turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BİLAL HAZRETLERİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

06 MART 2018

Sözüm ona ‘Gençlik Eğitim ve Kültür Konfederasyonu’ diye bir bir gençlik örgütü varmış. İşte bu örgüt Yahya Kemal Bayatlı Gösteri Merkezi’nde “Son Büyük Sultan Abdülhamit Han’ı Anlamak” etkinliği düzenlemiş. Etkinlikte Küçük Çekmece Belediye Başkan Vekili Mehmet Besim Müftüoğlu kürsüye çağrılmış, o da büyük bir eziklik ve köle zihniyeti ile sözlerine şöyle başlamış: "Pek Sayın Bilal Erdoğan Beyefendi Hazretleri"…

Önce sözüm ona “Son Büyük Sultan Abdülhamit Han’ı Anlamak” neymiş ona bakalım. Abdülhamit’in dönemi ağır bir istibdat dönemidir. Herkesin konuşmak için gölgesinden korktuğu, herkesin peşine Padişah Abdülhamit’in jurnalcilerinin takıldığı, ileri gelenlerin zindanlara atıldığı, yokluk ve yoksulluğun sürdüğü bir dönemdir ki “Büyük Sultan” sözünü Osmanlı padişahlarının içinde bile en son hak edecek kişidir. Daha da önemlisi öngörü sahibi olmadığı için Müslüman aleminin hep birlikte ayağa kalkıp savaşacağını umduğundan bu yönde bütün girişimleri boşa çıkan birisidir. Bu yüzden de ülkemizde dinci, gerici kesimlerin Abdülhamit hayranlığını anlamak çok da zor değildir. Dolayısıyla bu kesimler niçin bu denli Abdülhamit’e öykünürler altını deşmek ve anlamak gerekir.

Çünkü bu çevreler katıksız hilafet ve padişahlık savunucusudurlar. Bu yüzden de her fırsatta cumhuriyet, yurttaşlık, laiklik gibi insanlık için olmazsa olmaz ne varsa düşmandırlar. Asıl konuyu gözden kaçırır kafamızı salt Bilal Erdoğan’ın nasıl çağrıldığına takarsak gerçekleri yeterince anlamamış oluruz. Tabi ki çağrı bu kadarla sınırlı değil; çağrı “…İslam aleminin umudu Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu pek Sayın Bilal Erdoğan Hazretleri” olarak yapılmıştır.

Bu çevrelerin acaba İslam Alemi olarak kastettiği ülkeler hangileridir dersiniz? Bu ülkelerin başta Suudi Arabistan olmak üzere neredeyse tamamı Türkiye düşmanıdır. Hemen her fırsatta da bu ülkeler niyetlerini açıklamaktan geri durmazlar. Şu andaki görünüme baktığınız zaman Recep Tayyip Erdoğan nasıl hüsrana uğramışsa geçmişte de Abdülhamit aynı hüsranı misliyle yaşamıştır.

Neden acaba?

Abdülhamit dönemine baktığınız zaman Batı’nın Uluslaşma sürecini büyük ölçüde tamamlamış olduğunu görürsünüz. Balkanlar ise bu bağlamda oldukça hareketlidir. Osmanlı tebası içinde sayılan azınlıklar ise hemen her yerde büyük hareketlilik içindedir. Hatta Batı’da 1848 – 1871 tarihlerinde ve bu tarihler arasında tarih sahnesine çıkan ve iktidarı ele geçirdikten sonra gericileşip geniş emekçi yığınlarını sömüren burjuvaziye karşı bugün bile belleğimizden silinmeyen işçi sınıfı kalkışmaları olurken Abdülhamit’in sarayında jurnaller, baskı ve zulümler planlanıyor ve ülke ağır bir baskı ortamında tutuluyordu. Bu yüzden de Abdülhamit döneminde Osmanlı toprak kaybına uğramadı denilse de en büyük toprak kayıplar ya bu dönemde ya da hazırladığı koşullar sonrasında gerçekleşti. Ülkede birliği sağlayacak bütün düşünce ve akımlara ise göz açtırılmadığı için Batı’da gözümüzün önünde gerçekleşen devrimlerden uzak duruldu. Sonra da olacaklar oldu, tarih hükmünü verdi ve Osmanlı toprakları emperyalist güçler tarafından dipten doruğa işgal edilmeye başlandı.

İşte yukarıda sözünü ettiğimiz çevreler aradan bunca zaman geçmiş olmasına karşın bu karanlık dönemi hortlatmak ve dipten doruğa yanlış olan Abdülhamit gerçeğini hilafet bağlamında Türkiye’nin gündemine taşımak istedikleri için her fırsatta cumhuriyetle hesaplaşabilecekleri her yerde bir şekilde ortaya çıkmaktadırlar. Bilal Erdoğan hazret olduğuna göre şu şekilde de oradaki tebaya buyuruyor. Babasını kast ederek haydi sözünü ettiğimiz birçok şey babamın döneminde hayat buluyor, kaygım babamdan sonraki dönem içinde neler olacağı şeklinde değerlendirimler yaparak değerli düşüncelerini oradakiler huşu içinde biz ve bizim gibiler ise büyük bir kızgınlıkla dinliyoruz.

Gerek Bilal Erdoğan’ın çağrılışını gerekse burada haddini aşan konuşmaları birileri Recep Tayyip Erdoğan ve mahdumundan uzak tutarak bu gibi yalaka takdimcilere hışımlarını yönetiyorlar ama bence yanılıyorlar. Çünkü padişahlarda geçmişte kendilerini öven hokkabazlardan ve hık deyicilerden ne kadar hoşlanırlardı biliriz.

Son bir tespit daha acaba biz ve bizim gibiler neden bu tür takdimlerden bir türlü hazzetmezler de bu dinci, imancı kesimler çok bayılırlar dersiniz? Çünkü karşınızda iki ayrı dünya vardır da onun için.

Bizler aydınlığı, eşit, özgür ve kardeşçe yaşanan bir dünyayı temsil ediyoruz. Onlarsa; karanlığı, hak ve özgürlüklerin olmadığı eşitliğin gündeme bile getirilemeyeceği dolayısıyla da kardeşliğin söz konusu bile olamayacağı bir dünyayı temsil ediyorlar. Bu yüzden Abdülhamit Büyük Sultan Abdülhamit oluyor, kendileri de hazret…

Bilal Erdoğan’ın konuşması da inanıyorum ki zihin açıcı olacaktır. Tabiî ki de uyarıcı anlamda…

Bilal Erdoğan konuşmasına şöyle devam ediyor:

"Abdülhamid'e 'Kızıl Sultan' dediler. Firavun, hırsız dediler. Suikast girişimde bulundular. O zamanın talebelerini kışkırttılar. Halkın ona karşı cephe alması için ellerinden geleni yaptılar. Bunların hiçbiri başarıya ulaşamayınca zinde güçler devreye girdi. O güçler maalesef o gün, bugün en büyük zaaflarımızdan biri olan, aklını, gönlünü Batılılaşma kisvesi altında başkalarının eline teslim etmiş aydınlar, entelektüeller, vesayet odakları devreye girdi. O zamanın şartlarında kendilerini ilerici sananlar Abdülhamid'i devirdiler. 10 yılda imparatorluğu yerle bir ettiler. Gerici, yobaz dedikleri Abdülhamid ülkenin dört bir yanını demir ağlarla sardı."

Erdoğan, "Sultan Abdülhamid'in o günün şartlarında emperyalizmin tekerine çomak sokuşu bugünün dünyasında Tayyip Erdoğan'ın 'Dünya 5'ten büyüktür' haykırışını akla getirmektedir. Adülhamid'i anlamak demek Türkiye'nin son 15 yılını, Ak Parti iktidarını, Recep Tayyip Erdoğan yıllarını anlamak demektir. Kudüs'ün düşmesi için Abdülhamit hanın gitmesi gerekirdi. Müslümanların birliğini kaybetmesi için 'Kızıl Sultan' jargonuna ihtiyaç vardı. Müslüman ülkelerin sömürgeleştirilmesi için onu kendi çocuklarının yemesi gerekirdi. Bir büyük tarihin, dönemin tarihçiler tarafından 'Pax Ottomana' denilen barış düzeninin çözülmesi için Abdülhamid Han'ın uzaklaştırılması yeterliydi, yetti de. Ancak Abdülhamid Han'ı yediler, biz Tayyip Erdoğan'ı yedirmeyeceğiz."

"Tayyip Erdoğan döneminde iyiyiz ama Tayyip Erdoğan'dan sonra ne olacak bunu iyi düşünmemiz lazım. Tayyip Erdoğan'dan sonra kim gelecek değil, her sene darbe mi olacak, koalisyon mu olacak bunu düşünmemiz lazım. Kim gelirse gelsin ülkeyi yönetebilsin. İyi kötü ülkede istikrar sağlayabilsin. Milletin ferasetine de biraz güvenmemiz gerekiyor
."