turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YAZIP SÖYLEDİYSEK BOŞUNA DEĞİL

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 MART 2018

Bugüne kadar kuvvetler ayrılığı ile ilgili ne çok şey söylendi ne çok şey yazıldı. Ne var ki zaten kuvvetler ayrılığından yana olmayan, ne var ne yoksa tek kişinin iradesiyle gerçekleştirmek isteyen AKP ve saray iktidarı tarafından kuvvetler ayrılığı hiçbir zaman önemsenmedi. Eğer bugün yargıda akıl almaz aksaklıklar yaşıyorsak bilinmelidir ki, bu yönde hiçbir kural tanımayan iktidarın attığı adımlar nedeniyledir.

Dün, 1236 yargıç ve savcının atanması ile ilgili sarayda kura çekilişi vardı. Sarayda diyorum, çünkü günümüzde yargı her konuda olduğu gibi bu konuda da Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesinden bağımsız davranacak bir konumda değildir. Aşağı yukarı karşımızda tıpkı Fethullahçı yapının yargı anlayışının başka bir versiyonu işbaşındadır. Eğer öyle olmayasaydı AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın bir televizyon kanalının ‘Dinamit’ isimli programında Fethullahcılarla ilgili sözleri söylemesi gerekmeyecekti.

Gazetelerden ve televizyonlardan okuyup dinlediğimize göre salona giren Recep Tayyip Erdoğan ve Binali Yıldırım atanacak yargıç ve savcı adaylarınca ayakta alkışlanmışlar. Daha önce yargıçların cübbelerindeki düğmeyi ve cebi tartışıyorduk ya, bu tartışmanın bir benzeri de şimdi siyasileri ayakta alkışlayan yargıç ve savcılarla ilgili olarak yapılacak. Şeklen gördüğümüz olumsuzlukların tartışılması tabiki de hiçten anlamsız değildir. Çünkü öz nasıl biçimi belirlerse biçim de özü etkiler. Bunları geçtik biz daha vahim sonuçlardan konuşmalıyız. Çünkü yargı bağımısızlığını AKP ve saray iktidarı tarafından bütünüyle ortadan kaldırıldığı, adalet mekanizması görevini yaparken siyasilerin gözünün içine bakar hale geldikleri için tam anlamıyla yitirmiştir. Böyle bir yargı tarafından ülkemizde adalet dağıtılacağı savunuluyorsa bilinmelidir ki bu düşünceyi savunanlar yaşamları boyunca adalete, eşitliğe ve kardeşliğe inanmayan kimseler olarak karşımızdadırlar.

Bu arada kura çekiminin ve atamaların yargının kendi salonlarında yapılmayıp da sarayda yapılıyor olmasını da bir mesaj olarak anlamaktan çok, çok tehlikeli noktalara yelken açmak olarak okumak çok daha doğrudur. Gelinen noktada son olay topluma, AKP ve saray iktidarına, muhalefete ne kadar uyarıcı bir işlem görecek hep birlikte görüp yaşayacağız. Ancak yargının bu noktaya getirilmesiyle yaşanan ve bundan sonra da yaşanacak olan mağduriyetlerin sınırını bile kestirmek çok ama çok zor olacaktır.

AKP ve saray iktidarının önümüzdeki seçimleri almak için niye “cumhur ittifakı” ismini aldıklarını da gelişen olaylar ışığında iyi kavramak gerekir. Çünkü iktidarın ve iktidar ortağı olmak isteyen MHP’nin iktidar olmaktan başka bir seçeneği sözkonusu değildir. Neden derseniz; bunca ağır suçların işlenmesine neden olanların hesap verme korkusu her an onları beklemekte olup bu gibi bir durumla karşılaşmamak için yapamayacakları şey yokur.

Yazımızı bitirirken bir önemli noktaya daha değinmeyi gerekli görüyoruz. Bizler öteden beri ÖSO’cuları nasıl değerlendirdik? ÖSO’yu çeşitli İslami terör gruplarından devşirilmiş, katil ve çapulcu sürüsü olarak. Durum buyken ÖSO sanki TSK’nın en önemli bir unsuruymuş gibi savunuldu ve birçok operasyonlarda rol aldı. Son olarak da Afrin operasyonunda sürekli olarak kendilerine ne gibi rol verildiğini gördük, dinledik.

Sonuçta Afrin operasyonunun 60. Gününde PYD’lilerin kenti terkettiğini bütün dünya biliyor. Bir başka deyişle TSK’nın önünde duramadıkları da bir gerçek. Dünyaya bu operasyonlarla ilgili olumlu görüntüler sergilenirken ÖSO’cular ne yaptılar? Yağma ve çapulculuğa giriştiler. İşte bu olay bugün dünya basınında boy boy verildiği için Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlarından İbrahim Kalın’ın da gündemindeydi ve olanları yalanlayamadı. Tersine yaşanan bu gibi olayların üstüne gidileceği, bunun için bir araştırma yapılacağı söylendi.

Ne demişler; körle yatan şaşı kalkar. ÖSO ile iş tutanlara çapulculuğun, yağma suçunun çamurunun bulaşmaması olası mı? Değil.

Kısacası iktidarın durumu deveye sormuşlar neren eğri diye, deve de yanıt vermiş; “NEREM DOĞRU Kİ” diye.

Sahi iktidarın neresi doğru ki?