turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GÜN GÜN KÖTÜYE GİTMEK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

02 NİSAN 2018

Ne oldu? Afrin’de yaşamını yitiren askerlerimiz için birileri Boğaziçi Üniversitesi’nde lokum dağıtmaya girişti, birileri de onları engellemeye kalkıştı. Lokum dağıtanlar gerçekten de birileriydi. Üniversitede lokum dağıtanlar kimlerdi ve niçin Boğaziçi Üniversitesi gibi ülkemizin seçkin bir üniversitesinde böyle bir yola başvurmuşlardı? Hem öteden beri Boğaziçi Üniversitesi için her fırsatta konuşup suçlamalarda bulunan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kullandığı dilden mi birileri vazife çıkarmışlar, bir şeyler olacağına kesin gözüyle baktıkları için mi burasını seçmişlerdi bilemiyoruz.

Daha önce de yazdığımız gibi keşke buradaki öğrenciler kışkırtıcılığa gelmeselerdi de onlar da her kimseler lokumlarını dağıtıp gitselerdi ne iyi olacaktı. Öyle olmadı küçük çapta bir olay yaşandı ve Recep Tayyip Erdoğan ise bu durumu fırsat bilip konuştu da konuştu. Neymiş efendim karşı çıkanlar hem komünistlermiş hem de teröristmişler. Tabi bir insan hem komünist hem terörist nasıl olur buna bizim aklımız ermez de demek ki, Recep Tayyip Erdoğan bizim görmediğimiz şeyleri görüyor ve biliyor olmalı ki açtı ağzını, yumdu gözünü, demediğini bırakmadı.

Olaya karışan öğrenciler için komünist nitelemesi de yaparak onları orada okutmayacaklarını söyledi. Devamında ise sayısı nedir tam olarak bilmiyoruz ama çok sayıda polis 13 öğrenciyi yaka paça gözaltına aldı ve attılar onları içeriye. Gerçekten de durumdan vazife çıkaranlar nasıl olmuştu da bu kadar kısa zamanda organize olup öğrencilerin tepesine binivermişlerdi? Dünyanın başka üniversitelerinde bu ve buna benzer durumlarda polis hemen öğrencilerin tepesine binip yöneticilerinin isteği ile eğitimlerine son verdikleri bir başka örnek var mıdır diye çok kafa yorduk ama bulamadık.

Ülkemizde olup bitenlere ne kadar da kolay alışıyorduk. Yaşananlar o kadar olağandı ki kimse çıkıp da konu ile ilgili tek söz bile söyleyemiyordu. Ola ki bu öğrenciler yanlış yapmışlardı, olayın üstüne cumhurbaşkanı koltuğunda oturan birisi böyle mi gitmeliydi? Haydi, o çocukları savunacak bir kamuoyu herkes korkutulduğu için söz konusu değildi, bu çocuklarımızın annesi, babası, yakınları da mı yoktu? Boğaziçi gibi bir üniversiteyi kazanmaları için anneler, babalar kim bilir ne emekler vermişlerdi ama birileri çıkıp o emekleri ayaklarının altında kolaylıkla çiğneyip atabiliyordu.

Muhalefetten ve basından bir iki cılız sesin dışında herhangi bir tepkinin olmayışı acaba olup bitenlere nasıl bir teslimiyetti anlaşılır gibi değildi. Herkes memnundu sanki. AKP’liler öyle memnundular ki sanırsınız onların tekerine çomak sokmuşlardı bu çocuklar. AKP’lilerin böyle düşünüyor olmalarına çok şaşırmıyoruz ama diyelim ki çocuklardan bir ya da bir kaçı onların çocukları olsaydı ne diyeceklerdi acaba? Madem işi bu noktaya taşıyan Recep Tayyip Erdoğan’dı çocuklarımızın kanı da, canı da helal olsun diyebilirler miydi? Bence hiçbir anne ve baba bunu diyemezdi. Öyle ki çocukları ne suç işleyen anne ve babalar var ki çocuklarına yine de “ne yaptın sen çocuğum” demenin ötesine geçecek bir tutum sergilemiyorlar. Gerçekler böyle iken nasıl olmaktadır da Boğaziçi Üniversitesi’nde çocuklarına yapılan bu muamele karşısında anne ve babaların sesini duymadık?

Bir de siyasi partiler var. Bu siyasi partiler kamuoyunda ses getirecek denli büyük bir tepki koymuyorlarsa nasıl olacak da iktidar adayı olarak ortaya çıkıp yığınların desteğini alacaklar? Görmüyorum, duymuyorum, bana ne ayağında işin nerelere vardırılacağı hiç düşünülmüş müdür acaba?

Yeni bir şey daha var. Bazı kimseler kendileri için kaygılı olduklarından Türkiye dışına gitmeyi seçiyorlar. Bu duruma Sayın Erdoğan nasıl yaklaşıyor? “Eğer gitmek istiyorlarsa biletlerini de biz alalım nereye gideceklerse gitsinler” diyerek. Bu sözleri duyunca sanıyorsunuz ki bu ülke bunların babalarının malı, yurttaşlar ise bu topraklarda maraba. Peki, bu sözler burada kalıyor mu? Kalmıyor elbette. Bazıları durumdan vazife çıkarıp önlerine kim gelirse aynı ağzı kullanıyorlar. İçlerinde; “defolup gidin” diyeni mi ararsın, “sen ve senin gibilerin bu ülkede yaşamaya hakkı yok diyeni mi” ararsın, “hainler” nitelemesi yapanları mı say saydığın kadar. Bugüne kadar vatan deyince, para cüzdanları, kasaları, malları, mülkleri olarak anlayanlara bakın hele bir. Bu zihniyet acımasızdır aslında. Kolaylıkla kendi çocuklarına kıyabilir, zaten bu kışkırtma hezeyanları yüzünden geldiğimiz nokta gerçekten de tehlikeli bir noktadır.

Baksanız ya Türkiye nerelere geldi? Bir iktidar düşünün ki; basını ya ele geçirmiş ya da susturmuş. İşte o basın 40 bin kişinin toplandığı beğenir ya da beğenmeyiz İyi Parti’nin kongresini göremiyor, kongreden ne bir haber var ne bir bilgi. Böyle bir kongrenin olduğunu ancak Halk TV gibi bir kanaldan duyabiliyoruz. İnsan düşünmeden edemiyor. Bugünkü iktidar İyi Parti gibi bir partiye böyle bir muamele çekip basının oraya gitmesini ve haber yapmasını yasaklarsa ki öyledir, bizim gibi olanakları olmayan partiler ne yapacak, kendilerini kamuoyuna nasıl anlatacaklar? Bizden haberi olmayan kamuoyu bizleri rüyalarında mı görecekler de bizim doğru söylediğimizi görüp korku zincirlerini de kırarak bizim saflarımıza gelecekler?

Hey gidi dünya hey! Şimdi bazı sözüm ona sanatçılar gitmişler Afrin’e İbrahim Tatlıses yönetiminde “Yaylalar” türküsünü söylüyorlar.

Neymiş, neymiş?

Megri…megri… pardon pardon Menbiç’ten dolan da gel yaylalar yaylalar... Konyaaltı tesislerini al da gel yaylalar yaylalar…

Kısacası; Ulufe çok…