turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


YENİKAPI KAPI KAPI

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

18 MAYIS 2018

AKP ve saray iktidarı işine gelen ne varsa sonuna kadar kullanır. Günü geldiğinde de dili lal, kulağı sağır olur bunların hiçbirini hatırlamaz. Bir düşünün AKP iktidarı ile Fethullahçılar nasıl da içli dışlıydılar. Bakanlarının, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, kısacası eniğinin cücüğünün dilinden Fethullah hiç mi hiç düşmezdi. Sonra olanlar oldu. İktidar olmak tarafları zehirledi ve dümenin başındaki kişi bunları temizlemeye karar verdi. Verdi de bunlar da hani temizlenecek gibi değillerdi. Hemen her tarafa yerleşmiş, ayrık gibi kökleşmişler, pıtrak gibi her yana dağılmışlardı. Kapışma kirli çamaşırların ortaya dökülmesiyle başladı, darbe kalkışımı ile birlikte gidişin yönü Recep Tayyip Erdoğan lehine değişti. Artık Recep Tayyip Erdoğan bu yaşananları da bahane edebilir ve kendi iktidarını sağlamlaştırmak için sivil darbesini yaşama geçirebilirdi. Öyle de oldu. Yenikapı ruhu ve mitingi falan derken OHAL ilanı ile birlikte Türkiye’nin haline de bir hal olmaya başladı. Yayınlanan KHK’lerle fırsat bir fırsat denilip Fethullah bahanesiyle büyük bir temizliğe girişildi. İşinden olanlar, tutuklanıp içeri atılanlar, sindirilenler, zulüm görenler arttıkça arttı. Oysa bütün bunlar yaşanırken bir gün önceye kadar “Hoca Efendi” dedikleri madrabazın peşinde dolanıp duranlar hep bir ağızdan ömürleri boyunca yolları bir kez bile olsun Fethullahçılarla kesişmemişlere Fethullahçı diyerek veryansın etmeye başladılar. Öyle ki açıp geçmişlerine baktığınız zaman göreceğiniz ne Bekir Bozdağ, ne Mehmet Ali Şahin, ne Burhan Kuzu, ne İ. Melih Gökçek, Kadir Topbaş ne Fatma Şahin, ne Binali Yıldırım, ne Bülent Arınç, ne İsmail Kahraman uzatmayalım hiçbiri Fetöcü değildi.

Yenikapı mitinginde Türkiye’nin yazgısı bir kez daha yazılmış, oraya toplanan din istismarcıları ve iftira ortakları öyle bir yürüyüş başlatmışlardı ki artık gidiş bir kıyamet gidişine dönüşmüştü. Ülkede zulüm artmış, ekonomik çöküş, yandaşların devlet eliyle beslenmesi, medyanın ele geçiriliş operasyonu, çalışanlara yaşatılan açlık ve yoksulluk almış başını gitmişti.

Türkiye’nin dış politikasında özde bir değişiklik olmamasına karşın başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere dışarıya veryansın ederek yığınlar nezdinde sözüm ona ABD’ye, Almanya’ya, Fransa’ya kafa tutuyormuş numarasına yatıp prim toplamaya giriştiler. Oysa Suriye politikasında Bir değişiklik olmadığı gibi Suriye’nin toprak bütünlüğü ve emperyalizme karşı verdiği mücadeleyi kösteklemek bakımından bir değişiklik sözkonusu bile olmadı. Suriye’nin içine düşürüldüğü durumdan da en çok kârlı çıkan ülke tabiki de İsrail oldu. Mevcut durumdan iyice güç alan İsrail hem İsrail hem de İran için tehdide dönüşen kimi saldırılara girişti.

Son olarak Kudüs’ün İsrail tarafından başkent ilan edilmesi, ABD’nin Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı vermesi sonucunda ise bölge daha da gergin bir hale geldi. Büyükelçiliğin taşınması tarihinde ise silahsız bir protesto başlatan Filistinlilere karşı İsrail silah ve bombalarla bütün dünyanın gözü önünde bir saldırı başlattı ve onlarca Filistinli katledildi. Durumu tam da seçim öngününde; çıkarına değerlendireceğine inanan AKP ve saray iktidarı ise yüksek perdeden atmalara tutmalara başladı. Oysa atmaların tutmaların yerine önceki gün meclise getirilen İsrail ile yapılan anlaşmaların iptali AKP’nin milletvekillerinin oylarıyla ret edilmiş olmasaydı çok daha etkili olacaktı ama AKP ve saray iktidarı bunun yerine bir kez daha Filistin’de yaşananları istismara kalkarak Yenikapı’da miting yapmayı daha uygun buldu ve mitingle bir taşla iki kuş vurmayı hesapladı. Yani sizin anlayacağınız hemen her konuyu sonuna kadar kullanmayı ve istismar etmeyi seçen AKP ve saray bu durumu kullanarak seçimlerde kendisine oy sağlayacağını düşündü.

Oysa Türkiye genelinde baktığınız zaman AKP ve saraya karşı genel bir uyanış olduğunu görürsünüz. Bugün sıradan köylüler bile İsrail’in ülkemiz tarımına ne denli büyük zarar verdiğini ziraat mühendislerinden bile iyi bildiklerini görürsünüz. Dolayısı ile AKP’nin bazı dinci, gerici tarikat ve cemaatler dışında Yenikapı’dan şurdan burdan bir şey çıkaramayacağını gören ve düşünen milyonlarca insan bugün AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında yer almaya başlamıştır bile. Bu yüzden panikleyen iktidar ne kararı alırsa alsın yığınların üzerinde bir etkisinin olmadığını kendisi de görmüyor olamaz.

AKP’nin eski politikalarından vazgeçmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu yüzden de dün Fethullahçılarla iş tutan iktidar bugün de öne çıkan Menzilcilerle iş tutmaktadır. İş adamları kuruluşu gerçekleştirmekten tutun da devletin etkili yerlerine yerleşmeye kadar bu tarikat yeterince palazlandırılmıştır. Menzilciler bugün Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklediklerine dair gazetelerde çarşaf çarşaf ilanlar yayınlayabiliyorlarsa işlerin iktidar cephesinde alışmış kudurmuştan beter hesabı işlediği bütün çıplaklığı ile gözler önündedir.

Sonuç olarak; Yenikapı mitingini çıkar sağlayıcı görse de iktidar aradığını bulamayacak, o kapı, bu kapı daha çok kapı aşındıracaktır. Ancak halkta da bir uyanışın başladığı çok açıkça ortadadır. Haydi, yazımızı İhsani’nın iki dizesiyle bitirelim.

TABAN UYANIYOR TABAN DURDURAMAZ ONU BABAN

24 Haziran seçimleri AKP ve saray için artık kolay kazanılamayacak bir seçim olacağı için bu hileci takıma fırsat verilmemeli, hile yapmaları kesinlikle önlenmelidir. Yoksa bunların ne seçim kazanacak takatleri ne de güçleri vardır.

Son Not: Anavatan Partisi adını duyunca aklıma bu ülkenin başına türlü belaları saran Turgut Özal geliyor.

Şimdi onun partisi ülke genelinde erimiş bitmiştir ama bir paten partisi olarak da varlığını korumaktadır. Neymiş bu parti de “Cumhur İttifakı”nı destekleyecekmiş. Haydin ordan be, bütün Anadolu’yu gezseniz 500 bile yönlendireceğiniz oyunuz yokken üstelik de son 16 Nisan 2017’de Anayasa oylamasında HAYIR derken ne oldu da pusulanız şaşırdı.

Patentinize ödeme mi yapıldı yoksa?