turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

30 MART 2018

AKP ve saray iktidarından bugüne kadar laftan başka ne dinledik?

Örneğin Recep Tayyip Erdoğan kime ağza alınmayacak hakaretler etmedi, biri çıkar söyleyebilir mi? Kılıçdaroğlu’na söylemediğini bırakmadı ama kendisinin siyaseten eleştirilerine bile dayanamayıp olmadı arka arkaya kazanırsa Kılıçdaroğlu’nun hakkında zenginleşmeyi amaç edinmiş hakaret davaları açtı. Peki, kendisinin onca kişiye ettiği hakaretler dava konusu olabiliyor mu? Olsa bile yargıdan kim neyi bekliyor ki dava açsın değil mi?

Adı üstünde “Çılgın Proje’. Bu proje ülkenin belki de 500 milyarı da aşacak paralarını yutacak da, bundan da geçtik. İstanbul’u ve ülkemizi korkunç bir felaketin içine sürüklemeyecek mi? İstanbul’un su havzası ne olacak? Karadeniz’le Marmara’nın sularının karıştığı bir ortamda ne gibi iklim değişiklikleri yaşanacak; bu iktidarın aklı başında eğer varsa tek insanı tarafından bu projelerin nelere mal olacağına dair kafa yoruldu mu? Sonra bu kadar uzun mesafeden çıkacak hafriyat, hafriyatın taşınması, bu noktalarda olacağı hesap edilen nüfus gelgitleri ve bu nüfusa verilecek hizmetler hiç göz önünde tutuldu mu? Ya da İstanbul bütünüyle mi gözden çıkarılıyor? Trakya ise yaşanmaz hale mi getirilmek isteniyor?

Konuyu ele alanlar her fırsatta bu bölgede rant vurgununun nasıl işleyeceği üzerinde yazıp çizdiler. Bizler AKP ve saray iktidarının rant konusunda mastırları olduğunu söylüyoruz tamam da, değirmenin suyu bunca yapılanları daha nereye kadar çekecek? O su bir gün şıp diye kesildiğinde doğamıza ve halkımıza yapılmış olan kötülüklerin hesabını verecek kim ya da kimler kalacak ortada biliyor musunuz?

Kanal açıldığında doldurulmuş bir Karadeniz, doldurulmuş bir Marmara denizi kendisine yapılanları cezasız mı bırakacak sanıyorsunuz? Şu an konuşulmayan, olası depremler de dahil, neler yaşanacak hiç düşünülmüş müdür? Düşünülmediyse eğer getirisinin yanında götürüsünün rakamlara bile vurulmasının zor olduğu böyle bir çılgınlığa AKP ve saray iktidarı niye balıklama atlıyor acaba dersiniz? Ya da şöyle diyelim; sözü geçen çılgınlıklar bu vurguncu takımını ayakta tutabilecek mi ne dersiniz?

Şimdi gelelim kültür varlıklarımıza. Bilindiği gibi Sözcü Gazetesi Kurtuluş Savaşı sırasında başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere mücadele arkadaşlarına ev sahipliği etmiş dönemin simgesi Keçiören’deki binanın harabe halinde oluşunu haber yaptığı ve an önce restore edilmesinin yazmasının arkasından bina ateşe verildi. Bu olayın bir rastlantı olduğunu düşünmek zor olmasına zordur da, bu kadar da üst üste yaşanması gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir olay. Durum açıktan açığa belli olmuştur ki, zaten kültür değeri denince akıllarına kıl tüy gelen bu iktidar her niyeyse capcanlı ortada duran kültür mirasımız söz konusu olunca sahip çıkmak akıllarına bile gelmiyor. Yakılmış, yıkılmış, çalınmış, yok edilmiş adamların dertleri bile değil.

Hani, biz bunları kime diyoruz demeden geçmemin olanağı yok. Kültür mirası denilince tesbih imamesi sanan kafalardan zaten ne beklenir ki değil mi?

Şimdi gelelim TBMM’de yaşanan rezalete. Bildiğiniz gibi meclis 18 Mart için bir toplantı yapmak istemiş. Görüntüyü de Devlet Tiyatrosu sanatçılarıyla daha ilgi çekici hale getirmeyi düşünmüş. Düşünmüş de, şu an TBMM Başkanı denilen kişi sahnede kadınların olmaması gerektiği doğrultuda bir fetvayı basıvermiş. Görevliler de bakmışlar aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık, çareyi kadın sanatçıları sahnenin görünmeyen yanlarına almışlar. Onlar yine söyleyeceklerini söylemişler ama kendileri görüntüden uzak tutulmuşlar.

Şimdi bu konuda tartışmalara tanık oluyoruz. CHP ve HDP sözcüleri ister istemez konuyu en sert bir şekilde eleştiriyorlar. Bu iktidar tarafından kadınlarımızın nasıl görüldüğü üzerinden tepkilerini ortaya koyuyorlar.

Sanki bizler sözü geçen iktidarın kadınlara nasıl baktığından habersiziz. Sanki cumhuriyet in kadınlarımıza tanıdığı hakları bu çevrelerin bir türlü içlerine sindiremediklerini bilmiyoruz. Hele hele İsmail Kahraman’ın ne tıynette biri olduğundan haberimiz bile yok.

İşte böyledir. Sizi iterler sesinizi çıkarmazsınız. Bu kez canınızı acıtacak şekilde iterler yine sizde tık yok. Sonra tekme tokat girişip ağzınızı, burnunuzu kırıp yerlerde sürüklediklerinde can acısıyla feryat figan ederseniz, bu davranışın da engelleyici bir yanı yoktur. Yapılanlara göz yumula yumula bu noktaya getirildik.

Bu yüzden kadınlarımız aşağılanıyor. Kadın denildiğinde onların aklına sadece ve sadece cennetin anaların ayaklarının altında olduğu geliyor. Onun dışında kadın hep ayaklar altında olması gerekir diye düşünülüyor ki bunlar bu kadar pervasız, bu kadar utanmaz ve arlanmazlar.

Bir de özgürlüklerimizden, ekonomik haklarımızdan, ülkenin nereye gittiğinden, dem vurmuyor muyuz tepem atıyor tepem…