yok. Yok, çünkü bu iktidar Türkiye için bir proje iktidarıdır. 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirenlerin yol haritasına baktığınız zaman ne demek istediğimi bütün çıplaklığı ile anlarsınız. 12 Eylül faşist darbecileri ki NATO ve ABD’nin isteği doğrultuda darbe yapıp iktidara el koydular. Darbenin sonrasında ise kim ya da kimlere yaşam haram edildi? Elbette sola ve sosyalistlere. Türkiye’de siyaset nasıl yapılandırıldı? Dini anlayışlar öne çıkarılarak ve ABD’nin istediği ılımlı İslam anlayışı tek tek yaşama geçirilerek. Dikkat edilirse Türkiye’de 12 Eylül faşizmi herkese kan ağlatırken bir tek bu dinci imancı takımına dokunmadı. Ve hatta diyebiliriz ki tarikatlardan, cemaatlere ve de diğer dinci kesimlere kadar hepsinin önü açıldı. Bu projede darbe sonrası ve daha sonra en etkili rol ise Turgut Özal’a verildi. Turgut Özal döneminde de tarikat ve cemaatler ortalıkta fink atmaya başladılar.

Süreç içinde siyaset kapitalist sömürü sisteminin daha da palazlanması ve kalıcılaştırılması için şekillendirilirken sol ve sosyalist solun yok edilmesi, yapılamıyorsa tamamen etkisizleştirilmesi için yasa üstüne yasa çıkarıldı ve alan tam anlamıyla merkezde ve sağda yer alan politikacılara bırakıldı. Çekilen operasyonlar sonucu CHP bile uzun yıllar belini doğrultamadığı gibi kendi içinde bölünüp parçalanarak işlevsiz kaldı. Görünürde yeniden seçimler yapılıyordu, siyaset sahnesinde de çeşitli partiler vardı var olmasına da, ortada demokrasi adına bir şey bırakılmamış demokrasi iyice kuşa çevrilerek sermaye güçlerinin dediği dedik çaldığı düdük bir düzen yerine oturtulmaya çalışılmıştı.

Ancak milyonlar ne kadar baskılanırsa baskılansın toplumun iş, aş, ekmek sorunu ve demokrasi ve özgürlük istemi asla yok edilememiş, çeşitli zamanlarda ve çeşitli biçimlerde örgütlü örgütsüz tepkiler arka arkaya gelmekte gecikmemiş, bu isteklerin bastırılması için de yeni yeni tedbirlerin gerekli olduğu küresel sermaye güçleri tarafından görülmüş, bu kez de dinsel görüntünün ağır bastığı, sözüm ona inananların çalıp çırpmayacağı, Allah korkularının olduğu ileri sürülerek ABD’nin isteği ile Erbakan’ın dizi dibinden kaldırılanlara yeni bir parti kurdurularak düğmeye basılmıştı.

Şu işin cilvesine bakın ki böyle bir projenin başarıya ulaşması için fitili ateşlemek de bugün olduğu gibi yine Bahçeli’ye düşmüş, Bahçeli; Bursa mitinginde erken seçime gidilmesi gerektiğini açıklayarak hükümet ortaklığının daha seçimlere epey zaman olmasına karşın bitirilmesi gerektiğini dile getirmişti. Sonrasında olanlar oldu, tarih bazı partileri silerken %35 civarında bir oy oranıyla AKP’nin meclisin büyük çoğunluğunu ele geçirmesi sonucu ortaya çıkmıştı.

AKP iktidarının daha ilk günlerinde Irak’ın ABD tarafından işgali gündeme gelmiş, her ne kadar bu işgalde Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasının önüne tezkere red edilerek geçilmek istenmişse de sonuç değişmemiş, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilme hakkı sağlanarak Siirt seçimleri durup dururken iptal edilmiş ve Recep Tayyip Erdoğan da böylelikle Siirt’ten seçilerek meclise gelmiş, Başbakan koltuğuna oturarak dümeni eline almıştı. İşte bu andan itibaren AKP iktidarı Irak’ın işgali için ABD’ye her türlü desteği vererek ve de yapılmaması gereken pek çok şeyi yapıp Türkiye’yi tam anlamıyla bataklığın içine iterek ABD’nin çıkarları AKP iktidarı tarafından tartışmasız yerine getirilmişti.

Bölgedeki sonraki gelişmeleri zaten hepimiz iyi biliyoruz. Artık AKP iktidarı ABD’nin her istediğini yerine getiren, ABD ne öneriyorsa onaylayan ve bu yönde olanaklarını harekete geçiren bir iktidardı ki, bu iktidarın başındaki kişi Recep Tayyip Erdoğan da övünçle kendisine ve Türkiye’ye bir görev verildiğini, BOP Eşbaşkanı olduğunu söylüyordu. ‘Arap Baharı’ adı altında başlatılan yeni politika ile Kuzey Afrika’dan Irak’a kadar her taraf kan gölüne döndürüldü. Hükümetler devrildi, Libya yok noktasına getirildi. Irak ve Suriye’ye yönelik Ilımlı İslam kurgusu ile yeni düzenlemeler yapılacağı için buna gerekçe olarak da İslami terör örgütleri kurduruldu, bugün bu konuda car curt edenlerin hemen hepsi boğazlarına kadar bu pisliğin içinde yerlerini alan kesimlerdir.

AKP eliyle içerde de ılımlı bir İslam anlayışı egemen kılınmak istendiği için Fethullahçılarla birlikte AKP iktidarının içerde yapmadıkları kalmadı. Orduya, sivillere çekilen operasyonlarda ağır bir çıkışsızlığın içine sürüklenildi. Bu saatten sonra ortada ne yargı kaldı ne de doğru dürüst işleyen devletin herhangi bir kurumu. Recep Tayyip Erdoğan’la iktidar ve güç paylaşımı nedeniyle anlaşmazlığa düşen Fethullahçı cemaat kıran kırana girişilen mücadelede yolsuzlukları ortaya dökerken karşı hamle ile de sürekli olarak geriletildi. Sonucun iyi gitmediğini gören cemaat ABD’nin de bildiği 15 Temmuz tarihinde güpegündüz darbe girişiminde bulundu ve bu yenilgiyle etki alanlarını boşaltmak zorunda kaldı. Buraya kadar Fethullahçılık konusunda AKP’nin günahlarını saymayı gereksiz görüyoruz, çünkü bu konu zaten herkesin bilgisi içinde.

AKP, bütün sermaye iktidarlarında olduğu gibi artık yönetemez konumdaydı. Onca sıkı uygulamalara karşın bu onlar için yetmezdi. Bu yüzden OHAL ilan edildi ve demokrasinin ortada kırıntısı bile bırakılmadı. Bu koşullar altında Anayasa referandumuna gidildi ve ‘EVET’ oyları YSK’nın da hileye katılmasıyla daha fazla gösterilip Recep Tayyip Erdoğan’a tek adamlık rütbesi böylelikle altın tepsi de sunulmuş oldu. Şu an Türkiye görülmedik belaları yaşıyorsa bunun bir bilinen ve bilinmeyen ama mutlaka ortaya çıkacak bir öyküsünün de olduğunu akıldan asla çıkarmamak gerekir.

O yok, bu yok. Demokrasi hiç yok. Hukuk rafa kaldırıldığı, yargı tek kişinin iradesine uygun hale getirildiği için bu iktidar, iktidarda kalmak ve de her seçimi kazanmak için her şeye başvuruyorsa OHAL diye bilinen halimiz işte BU HAL olduğu içindir. Söyleyin şimdi biz nasıl bir mücadele yürütebilir ve bu iktidarı demokratik yollardan indirebiliriz? Eğer her yol kapatılmışsa bize soluk alma olanağı bile tanınmıyorsa niye cam kıralım ve suçlu duruma düşelim değil mi?

Ne diyelim; en iyisi işi doğal akışına bırakmak.

O zaman kim öle kim kala da yırtılan Deli Bekir’in yakası oluyor hani…

(Devam edecek)