turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE SÖYLENSE BOŞ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 NİSAN 2018

Şu sol ve sosyalist çevreleri anlamakta zorlanmadığımı söylesem abartmış olmam. Her ne hikmetse sol ve sosyalist çevreler kendilerini sosyal bir olgu olmak için kanıtlamak zorunda olsalar da bu konu çok da dertleri değil. Değil, çünkü sol çevreler şu ya da bu nedenle birbirleriyle daha çok sorunlular ya da kendilerini birbirlerine kanıtlamayı birinci derecede öneme aldıkları için ülkede yaşananlar ne olursa olsun onlarla yazıp çizmenin ötesinde bir boy ölçüşme söz konusu değil. Örneğin AKP ve saray iktidarı OHAL ilan etmiş ve her istediğini de OHAL’e dayandırarak gerçekleştiriyor. Üstelik Recep Tayyip Erdoğan OHAL’i savunmak için patronların önüne çıkıp OHAL’in patronlar için ilan edildiğini söyleyerek OHAL’den bu yana tek grev yapıldı mı diye sorabiliyor. Yetinmiyor aynı sözleri bu kez de partisinin meclis grubunda yineliyor.

Durum çok açık. Bu konuşmaya sol ve sosyalist çevrelerce anlamlı bir karşılık verebildik mi? Veremedik. Öyleyse sınıfın seçeneğinden söz edip sınıfı seçeneksiz bırakmayacağız demek ne anlama gelmiş olabilir, ben anlamadım siz anladınız mı? Yaşamın dışındaymış gibi davranarak sol söylemlere yaslanarak lafta sol eylemli olarak sağ bir çerçevede politika şimdi işçi sınıfını seçeneksiz bırakmamak mı oluyor?

Yok, yetmez. Birisi kalkar sınıfı seçeneksiz bırakmayacağını söylerse öteki ondan aşağı kalır mı? O da kalkıyor seçimleri boykot ettiklerini söyleyen en radikal bir çıkışla kendisini dosta düşmana kanıtlamaya çalışıyor. İyi güzel, seçimleri boykot ettin tamam da, boykotta devrimci bir seçenek olmasına karışın bu seçenek birilerinin elinde nasıl da devrimci bir seçenek olmaktan çıkarılıyor farkında değil misiniz? Ne yapacaksınız seçim günü? Evinizde oturup çay içmenin ve sandıklar açıldığında sonuçları dinlemenin ötesinde var mı bir programınız, planınız?

İşte sorunun can alıcı noktası burası. Bir şey yapmadan, yapamadan devrimcilik taslıyor olmak. Sol bu kadar kirlenmiş suda daha kaç kez yıkanacak ve de yığınların önüne çıkıp “ben devrimciyim” diyerek işçileri, özellikle de gençleri oyalayıp sonra da her birini bir yana savuracak bu soruların yanıtını arayan yok mu sizlerin arasında?

İşin özüne dönersek; solu ve sosyalist solu yapılacak olan bu seçimlerde de seçeneksiz bırakmış olmak çok mu devrimci bir tutumdur? Karşımıza çıkarılan bunca sorun varsa ki bu sorunlara her defasında yenileri eklenerek önümüz kesiliyor. Bizlerin de bu oyunları bozmak için bir planı programı olmamalı mı? Asgari müştereklerde bir araya gelsek ve ortaya sadece bu seçimler için bile ortak bir tutum sergilesek devrimciliğimizden bir şey mi eksilir?

Yok, arkadaş yok biz sizlerle yarışmıyoruz. Sizler bizim rakibimiz değilsiniz. Olsa olsa yan yana yürüyebileceğimiz dostlarımız, yoldaşlarımızsınız. İşte bu yüzden neden her defasında olaylara yön veren değil de olayların arkasından sürüklenen konumdayız? Kimse alınmasın, devrimcilik hırsımızdan değil de bütün bunları kişisel hesap ve hırslarımızdan kaynaklı mı içinden çıkılmaz hale getiriyoruz? Sonra da ortaya koyduğumuz çabalara niye ille de devrimci bir kılıf geçirmeye çalışarak, kendi arkadaşlarımız ve varsa bizlere kulak veren kamuoyunda zevahiri kurtarmakla yetinen yırtınırcasına bir yol izliyoruz acaba?

Çok karmaşık bir durumla karşı karşıya değiliz. Kendi nesnelliğimizden kaynaklı devrimci bir durum da olmadığına göre seçimlerde ne yapacağız, bunları yaparken gerekçelerimiz ne olacak? İşte bu kadar yalın bir soru. Geçilmesi zor dolambaçları falan yok.

Şimdi kalkıp da diyebiliyor muyuz; biz sol ve sosyalist yapılar olarak bu seçimlerde şöyle yapacağız diye? Bildiri ile bir şeyler deyip oturanları da kapsıyor söylediklerim. Diyemiyoruz. Eee peki seçimlerde kendisini ifade eden HDP ve CHP’nin dışında var mı seçimlerde kendimizi ifade edebileceğimiz bir alan? Ya da bu iki seçenek bize nasıl bir çağrıda bulundu da bizler bu çağrıyı elimizin tersiyle ittik/ Kime neyi nasıl açıklayacağız?

Salt bizim gevşekliğimiz yüzünden kendimizi boşluğa biz düşürmüşüz. Bu yüzden de faşizm mi, burjuva demokrasisi mi sorusunun yanıtından yola çıkarak ilkesiz tilkesiz gidip bir yere oy vermek de öyle kolay kolay içimize sindireceğimiz bir şey de değildir.

Sözde devrimciliğe devam.

Yazıklar olsun ki bize ne yazıklar olsun…