turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GEREKSİZ TARTIŞMALAR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 MAYIS 2018

Türkiye’de yığınlar şu an sosyalizm mi yoksa kapitalizmin sözüm ona bazı iyi yanlarını ileri sürerek ve de daha devrimci bir ortam yok, şimdilik biraz daha iyi kapitalizm seçeneği ile mi karşı karşıya? Yanıtı verilmesi gereken şey öncelikle bu olup devamında da tartışmayı daha sağlıklı bir temele oturtabiliriz.

Cumhuriyetin ilanından bu yana hakkıyla bir burjuva demokrasisinin yaşanmadığı ülkemizde neredeyse dönem dönem faşizm yaşanmış, geriye kalan büyük bir süre içinde de kısıtlı bir burjuva demokrasisi egemen kılınmıştır. Bu yüzdende gerçek sosyalistler hiçbir zaman sosyalizm mücadelesini gündemlerinin dışına çıkarmamakla birlikte demokrasi mücadelesini de sürekli olarak savunmuşlardır. Bu düşünceyi savunurken burjuva demokrasisinin bir burjuva diktatörlüğü olduğunu bilmediklerinden değil, tam tersine egemen güçlerin yönetemez konuma düştüklerinde sık sık faşist diktatörlüğe başvurdukları için ve hem yığınları hem de parti üye ve kadrolarını demokrasi mücadelesine bir okul işlevi kazandırarak iktidarı burjuvazinin elinden almak için eğitmek gereği duydukları için demokrasi mücadelesini hiçbir zaman küçümsememişlerdir. Asli amaç sosyalizm mücadelesi ile demokrasi mücadelesi arasında diyalektik bağı doğru kurmanın ve mücadeleyi başarıya ulaştırmanın kavgasını veren sosyalistlere karşı ise demokrasiyi küçümseyen sanki demokrasi mücadelesi sosyalizm mücadelesinin önünde bir engelmiş gibi gören kesimlerden eleştiriler geldiği çok olmuştur.

24 Haziran cumhurbaşkanı ve parlamento seçimleri nedeniyle de benzeri tartışmalar yapılmakta dolayısıyla demokrasi mücadelesini yadsıyan ve yer yer sekter bir tutuma yönelen kimi parti ve çevreler kendilerini göstermeye çalışmaktadırlar.

Bu tartışmalarda taraflardan birine veya birkaçına haklılık kazandıracak olan ülkenin şu an içinde bulunduğu maddi koşullardır. Eğer bir ülkede burjuva demokrasisinden ve hatta kırıntısından bile söz edemeyecek duruma gelmişsek bilinmelidir ki o ülkede faşist diktatörlük söz konusudur. Faşist diktatörlüğe karşı ise asgari müştereklerin başında gelen demokrasi mücadelesi, birçok yapıyı ortak bir zeminde buluşturabilir. Ancak böyle bir ortak zemin oluşturmak yerine; “aslolan sosyalizm mücadelesidir” deyip çıkmak ve demokrasi mücadelesini savunanları başka başka arayışlar içinde görmek gerçekten de sol sekter bir tutum olup bu yönde mücadele verdiklerini ileri sürerek sözüm ona sınıfı seçeneksiz bırakmadıklarını savunanların tutum ve davranışı faşizme karşı verilmesi gereken mücadeleyi sekteye uğratmaktan başka bir işe yaramaz. Yaramaz, çünkü sürekli olarak sosyalizmi yineleyerek de yığınların içinde bulunduğu ne öznel konumun ne de nesnel konumun önünü açmak olasıdır. Aksine böyle bir tutum yığınlar, parti üye ve kadroları arasında da moralsizliğe neden olabilir. Bu anlayışta kolaylıkla faşist diktatörlüğün ekmeğine yağ sürebilir.

Bazıları bizim demokrasi mücadelesi anlayışımızı “aslan yürekli sosyal demokratlar” diyenlerle karıştırarak görüşlerini dar bir alana sıkıştırarak bizlere namlularını çeviren yazılar yazsalar, “vay sizde sosyalist misiniz” gibisinden görüşler de ileri sürseler, lafla peynir gemisi yürümeyeceği için asıl sosyalizm mücadelesinin önünü kapkara bir faşist diktatörlüğün sürmesine olanak sağlayarak tıkayanlar onlar olur. Bilinç düzeyi düşük sola ve sosyalizme yakın duran özellikle küçük burjuva kesimlerde uç şeylerden konuşmak her zaman çekici olmuştur olmasına da iş gerçeklere gelince savunulanlarla yapılanlar örtüşmediği için bu gibi örgütler, örgüt içi bunalımlar yaşayarak parça pençik olmaktan yakalarını kurtaramazlar.

Kapitalist sistem sürdüğü sürece işsizlik de olacak, yoksulluk da, hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmak da çünkü bu eşyanın doğası gereğidir. İşsizlik olacak ki çalışanların hak istemi yedekte bekleyenler işaret edilerek engellenebilecek. Yoksulluk diz boyu olacak ki patronların kasası daha da bir dolsun. Patron düzeni sürekli kâr hırsıdır çünkü. Hak ve özgürlükler kısılacak, gerektiğinde baskılar artacak ve hatta faşizm söz konusu olduğunda bu söylediklerimin en enleri uygulanacak ki egemen güçler iktidarı ellerinde tutabilsinler. Şimdi sözünü ettiğim şeylere karşı mücadele ederken bizler yığınlara sosyalizm gelecek bütün dertleriniz bitecek mi diyeceğiz yoksa; iş, ekmek, özgürlük diyerek mücadele mi edeceğiz? Bu soruya doğru yanıt verdiğimizde hiç kuşku yok ki faşizme karşı da sonuç alıcı bir mücadele vermiş olacağız.

Şimdi 24 Haziran seçimleri var. Bu seçimlerde sol ve sosyalist blok faşizme karşı mücadele bağlamında bir araya gelmiş, gelebilmiş olsalardı hiç kuşkusuz ortaya çıkan gücün toplum katında kendisini tartıştırması ve kabul görmesi de farklı olacaktı. Yukarıdaki bir kısmına değindiğim öğretisel sakatlıklar (ideolojik) yüzünden bu denli etkisiz olmuşsak bilinmelidir ki kimsenin değil bu bizim suçumuzdur.

Gereksiz tartışmalarla zaman öldürmenin gereği yok. Neymiş bu seçimlerde sosyalizmin sesi çıkacakmış. Siz kendinizi daha büyük birlikteliklere kapatır ve de faşizme karşı mücadeleyi atlarsanız bırakalım sesin çıkması gelecekte de cılızlaşıp yok olmasına neden olunur ki, elde otomatik tüfek her tarafa ateş ederek de başarı kazanılamayacağının anlaşılması uzun sürmez, bir de uyanmışsınız ki gerçekler yastığınızın üzerine konuluvermiş.

O zaman da başka kayıklara binmek zorunlu hale geldiği için aceleyle binilen kayık sosyalizmin kayığı mıdır işte orası bazıları için hiç mi hiç belli değildir.