turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


2019 SEÇİMLERİ ÖNEMLİ Mİ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

26 MART 2018

Solda yer alan siyasi yapıların her biri kendi öğretisel doğrultusunda bir yol tutturmuş gidiyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. Yok, çünkü bunca yapı pek çok konuda farklı farklı düşünüyor ki, farklı farklı da çözümler gündeme getiriyor.

Türkiye Sosyalist İşçi Parti (TSİP) olarak geniş emekçi yığınlarının örgütlenmesi gerektiği konusunda bir diyeceğimiz olamaz. Olamaz, çünkü ses getirecek, gidişata müdahale edecek bir güce sahip değilseniz oyun dışı kalacağınız da muhakkak. Sosyalist bir partinin örgütlenme çalışmalarını bile gerçekleştirmek için onca olanaksızlıklarla karşı karşıya kalmamız yüzünden ne durumda olduğumuz da çok açık. Örgütlenmekle olanaklar sağlamak arasındaki bağı da bilmiyor değiliz. Ve zaten örgütsüzsek amaçladığımız hedefi de asla gerçekleştiremeyiz. Başka şekilde söylersek; burjuvazi ile girdiğimiz savaşı kazanma olanağımız yoktur. Somut gerçeklik bu kadar aleyhimize bile olsa yine de 2019 seçimleri bizi ilgilendirmez, biz işimize bakalım da diyemeyiz. İşte o zaman; TSİP olarak amaçlarımız doğrultusunda dünden bugüne ödünsüz davrandık, davranmaya da devam edeceğiz. Sosyalist solda onca zorluğa karşın varlığını sürdüren bir parti olarak sosyalizm öğretisinin bize öğrettikleri gerçeğinden hareketle bilimi kendimize rehber edinerek amacımız doğrultusunda kavgamızı sürdüreceğiz.

Türkiye’de egemen güçler toplumu nasıl baskı altında tutup kıpırdayamaz hale getirdiler? Neden 12 Eylül 1980 faşizmi yığınların önüne Türk/İslam sentezi karışımı bir aşureyi koyarak adım adım aydınlığı yok edip karanlığın kapısını sonuna kadar açtı? Aslında konunun anlaşılmayacak bir yanı yok. Çünkü bütün gerici rejimler aydınlıktan ölümlerinden korkar gibi korkarlar. Bilirler ki aydınlanmış bir toplum gerçekleri çok daha kolay kavrar, kendisi için seçenek olacak kurtuluş yönünde arayışa girer. Bu yüzden de aydınlanmanın önünü kesecek olan dinci gericilik 12 Eylül faşistlerince başlatıldı, devam eden iktidarlarca da önü kesilmeden devam ettirildi ve hatta üstüne fazlası da konularak laiklik hedef tahtasına oturtuldu. Bu andan başlayarak da okullarımız giderek bilimsel eğitimden uzaklaştırıldığı gibi bilimsel eğitime karşı bir seçenek olarak imam hatip okulları arka arkaya açılarak dinci gericiliğin alt yapısı döşendi. Bu da yetmedi normal cumhuriyetin okulları da dini ağırlıklı bir müfredat programı ile bombardımana tutuldu. Sözünü ettiğimiz gidiş AKP ve saray iktidarı ile birlikte tavan yaptı. Bu nedenle de Cumhuriyet Türkiye'si hızla karanlığın içine itilmiş oldu. Bunları söylerken emek kesiminin nelerle karşılaştığını yazmıyoruz bile.

Bu tür oldu bittilere karşı toplumun ilerici, devrimci, demokrat ve sosyalist çevreleri elbette teslim olmadılar, mücadele ediyorlar. Bu yönde öğrenci velilerinden, aydınlara, demokratik kitle örgütlerine ve siyasi partilere kadar pek çok kişi kurum ve kuruluş eylemli bir mücadele içinde. Ancak dinci gericiliği püskürtmek için yeterli olmadığımız da yaşadıklarımızla birlikte önümüzde duruyor. Gerçekler bu olunca da konu gelip örgütlü olmak ve yetmez yığınsal bir güç haline gelmemize gelip dayanıyor. Tek tek yeterince örgütlü olmadığımızı söylüyorum, ancak hep birlikte de bir kıymeti harbiyemiz yok. Yok, çünkü demokrasi güçleri olarak birlikte hareket edemediğimiz gibi birlikte olabilmek için yeterince tartışma ve sorunların üstesinden gelmek için de bir kültür birikimine sahip değiliz. Şu an herkes kendine göre bileği bükülmez en, en devrimci örgüt olarak kabul ediyor kendisini. Bir araya gelenler bile gerçek tehlikeleri bertaraf etmek ve iktidar olmak için değil, küçük hesaplar için birbirlerine tahammül ediyor görünüyorlar. Deyim yerindeyse içi beni yakar, dışı seni yakar kuralı işliyor. Bu yüzden de en olabilecek konularda bile farklı düşünüldüğü ne edilip ediliyor öne çıkarılıyor. Bu davranış bazen de olağan olmayan yöntemlerle sürdürülerek daha güçlü bir demokratik Güçbirliği oluşturulmasının önünü kesiyor.

Türkiye’de karşılaştığımız ve de böyle giderse karşılaşacağımız tehlikelere işaret ederek yığınları uyanık olmaya çağırıyoruz. Bu gerçeklerden yola çıkarak diyoruz ki, Türkiye’de dinci, gerici faşist bir diktatörlük var. Bunu söylerken de asla bu yaşadıklarımızı kapitalist sömürü sisteminden bağımsız düşünmüyoruz. Bu yüzden de faşizmin, demokrasi güçleri olarak gördüğümüz güçlerin birlikte davranarak yıkılacağının altını kalın çizgilerle çiziyoruz.

Tam da bu aşamada topluma nasıl sosyalist seçenek sunulacağının daha doğrusu sunulamayacağının kuramını yapmaya kalkışmanın kuramsal olarak sekter, eylemsel olarak ise sağ bir davranışla üst üste oturacağını söylüyor, TSİP olarak faşizme karşı izlenmesi gereken yola bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha döne döne işaret ediyoruz. Yaşadıklarımız bu kertedeyken CHP için nasıl bir düzen partisi olduğu analizlerini yapanları da dolaylı da olsa AKP ve sarayın ekmeğine yağ sürdükleri için ellerimiz patlayıncaya kadar alkışlıyoruz.

Sözü bitirirken de AKP ve saray iktidarına karşı mücadele etmenin salt bunlarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda da emperyalizm ve kapitalizm karşıtlığı olduğunu da yeri gelmişken anımsatmadan geçemiyoruz.

Herkesin seçeneği kendine de diyemiyoruz, çünkü bu mücadelede değil örgüt bir kişinin bile dışarda kalması lüksümüz yoktur…