turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


OHAL BU HAL -2

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

14 ŞUBAT 2018

Sömürüyü en üst noktaya çıkarmış olan iktidarların, toplumun en duyarlı kesimlerine karşı baskı ve zulüm uygulamak ve sürekli birilerini düşman göstermek en belirgin özellikleridir. Ki kimse yüreklenip de sermaye iktidarlarına karşı çıkmasın istendiği için bu yöndeki uygulamalar artarak devam eder. İnsanlar işlerinden kovulup açlığa mahkum edilirler, bir anda onca emek vererek edindikleri mesleklerini yapamaz hale getirilirler. Olmadı uyduruk gaydırık nedenler bahane edilerek tutuklanıp içeri atılırlar. Bugün ülkemizde içeriyi boylayan gazetecilerin suçları bu insan doğasına aykırı sisteme karşı çıkıp muhalefet etmektir. Oysa gazetecilik adı altında kimler nasıl yağdanlık olmuş orada burada sözümona gazeteci yerine konulurken mesleğinin gerçek erbapları salt boyun eğmedikleri için akıl almaz uygulamalarla karşı karşıya kalırlar.

Neymiş efendim TTB’liler; “savaş halk sağlığına zararlıdır” demişler. Vay sen misin bunu diyen denilerek üstlerine yürünür, gözaltına alınırlar, en tepedeki kişi tarafından kendilerine söylenmedik söz bırakılmaz. Bunların sanki Türklük tekelindedir, kim Türk sözcüğünü nasıl kullanacak kime bu sözcük yasak edilecek bunlar bilirler. Kalkıp TTB’nin başındaki Türk sözcüğünü kaldırmak istemekle kalmazlar bir de bu camiayı onunla bununla suçlayıp hedef gösterirler. Aynı yazgı ile Türkiye Barolar Birliği de karşılaşır. Yine aynı tavır aynı hukuk tanımazlıkla Türkiye Barolar Birliği’nin başındaki Türkiye sözcüğü kaldırılmak, barolar işlevsiz hale getirilerek işi bitirilmek istenir ki yargı tam anlamıyla kontrol altına alınabilsin.

Develtin bütün kurumlarına keyfi olarak iktidar kendi adamlarını almak istediği için sınavlar sınav olmaktan çıkarılır, uyduruk gaydırık yol ve yöntemlerle AKP örgütlerinin isteği ile devlet kadroları yandaşlarla doldurulmak istenir. Salt bu yüzden ülkenin yarısından fazlası yurttaşlık haklarından yoksun bırakılırak ezilip yok edilmek istenir.

Eğitim bitirilmiştir. Dağın taşın imam hatip okulları haline getirildiği yetmiyormuş gibi bu kez de bütün normal okullar adeta imam hatipleştirilerek bilimsel eğitim baştan aşağı devre dışı bırakılmaya çalışılır. İktidar ne yaparsa yapsın imam hatip okullarını dolduramadığı için hile ve hurda ile öğrencileri imam hatip okullarına gitmeye mecbur etmek için başvurmadığı Alicengiz oyunu yoktur. Bu kadar mı? Değil elbette. Eğitimle hiç ilgisi olmayan tarikatlar, cemaatler, vakıflar, dini dernekler ortalıkta fink atarlar, devlet bunlara akıl almaz olanaklar sağlar.

Sağlık hizmetleri gözboyamak için yapıldığı tamamıyla özelleştirilmesinin önünün açılmak istendiği için sistemli olarak çaba harcanır ve maaşlarından sağlık primi kesildiği halde yurttaşlar özel hastanelerde misli misline devlet hastanelerinde de soyulmaya başlanır. Yurttaşlar kendileri için yaşamsal ilaçları bulamaz olmuşlardır. Sürekli zam baskısı ile ilaçlar piyasadan çekilir ki, zamlandığında daha çok kazanç sağlanabilsin. Bazı ilaçları da devlet zaten karşılamaz, yurttaş kendi parasıyla almak zorunda kalır.

Diyanet İşleri Başkanlığı kendi alanını terketmiş, her şeye iktidarın çıkarları doğrultusunda karışır olmuştur. Zaman zaman öyle açıklamalar yapılır ki insanın kanı donar. Sayısız sapkın düşünceler bunlarca pompalanır. Toplumun dokusunu bozmak ve dinciliği her alanda egemen kılmak için yğınların dini duyguları istismar edilir. Kısacası politikleşmiş bir Diyanet sözkonusudur ve de bu kurum artık zararlı hale gelmiştir. Çalıştırdığı personel sayısıyla, kullandığı bütçenin büyüklüğü ile bir yıkım kurumu olarak ülkeye zarar verir hale gelmiş olan bu kurum sanki AKP’nin yan kuruluşu imiş gibi devlet kesesinden politika yapıp dururlar.

Hukuk bu iktidarın elinde oyuncak haline getirildi. Tutuklanmamaları gerekenler tutuklandı. Kanıta dayanmayan düzmece kanıtlarla en ağır cezalar verildi. Bu olaylar dizisinin sonuncusu ise Enis Berberoğlu davasında yaşandı ki akıllara ziyan şeyler bunlar. Enis Berberoğlu’na 25 yıl casusluktan ceza verildi. Ceza bozuldu ama mahkeme tahliye etmedi. Devamında ise ortada kanıt manıt olmamasına ve ileri sürülen sözümona kanıtların düzmeceliği nedeniyle aklanması gerekirken bu kez de 5 yılı aşkın ceza verildi ama yine de serbest bırakılmadı. Ülkemizde benzer sayılamayacak kadar çok dava bulunmakta olup yargı artık emir ve komuta ile işleyen bir hale getirildi.

Politik dil çok kötüleşti. İktidarın başındaki kişi birine mi kızdı hemen, “gereği yapılacak” diyor. Bu söz son olarak İlker Başbuğ Afrin operasyonu siyasete alet edilmesin dediği için İlker Başbuğ’a karşı kullanıldı. Benzer tutum ve davranışın benzerini tıpkı Recep Tayyip Erdoğan gibi Bahçeli de kullandı. Bu sözler sizce ne anlama gelir dersiniz? Bize göre çok açık; ey yargı mensupları gereğini yapın demektir ki en olağan yaklaşım bile bir ülkede böyle karşılanıyorsa işin boyutu nerelere vardırılır varın gerisini siz düşünün.

Bir de şehit askerimize getirilen icra işi var. Bu konu nasıl gündeme geldi, toplumun her kesimi hop oturup hop kalkıyor. Vay şehit’e icra mı gönderilirmiş diye. Evet, iyi olmamış, beklenilebilirdi, bir çözüm yolu bulunması için birçok yol denenebilirdi. Tamam, buraya kadar iyi değil. Peki, sözü geçen avukatın bürosunun basılması camlarının kırılması, avukatın da polis eşliğinde Yerköyü terketmek zorunda kalması çok mu olağan bir şey? Bitirirken şöyle söyleyelim; madem bu tür sorunlar toplumun vicdanında derin yaralar açıyor, devlet bu gibi durumlarda şehidin varsa borçlarını kapatmayı üstlenemez miydi?

Bu kadar kolay çözülecek bir sorunu bu noktaya taşımayı bile politik çıkar olarak hesap eden bir iktidarın OHAL’i BU HALE çevirmesi tüm diğer yazdıklarımla birlikte yazıktır yazık…