turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TAKLİT

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

13 HAZİRAN 2018

Taklit giysiler vardır, alırsınız ya hemen sökülür ya da bir yıkamada solar gider. Taklit giysiler nasıl kandırma üzerine üretilirse kalp paralar da öyledir. Safları kandırmak ve piyasada vurgun vurmak isteği ile basılırlar.

İnsanın insanı taklitine gelince; bana göre en gülüncü de budur sanırım. Yeşilçam’ın Yeşilçam olduğu, kadın ve erkek oyuncuların bire bir örnek alınıp onlar gibi olmak düşüyle yanıp tutuşan bir dönem kuşağının yürüyüşleri, konuşmaları bile onlara benzerdi. Doğal olarak böyle bir öykünme de gençler üzerinde bir kırık döküklük yaratırdı ancak yine de taklit etmenin en masum haliydi. O dönemlerde nüfusun büyük bir bölümünün köy ve küçük kasabalarda yaşadığını ve de burada yaşayanların ufuklarının yaşadıkları alan kadar olduğunu düşünürsek bu durumu olağan karşılamak bile mümkündür. Çünkü aynı yerde kalan insanlar bir süre sonra varsa eğer düş kurma yetilerini bile yitirirler. Sonra da 5000 yıllık kaya neyse o insanlar da o kaya gibi olur çıkarlar. Bu yüzden bir zamanlar sinemanın çok izlendiği, en çok da Yeşilçam filmlerinin revaçta olduğu dönemlerde kayalaşmış genci, yaşlısı bütün yurttaşlarımızda bir değişiklik başladı. Diyebiliriz ki düş kurma yetileri arttı.

Bu kadar lafı niye ediyorsun diye aklından geçirenler olabilir. Söyleyeyim. Ben, Mustafa Destici’yi bir televizyon programında tanıdım. Ömer Gürcan’la programdan önce stüdyoda oturuyorduk. Yanımıza geldi ve bize dedi ki; “Eski günlerde olsa siz bizi ülkücü diye, biz sizi komünist diye öldürürdük, bakın şimdi birbirimizle dalaşmadan yanyana oturup konuşuyoruz bile.” Ömer Gürcan o her zaman ki ince esprileriyle dalgaya alıp ve bir güzel ti çekti. Hiç yanıt vermedim, sadece şöyle bir bakıp sustum. Öyle ya bu adamın hangi politik çizgiden geldiğini biliyor, eli devrimci kanına bulaşmış olduğunu düşünüyordum. Çaktırmadan yüzünü inceledim ve o yüzde öyle bir kurnazlık gördüm ki şaşırdım kaldım desem yeri. Sonra çaktırmadan yüzüne ve gözlerindeki ışığa baktım, bütün kurnazlarda olduğu gibi bir saflık hali de yakaladım. Zaten hepimizin kurnazlık dediği şey; saflığın evirilip çevrilerek kafada örgütlenmiş hali değil midir kurnazlık.

Ama işte böylelerinin hiçbir zaman dik duruşuna tanıklık edemezsiniz. Hangi inanmışlığın peşinden giderlerse gitsinler bu türler kısa sürede insanların gerçeğinde yanar, döner, işbilir olarak nitelenirler.

Şu seçimler gündeme gelince; Recep Tayyip Erdoğan için 1 oy bile önem taşıyınca; Mustafa Destici gibiler de kıymete bindi. Aynı kişinin vukuatı ilk değildir. 16 Nisan 2016 Anayasa halk oylamasında da Mustafa Destici Erdoğan’ın arkasından gitti. Niye gittiğini bilmiyor değiliz ama şimdi bunlardan söz etmenin çok da gereği yok.

Bu seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan’ın peşinden giden Destici seçilecek bir sıradan milletvekilliği adaylığını da kaptı. Duruma öfkelenen partideki arkadaşları birkaç langur lungura kalkıştıysalar da şimdilerde sesleri pek duyulmaz oldu. Sanırım bunları da bir şekilde ikna etmiş olmaları gerek. BBP’yi herkes bilir. Gelmişi, geçmişi nedir kimse yabancısı değildir. Dinci, gerici ve milliyetçi bir politika izlerler. Ayrıca tarikat anlayışlarıyla da şerbetlidirler. Ara sıra çıkıp gösteri yaparlar. “ya Allah bismillah Allahüekber” çekip Alperenler olarak kendilerini ifade etmeye kalksalar da eskinin taklitinden öteye gitmemişlerdir gidemezler de.

Destici’ye gelince; gördünüz mü bilbordlardaki resmini? Adam Recep Tayyip Erdoğan ne yapmışsa birebir aynısını yapmış elini sol göğsünün üstüne koyup bir resim çektirmiş. Sizin anlayacağınız bu resmin kafa kısmını göstermeden 1000 kişiye bu kim diye sorsak alacağımız yanıt kesinlikle Erdoğan olacaktır. Ama değil işte. O resimdeki kişi Mustafa Destici. Şimdi işi böylesine taklite götüren biri için ölseniz, terter tepinseniz hakkında iyi bir şey bulup söyleyemezsiniz. Bu kişi kendi becerisiyle değil ama taklit ve yalaka sanatının en üst uygulayıcısı olarak meclise girecektir. Sonra eller kalkacak, eller inecek. Baş taklit edilecek kişiye öyle uyumlu davranılacak ki çarklar dönsün, çarklarda işçilerin, emekçilerin, çalışan herkesin umudu ve emeği unufak edilsin.

Sonuç olarak örgütlü cahillikle örgütsüz güçler asla başa çıkamazlar. Belki de bugün geldiğimiz noktanın en önemli nedeni de budur. Bu yüzden de örgütlü cahillikle ancak ve ancak örgütlü devrimcilik baş edebilir. Dolayısı ile bu tür taklitçi ve kalpazanları yenilgiye uğratacağımız 24 Haziran seçimleri bizim içn de herkes için de bir sınav olacaktır.

Ama söyleyeyim bu kez kesinlikle bu örgütlü cahiller topluluğu yenilgiye uğratılacak, halk için kıraathaneler kurup halkı keklemek isteyenler yüzgeri olacaklar ve seçimleri yitirecekler.

Göreceksiniz GÜNEŞ HAZİRAN’DAN DOĞACAK