turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HAVAYA YUMRUK

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 NİSAN 2018

Öyle zamanlar olur ki söylediğiniz doğruların toplum katında hiçbir değeri yoktur. Söylediğiniz her söz geri duvara çarpar ve size döner. İşte o zaman da doğrularınızla baş başa oturur kalırsınız. Bunun en güzel örneği ilerici, devrimci, sol ve sosyalist çevrelerde yaşanıyor. Hemen herkes döne döne demokrasi güçlerinin birlikte davranması gerektiğine parmak basarken bu yönde atılmış adımlara gönül rahatlığı ile katılacak bir tek somut bir şey göremiyorsunuz. O zaman bu tür çağrıların niye yapılıyor oluşuna kafanız takılıyor, anlamaya çalışıyor ama bir türlü anlayamıyorsunuz. Kimse somut olarak bir araya gelmiyorsa gelemiyorsa bu çağrıların çağrı yapanlar ve yapılanlar katında bir önemi olabilir mi?

Öyle sanıyoruz ki birlikte davranmak konusunda bizim de bir sözümüz olmazsa yığınlar bizi cezalandırır düşüncesi taşıyor olmalıyız ki kendimizi bir türlü birlikte olmamız gerektiğini dile getiren çağrılardan uzak tutamıyoruz. Tamam, çağrılar iyi de her ne hikmetse bir türlü şu, şu partiler şu ilkelerde birlikte davranmaya karar verdiler şeklinde bir sonuca ulaşıp gönül rahatlığı ile demokrasi güçlerine karşı güçlerimizi birleştirip ortak mücadele edemiyoruz. İşin içinde bir gariplik olmalı, bu durumda ya yaptığımız çağrıya kendimiz inanmıyoruz ya da aklımızca politikasız kalmamak gerekçesiyle böyle bir köylü kurnazlığına başvuruyoruz.

Bu konuda kimseye peşin hükümlü bir anlayışla eleştiri yöneltecek de değilim. Bazı yapılar içinde bulunduğumuz koşullarda demokrasi güçlerinin birlikte davranmaları gerektiğine de inanmayabilirler. O zaman kendi seçeneklerini ortaya koyup isterlerse bu seçenek doğrultusunda mücadele ederler istemezlerse etmezler. Sonuçta bu seçim o yapıların bileceği bir iş. Ancak ilericilerin, devrimcilerin, sosyalistleri güç ve eylem birliği yapmaları gerektiğini söyleyip de bu söylemleri yaşama geçirmek için ağırdan alanlar ya da hiç gündemlerine getirmeyenlerde bir arıza olması gerektir.

Konuştuğumuz çevrelerde sözüm ona “cumhur ittifakı” olarak adlandırılan dinci, gerici, faşist cepheye karşı bir tek kişiyi bile dışarda bırakma lüksümüz yoktur diyenler nasıl olmaktadır da ittifak denilen şeyi buyur gel beni destele şeklinde anlayabilir ve böyle bir anlayışın da getirisi olabileceğini düşünür sizler anlıyor musunuz? Doğrusu biz anlamıyoruz. Bu yüzden de yarım yamalak oldurulmaya çalışılan sözüm ona bir ittifakın sinerjisi olmaz, yarattığı enerji ile de ne faşist iktidarları işbaşından gönderebiliriz ne de bize düşen görevi tam anlamıyla yapmış oluruz.

Bu yüzden konuyu bir kez daha açıkça yazmak gerektiği düşüncesindeyiz. Türkiye’de ittifaklar şu bu denilince bazılarının aklına her ne hikmetse sadece ve sadece iktidardakilere karşı yine sağ tarafta yer alan yapılarla iş tutmak akla geliyor. Sol ve sosyalist yapılar her defasında görmezlikten gelinerek sanılıyor ki, onların bu mücadelede esamileri bile okunmaz. Aksine durum hiç de sanıldığı gibi olmayıp tam tersine hakkıyla asgari müştereklerde bir araya gelinirse toplum katında ne büyük dalgalanmalar olabileceği ya görülmek istenmiyor ya da gerçekten görülmüyor. Bu yüzden de edilen sözlere baktığımız zaman birçoğu incitici içerik taşıyan açıklamalar olarak karşımıza çıkıyor.

Bunun bize göre bazı nedenleri yok değil. Çünkü bazı sol ve sosyalizan görüşlere sahip kesimler her defasında yanlış yöntemlere girişmekten kendilerini alamıyorlar. Çeşitli sızma yöntemleriyle kendilerini var edeceklerini düşünerek gerektiğinde abartılan güçleriyle pazarlıkta ellerini güçlendirmeye çalışıyorlar. Bu doğru bir yol değildir. Böyle girişimler hem sol yapıları değersizleştiriyor hem de ilkeler çerçevesinde ittifakların oluşmasında aradaki köprülerin yıkılmasına neden oluyor.

Bugün inanıyorum ki sol ve sosyalist çevrelerin en güçsüzü bile toplum katında karşılığı olan yapılardır. Tek tek davrandıklarında tamam dikkate değer bir etkisi görünmüyor ama dereler birleştiğinde ırmak olunacağı da yeterince kavranmış değil.

Şimdi kendilerine “yerli ve milli” diyen, “cumhur ittifakı”nın ne menem şey olduğunu bilmeyenimiz yok. Normal bir seçim takvimi bile hazırlamak yerine katakullileri öne çıkaran bu ittifak tartışmasız karşımızda faşist bir diktatörlüğü temsil ediyorsa ki öte bile geçiyor, bunların karşısına güçleri oranında temsiliyeti olan bir ittifakın olması da haklı olarak istenebilir. Yoksa doğal ittifak denilen şey zorunluluklar nedeniyle bir yerin desteklenmesi şeklinde ortaya çıkar ki böyle bir ittifakta da kimsenin gönül rahatlığı ile iş yapıp ülkeyi bu hale getirenleri iktidardan alaşağı etmek için çalışacaklarını da düşünmek iyimserliğin de ötesinde birilerini aptal yerine koyarken birilerini baş tacı yapmaya dönüşür ki buradan da amaçladığımız sonuçları elde etmemiz olası değildir. Havaya yumruk sallamak gibi yorucu bir görevin yüklenilmesi de ne varlık nedenidir ne de devrimciliktir.

Evet, dün sözüm ona Başbakan Binali Yıldırım mecliste erken seçim kabul edildikten sonra espri ile karışık ülkenin son başbakanı olarak bir veda konuşması yapmış ve helallik istemiştir.

Hani insanın şaka gibi diyeceği geliyor. Eğer bu şakadan yeterince ders çıkarmışsak, biz demokrasi güçleri de; bırakalım bunlara şu ya da bu mevkileri kaptırmayı son olarak iktidardan bunları göndermeli ve yapılanların edilenlerin hesabını sorabilmek, böyle bir coşkuyu içimizde taşımalıyız ki ülkemize giydirilmek istenen deli gömleğini yırtıp atabilelim.

Yoksa ülkemizde deli gömleği sanayisinde patlama yaşanmaması için hiçbir neden yoktur.