turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


24 HAZİRAN’A DOĞRU

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

05 MAYIS 2018

Sol ve sosyalist solda bazı çatlak seslere tanık olsak bile genel havanın faşizme karşı asgari müştereklerde birlikte davranmak olduğu yaptığımız bazı görüşmelerde kendisini ortaya koymuştur.

Hemen bütün sendika ve sol siyasi yapılar içinde bulunduğumuz ve gelecekte daha da büyüyeceği görülen tehlikenin farkındadırlar. Bu yüzden de seçimlerle ilgili olumlu yaklaşımlar ortaya koyduklarını görüyoruz. Bize göre bu iyiye işarettir.

24 Haziran seçimlerine giderken bu olumlu havanın arkasına daha da çok rüzgârı alması olasıdır. Bu nedenle de mümkün olduğunca oluşabilecek ortak davranışın önünü kesecek tutum ve davranışlardan uzak durulması ve ilkeli bir politika izlenmesi gerekecektir.

Bizim ülkemizde çokbilmişlik havasında kötümserliği pompalayan o kötü, bu daha kötü yaklaşımıyla moral bozuculukta bir hayli çok söz söylenir, girişimde bulunulur. Sonuç itibariyle de ortaya hiçbir seçenek konulmadan söylenenlerin ve yapılmak istenenlerin hepsi devrimcilik adına söylenir ama bir maddi temele de oturtulmadan ta yeni bir durum ortaya çıkıncaya kadar unutulur gider. Sanki söylenen bu sözler ilk kez söyleniyormuş, yapılmak istenenler ise hiç yapılmamış gibi siyasi yapılar çevresinde toplananlara ajitasyon çekip dururlar.

Oysa hemen her gün yaşadıklarımıza baktığımızda öylesine somuttur ki acıları, gelecek korkusunu, baskı ve zulmü can evimizde yaşarız. İşçiler susturulmuştur. Gençler her fırsatta raptı zapt altına alınmak istenir. Kadınlarımıza yönelik yoğun bir baskı ve sindirme politikası uygulanır. Çocuklarımızın eğitimi haramzadelerin elinde medrese eğitimine dönüştürülmüştür. Adalet dağıtması gereken bütün kurumlar iktidarın ağzından çıkacak söze göre kendisini konumlandırmış, bağımsız yargı olmaktan çoktan çıkmıştır. Güvenlik güçleri hak aramak için sokağa çıkanları bir kaşık suda boğulacak insanlar olarak gördükleri için en küçük bir girişim karşısında bile şiddet uygulamalarını öyle orantısız uygulanır ki 1 Mayıs günü Kızılay’da 4 kişinin işleri için eylem yapmaları ve işlerini geri istemeleri düşmanca karşılanır ve onlara destek veren 70 yaşın üstünde bir kadına şiddetin en acımasızı uygulanır. Üniversiteler bölünmek, okullar tarikat ve cemaatlerin cirit attığı yerler haline getirilmek istenir. Camiler iktidarın birer kurumu imiş gibi çalışır ve imamlar yurttaşları karşı karşıya getirecek açıklamalarda bulunmaktan çekinmezler. Toplum katında insanların etnik kökeni ve inancı üzerinden politikalar yürüten dinci ve faşist eğilimli kesimlerin marifetleriyle düşmanlaştırmalar ve hedef gösterilmesi en üst seviyeye çıkarılmıştır, daha da çıkarılmak istenir.

Uzatmayalım böyle bir faşist diktatörlük ortamında seçimlere gitmekteyiz. Bu yüzden de seçimler hiç kuşku yok ki bugün çok daha önem kazanmış bulunmaktadır. Ortaya çıkan bu gerçeklikler karşısında bütün demokrasi güçlerine ağır sorumluluklar düştüğü bir gerçektir. Yoksa böyle bir ortamda demokrasi güçleri içinde sayacağımız çevrelerle dalaşıp durmanın ne bir alemi vardır ne de bir yararı. Ülkedeki var olan ortamı böyle görüyorsak eğer hemen herkes sorumlu davranmayı da bilmelidir. Bu sorumluluk gereğidir ki TBMM’ye yansıtılmak istenen renklerin içinde sol ve sosyalist çevrelerin de olması kadar doğal bir şey yoktur. Üstelik bunu istemek ve dillendirmek ne kariyerist bir tutumdur ne de sınıf seçeneğini göz ardı etmek anlamına gelir. Daha açık söylemek gerekirse faşizme karşı bütün demokrasi güçlerinin ortak bir tutum sergilemesi de sınıf seçeneğinin ta kendisidir. Bu yüzden de bu çok önemli olguyu kimse gözlerden ırak etmemelidir.

Yalnız, demokrasi güçleri dendiğinde akla gelecek şey sadece sağdan Recep Tayyip Erdoğan sultasına karşı olanları içine alan bir ittifak olarak düşünülmemelidir. Eğer böyle bir bakış açısı olursa bu durum solu ve sosyalist solu yok saymak anlamına gelir ki bunu da bizler kolay kolay içimize sindiremeyiz.

Bugün AKP, MHP ve BBP’den oluşan cumhur ittifakına karşı güçlü bir ittifak CHP’nin yürüttüğü çalışmalarla ortaya çıkan ve adına millet ittifakı denilen ittifaktır. Bu ittifakın sol tarafı bazı yaklaşımlar duyuyor olsak da eksiktir. Bizce solsuz, hele de sosyalist solsuz bir demokrasi mücadelesi verileceği düşünülüyorsa bu yetersiz ve eksik kalacak, hem seçim çalışmaları sırasında hem de 25 Haziran sonrası açısından baktığımızda çok da olumlu sonuçlar doğurmuş olmayacaktır.

Çok önemli bir şey daha; bugün bazı kesimlerde HDP’ye karşı milliyetçi ve uzaklaştırıcı bir tutum içerisinde olan çevreleri de unutmamak gerekir. HDP bu ülkede var olan ve toplum katında karşılığı olan bir partidir bu partinin de verilen mücadelede yeri önemsemezlikten gelinemez. İşte bu yüzden HDP’ye yönelik bazı çevrelerin eleştiri ve saldırıları bizi şaşırtmaz. Ancak bu eleştiriler, mümkün olduğu kadar sol ve sosyalist soldan gelmemeli, bu partinin de Türkiye’nin demokratikleştirilmesinde rolü ciddiye alınarak bu gerçekliğe uygun bir davranış sergilenmelidir.

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ olarak bizler göreceksiniz bu konularda gerekli olan hassasiyetimizi gösterecek, AKP, MHP ve BBP gibi partilerin yeni dönemde bir kez daha ülkenin başına bela olmalarını önleyecek özverilerde ve çalışmalarda bulunacağız.

Bunun da bilinmesini isteriz.