turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BU DA NEDİR?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

09 HAZİRAN 2018

İstanbul Kadıköy’de bir araya gelen liseliler; “Karneler sizin, gelecek bizim!” belgisiyle okullardaki gerici baskıya dikkat çekmek istediler.

Bunun üzerine harekete geçen polis, liselilere şiddet kullanarak gözaltına aldı, ters kelepçe takarak polis arabasına götürdü. Polisler; burada da kelepçeli liselilere onca insanın gözü önünde öyle bir dayak attı ki, bunun üzerine orada bulunan halk da polisin bu faşizan girişimine karşı tepki gösterdi. Liseli çocuklarımızın tepki gösterme haklarının olduğu bir yana polisin bu denli yasa tanımaz, insanlıktan bihaber şiddeti ise biz ve bizim gibileri niyeyse hiç mi hiç şaşırtmadı. Şaşırtmadı, çünkü AKP ve saray iktidarı 16 yıllık iktidarı döneminde rejimi baştan sona değiştirerek dinci, gerici ve faşist bir diktatörlük kurmuştu. Bugün işçisinden, köylüsüne, aydınından kadınına, memurundan öğrencisine kadar herkese karşı uygulanan şiddetin altında yatan ise hiç kuşkunuz olmasın bu gerçeklerdir.

AKP iktidarı işbaşına geldiği günden bugüne kadar bütün kurum ve kuruluşlarda kendi amaçları doğrultusunda operasyonlar yaptı. Bu yüzden de kurum ve kuruluşlarda görev alanlara baktığınız zaman parti alt kademelerinden seçilerek gelmiş ve kendilerine referans olunmuş kimselerdir. Dolayısı ile polis teşkilatı da tıpkı Fetöcüler zamanında olduğu gibi AKP ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından yandaşlardan ve hatta Recep Tayyip Erdoğan için kefen giyecek; liyakatsiz, iş bilmez, devlet gücünü arkasına aldığını düşünerek istediğini yapabileceğini inandırılmış yetersiz kültür sahibi kimselerden oluşturulmuştur. Eğer bunu merak edenler varsa; seçim çalışmaları sırasında AKP ve saray iktidarının hedef olarak gösterdiği muhalefet kesimlerine polisin nasıl diş bilediğini gösteren tutum ve davranışlarını her aşamada görebilir. Hem öyle ki, kimi kışkırtıcılar polisin korumasında stant açan CHP’li, HDP’li, İyi Partili, Saadet Partili kısaca AKP ve saraya muhalif herkese neler uyguladıklarını görebilirler. Bu yüzden de polis aracı içinde hastanelik edilinceye kadar dövülen çocuklarımıza gösterilen düşmanca tutum bizler için yeterince uyarıcı olmalı, AKP ile birlikte oluşturulan “cumhur ittifakı”na bu seçimlerde gereken ders mutlaka verilmelidir. Daha da önemlisi vicdan sahibi her anne ve baba bilmelidir ki bunların elinde çocuklarımızın geleceği karartılmak istenmektedir.

Meydanlarda ve televizyon programlarında özellikle AKP ve bu partinin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından neler söylendiği bizim için uyarıcı bir işlem görmeli ve bu seçimlerde bunların eline bol sıfırlı karne mutlaka verilmelidir.

Neymiş efendim; muhterem bize büyük bir vaat de bulunuyormuş. Erdoğan vaadini bir de “aman Muharrem İnce duymasın” diyerek espri ile yapmıyor mu inanın kafamızın tası atıyor. Adamın önerisinde fabrika yok, eğitimin düzeltileceği, sağlık hizmetlerinin daha da iyileştirileceği falan hiç yok. Kalkmış kıraathaneler açacağından söz ediyor. Ooo millet yaşadı der gibi çay bedava, insanlar kitap okuyacak, keki bedava yiyecek. Kendileri haybeci ya yurttaşları da kendileri gibi sanıyorlar. İstiyorlar ki varsınlar vatandaşlar AKP ve sarayın açtığı kıraathanelerde pineklesinler. Malum hem böylece bir güzel uyurlar akıllarına da iktidarın yaptıkları ettikleri bir güzel keklendikleri için gelmez.

Önceki yazılarımızda söyledik. Mitingleri bomboş, zoraki yöntemlerle alana getirilenleri ise alanda uzun süre tutmanın olanağı kalmamış. Erdoğan konuşurken insanlar oradan hızla uzaklaşıyorlar. Erdoğan ise temelsiz konuşmalarının birini bitiriyor, diğerine başlıyor. Verdikleri örneklerin hiçbirisi doğru değil. Bu durumda insan Allah vermesin ya sıyırdı diye düşünüyor ya da önüne getirilip konulanları yinelemekten öte bir becerisi de yok bir düşünce akışı da. Adam tek parti döneminde doğmamış ama o dönemde kendisinin 75 kişilik sınıflarda öğrenim gördüğünü söylüyor. CHP ne yapmış diye soruyor ama işbaşına geldiği günden bu yana CHP’nin yaptığı fabrikaları, kurum ve kuruluşları sata sata bitiremiyor, yine de atmasyona devam ediyor. Şehir hastanelerinden söz ederken ise bu hastanelerin ülkeye ve yurttaşın sırtına nasıl bir yük getirdiğini söylememesi bir yana hastaları tüccar kafasıyla müşteri olarak görme gafletine düşüyor. Köpeklerin çektiği ambülansları saymıyoruz bile.

Faizler uluslararası finans kuruluşlarına verilen ödün nedeniyle %17.50’yi çoktan geçmiş ne gam, adam bize sanki iftar çadırlarında Karagöz oynatır gibi davranarak kesik atıyor. Sonra da çıkmış “cumhur ittifakı”nın başı olarak ülkeyi bir daha yerlerde süründürmek için bizlerden oy istiyor. Süper proje, çılgın proje şu bu derken bana öyle geliyor ki, artık iş olağan sözlerle değerlendiremeyeceğimiz bir noktaya gelmiş dayanmış bulunuyor. Hem değerli dostlar; İsrail güvenlik güçlerinin Filistinli çocuklara uyguladıkları zorbalıkla dün Kadıköy’de liselilere uygulanan zorbalığın arasında sizler bir fark görüyor musunuz? Kendi adıma ben görmüyorum. Filistin’de İsrail güvenlik güçlerinin şiddeti ölümlere neden oluyor, tamam da, herkesin gözü önünde sopalarla arabanın içinde dövülen çocuklarımızın beyin kanamasından yaşamlarını yitirmeyeceğinin bir garantisi var mı? Ya da şöyle sorayım Gezi gösterilerinde öldürülen çocuklarımız aynı anlayışla Erdoğan’ın emriyle şiddet uygulayan polisler tarafından öldürülmedi mi?

Artık gelinecek noktaya gelindi. Zurnanın son deliğinde ya da zırt dediği yerdeyiz.

24 Haziran akşamı bunların köküyle kömçeğiyle süpürüleceğini mutlaka göstermeliyiz mutlaka.

Başka bir seçenek bu ülkeye ve bu ülke yurttaşlarına en büyük ihanet olur…