turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HAYAL ÜRÜNÜ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

31 MAYIS 2018

AKP ve saray iktidarı ile birlikte o kadar çok insan tanıdık ki bunların çoğunun yüzüne bakılamaz. Yalan onlarda. Yağcılığın daniskası onların işi. Döneklik derseniz bunların kimse eline su bile dökemez. Uzatmayalım, bunda şaşılacak bir şey yok, zaten hamurları yalan, dolan, hile ve hurdalarla yoğrulmuş.

Recep Tayyip Erdoğan kendisini, birlikte yürüdükleri kişileri unutmuş, ona buna Fetöcü suçlaması yaparken yaptıkları alalamalar bile muhteremi kurtarmaya yetmiyor. O kadar çok kara delikleri var ki bunlardan birisi gözden kaçsa bir diğeri kaçmıyor. Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce şu an Recep Tayyip Erdoğan’ı propaganda bakımdan sollamış durumda. Recep Tayyip Erdoğan sürekli olarak ağır suçlamalarda bulunduğu için Muharrem İnce de açtı kutunun ağzını ve söylediği sözler ham armut gibi Erdoğan’ın boğazına durmaya başladı.

Soru açıktı. “Siz Pensilvanya’da Gülen’le görüştünüz mü, partinizi kurarken icazet aldınız mı?” Bu sözler Erdoğan’ı yerinden zıplatmaya yetti, yetti de söyledikleri çok da inandırıcı olmadı. Neymiş efendim kendisinin belediye başkanı olduğu dönemde iki ya da üç kez Gülen’le görüşmüşmüş. Parti kurmak ve icazet almak için niye Pensilvanya’ya gitsinmiş. İzin alacak kadar düşük vizyonlu siyasetçi değilmiş.

Türkiye’de iki ya da üç kez görüştüm diyor ya yazın YouTube)a, gelsin Gülen’le kaç kez görüşmüş öğrenin. Sahnelerin hepsi ayrı mekanlar, Erdoğan’ın giydikleri elbiseden kravatına kadar da farklı olduğunu görürsünüz. Yani YouTube’a düşmüş en az bilinen 10 görüşmesi var, düşmeyenler ve daha gizli tutulanlar varsa şimdilik onları bilmiyoruz. Hani Recep Tayyip Erdoğan İnce’ye; “ispatlamazsan namertsin” dedi ya, İnce de; “ispatlamazsam namerdim” dedi ve bir zamanlar Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen ve TRT Haber Dairesi Müdürlüğü’ne atadığı Nasuhi Güngör’ün kitabını açtı ve görüştüğüne dair bölümü okudu. Burada hem görüşüldüğü hem de parti kurulması için Gülen’in görüşlerinin alındığı yazılıyordu.

Bunun üzerine kitabın yazarı tutuştu. Tutuştu, çünkü başına nelerin geleceğini en çok kendisi biliyordu. Ha bu arada bu adam gazeteciymiş de. Kalktı dedi ki, burada yazdıklarımın hepsi mesnetsiz şeyler. Bence asıl mesnetsiz olan orada yazılanlar değil, bizzat Nasuhi Güngör’ün kendisidir. Neden derseniz bu kadar karaktersiz olunamaz. İşte bu yüzden AKP iktidarı bizlere bu din tüccarlarının gerçek yüzünün ortaya çıkmasında hiç kuşkunuz olmasın ki önemli bir işlev görmüş, sade inananlarla bunlar arasında bir ayrım yapılması gerektiğini de cümle cihana tutum ve davranışlarıyla bir kez daha kanıtlamışlardır.

İş bu kadarla da bitecek gibi görünmüyor. İnce çıtayı yükseltmiş Recep Tayyip Erdoğan’a bir soru daha sormuştur. “Siz ABD’den de icazet aldınız mı?”

Önümüzdeki günlerde bu tartışmaları hep birlikte izleyeceğiz. Ancak burada hiç de olağan olmayan Nasuhi Güngör karakterini de böylece öğrenmiş bulunmaktayız.

Gelelim Recep Tayyip Erdoğan’ın iftar sofrasına ve bu sofraya davetli olarak çağrılan muhteremlere. Bir kez iftar sofralarında politika yapıyor ve devlet meselelerinin konuşuluyor olması ayrı bir sorun da, bu davete gelenler zaten başlı başına büyük bir sorunu teşkil ediyorlar. İftar yemeğine yasama, yürütme, yargı erkleri ve kuvvet komutanları çağrılmış. Devlet geleneğinde ne zamandan beri protokol iftarı yapılıyor düşündürücü ama asıl düşündürücü olan canı nasıl isterse öyle konuşan Recep Tayyip Erdoğan’ı dinlemek zorunda kalanlar teşkil ediyor.

Niye derseniz; yargı bu tür politikalar nedeniyle bugün bağımsız değil. Kuvvet komutanları bu yüzden ne iş yaptıklarının ayırdında bile değiller. Düşmüşler Erdoğan’ın peşine; ülkeyi de, ülke çıkarlarını da, hak ve özgürlükleri de, demokrasiyi de Erdoğan’a hizmet olarak anlıyorlar. Bu yüzden de işin çivisi çıkmış, keyfilik almış başını gitmiş. İş bu noktadaysa ki öyle, AYM seçimlerde CHP’nin başvurusu üzerine bugün hile yasalarını iptal edermiş etmezmiş hiç mi hiç önemi yok. Diyelim ki iptal etti. Bu kez de top YSK’ya atılacak, YSK’da istediği gibi kararlar alarak seçimleri AKP çıkarına daha da eşitsizlik içinde geçmesi için her şeyi yapacaktır. Sonra hasbel kader yeniden Erdoğan kazandı gösterilirse siz o zaman göreceksiniz Türkiye’nin başına gelecekleri ve gümbürtüyü.

Böylesine haksız bir ortamda yapılan seçimlerle Türkiye’nin geleceği ile oynanıyor. Örneğin Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanı adayı ama içerde.

Ülkede mevcut yasalar bile hiçe sayılmış, yargı iktidarın istediği yönde irade koyuyor ama varsın olsun ne olacak ki önemli olan Recep Tayyip Erdoğan’ın istediği olsun. Selahattin Demirtaş da artık varsın içerde çürüsün ne gam? Maksat vatan kurtulsun hesabı Alicengiz oyunuyla bunların devletin başına musallatlığı devam etsin.

Ama değil işte. Kurulan onca tuzak, yalan, dolan, iftira hiçbiri sonuç vermeyecek, bu icazetli muhteremler ise geldikleri gibi 24 Haziran günü gönderileceklerdir.