turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BU DİL NASIL BİR DİL?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

01 NİSAN 2018

Recep Tayyip Erdoğan; Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı işbirliği ile Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen “Yeditepe Bienali”nin açılışında konuştu.

Konuşmasının neresinden tutsanız sataşma ve ağır bir üslubun egemen olduğunu görüyorsunuz. AKM için “…buna da çok bağırdı o ‘Geziciler’. İstediğiniz kadar bağırın. Çatlayıp, patlayın bak yıktık.” Sözlerinin arkası çorap söküğü gibi geldi. Bu nasıl bir konuşmadır, demiyoruz artık. Çünkü biliyoruz ki muhteremin herkese ağır sözlerle had bildirmekten beslenen bir yanı var. Burada sözlerinin arasında sataştığı Gezicilere gelince bu gösterilere katılanlar aslına bakarsanız tarihe damgalarını vurup geçtiler. Eğer öyle olmasaydı bugüne kadar Sayın Erdoğan’ın hırsı çoktan geçmiş olacaktı. Öyle sanıyoruz ki bunca hak yoksunluklarına, yoksulluklara, hak ve özgürlüklerin kullanılamayışına, ülke varlıklarının ona buna peşkeş çekilmesine, çevre katliamının üzerine onlarca daha yenisinin eklenmesine vs daha fazla dayanamayacak olan yığınların Gezi benzeri bir patlamasından korkuluyor olmalı ki bunca zamandır Gezi göstericileri bir türlü muhteremin dilinden düşmüyor.

Aslında demokratik bir ülkede insanların tek başlarına veya pek çok kimseyle birlikte haklarını aramalarından doğal bir şey olamaz. Buraya kadar tamam da bu tür hak arama bizim ülkemizde yaşanıyorsa işte böyle büyük bir sorun olarak gösterilip baskılara zemin aranılması için kullanılması gerçekten de akıl alır şey değil.

İş burada bitmiyor. Sayın Erdoğan’ın deyimiyle “milli ve yerli” olan bazı sanatçılarımız Afrin’e askerlerimize destek için gitmişler. Bu sanatçılara karşı olan, milli ve yerli olmayan “çağdaş bedevi” sanatçılar da bu sanatçılara karşı çıkıp demediklerini bırakmamışlar. Buradan kalkan Erdoğan’ın Gezicilerden sonra sanatçıların da haddini bildirmesi gerçekten çok ilginç.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlarından İlnur Çevik Afrin harekatı ile ilgili konuştu. İyi ki de konuştu da bizler de yerli ve milli olmanın nerelerden geçtiğini öğrenmiş olduk. İlnur Çevik’e göre daha Amerika Irak’a girme kararı alır almaz Amerika ile birlikte davranmalıymışız. Eğer davransaymışız yerle bir olan Musul’undan Kerkük’üne kadar Irak’ta pek çok kentin yeniden imarında Türkiye’deki inşaat firmaları köşe dönermiş. Sonra Afrin Harekatını yapmışız. Artık biz oralarda söz sahibiymişiz ve buralar da bizden sorulurmuş. Dolayısı ile Kuzey Irak’ta nasıl Havaalanları yapmışsak, uluslararası standartta El Bab’tan Afrin’e kadar da yıkılan yerlerin ve alt yapının yeniden yapılmasını biz yapacakmışız. İlnur Çevik’e bakılırsa başta Gaziantep işadamları olmak üzere ülkemizin iş adamları ihya olacaklarmış.

Bu kafanın nasıl bir kafa olduğunu sormuyoruz bile. Çünkü talimini CIA’de yapmış olan İlnur Çevik gibilerinden herhalde insani sözler işitecek değiliz. Daha da önemlisi o Kuzey Irak’ta yaptığı işlerden kazandığı tatlı vurgunu iyi bildiği için konuşması da bu minval üzerine oluyor.

İlnur Çevik bu arada bir önemli noktaya daha değinmiş. Eğer Rusya hava sahasını açmamış olsaymış, biz El Bab’tan Afrin’e kadar hiçbir yerde ne savaş uçağı kaldırabilirmişiz ne de insansız hava aracı uçurabilir mişiz. Bak burada Çevik haklı. Gerçekten de Rusya olur vermeseydi bunların hiç birisi olmazdı. Yalnız burada da bir sorun var. Bugüne kadar ABD’nin en güvenilir adamı olan İlnur Çevik acaba Amerikalıları bıraktı da Rusların yanına mı geçti? Yoksa en iyisi ikili oynamak diye düşünüp böyle bir görevi mi üstlendi ne dersiniz? Yok, yok bizim bildiğimiz İlnur Çevik ölür yine de Amerikan sofrasından kalkmaz. Bu yüzden de İlnur Çevik’in sözlerini ihtiyatla karşılıyoruz.

İlnur Çevik’in sözlerini Afrin ya da Elbab’ta yakınlarını yitirenler dönüp dönüp dinlemelidirler ki, çocuklarının gerçekte niye canlarını ortaya koyduklarını iyi anlasınlar. İlnur Çevik’e göre Afrin’de yaşamını yitiren 50 küsur askerimiz bu sayıya iki askerimiz daha eklenmiş. Yani Çevik’e göre askerlerimiz sadece bir sayıdan ibaret. Şehit olmuşlar olmasına da bir büyük işi de başarmışlar. Bundan böyle iş çevrelerimiz ihya olacaklarmış, bu da Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir kazançmış. Bilmem şehitlerimizin anneleri, babaları, eşleri, çocukları ve de akrabaları çocuklarının niye öldüğünü anladılar mı dersiniz?

Bazen İlnur Çevik gibiler konuşmalı. Hem arada bir değil sık sık konuşmalılar ki şecaat arz ederken sirkatlerini de söylesinler ki uyuyan halkımız uyansın değil mi? Malum biz söyleyince bazılarının kafasına bir türlü söylediklerimiz girmiyor da…

Sonuç olarak AKP ve saray iktidarı İlnur Çevik’te bir özellik görmese niye şimdiye kadar bu adama arka çıkar, çıkmakla yetinmez, Recep Tayyip Erdoğan onu başdanışmanları arasına alır mıydı? Adam, nasıl modern talan yapılır iyi biliyor. Osmanlının talanı gibi talan yöntemi günümüzde geçerliliğini yitirdiğine göre yerini hemen modern talan almalıdır ki, halkımız canıyla, malıyla kaybederken AKP iktidarı eliyle baş tacı edilen sömürücü sülük tayfası da kan emdikçe şişsin. Patlarlarsa da artık o da onların bahtına…

Bitirirken bir önemli noktaya daha değinmekte yarar var.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi üye ve yöneticileri bulundukları her yerde Şeker fabrikalarının satışı ve özelleştirilmesi ile ilgili her eyleme işçilerle, pancar üreticileriyle, oranın kamyoncuları ve esnafıyla birlikte katılmalı ve ne pahasına olursa olsun satışın engellenmesi için var güçleri ile mücadele etmelidirler.

Bilinmeli ki talana ortak olanlar aynı zamanda da ülkeyi parsel parsel yabancı güçlere satanlardır.