turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BİLDİĞİMİZ İLKELLİKLER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

28 HAZİRAN 2018

AKP öyle ya da böyle 2002 Kasım ayından bu yana seçim kazanıyor.

Seçim kazanan bir parti giderek yumuşayacağı yerde ülkeyi sürekli gererek yandaşlarının sorgulama yetisini de ortadan kaldırmış bulunuyor. Bu yüzden de milyonlarca kişi gidip oylarını hiçbir sorgulama yapmadan AKP ve Erdoğan’a vermekten bir türlü vazgeçemiyorlar.

AKP’nin en tepesindeki kişi bu gerçeği iyi bildiği için sürekli olarak gerginliği tırmandırdıkça tırmandırıyor ve kendisine oy verenleri saflarında tutmayı başarıyor. Tırmanan gerginlik nedeniyle saf tutmuş olanlar için Türkiye dış politikada çamura saplanmış, içerde üretim düşmüş, talan, vurgun ve soygun varmış derdi bile değil. Asgari ücretle çalıştırılan ve patron karşısında hiçbir hakkını kullanamayan işçiler bile uzun zamandır işçi olduklarının ayırdında bile değiller. Sınıf karakteri yerini yarı lümpenliğe bırakmış. Bu yüzden de kendisini ezen, emeğinin karşılığını vermeyen bunu pazarlık konusu bile yapmayan bir iktidarın peşinde seyirtip duran milyonlar var. Gücün karşısında eğilen, eğildikçe onursuzlaşan ve egemen güçlerin git gide vurucu gücü haline gelen yığınlarla ilgili sağlıklı bilimsel bir değerlendirme yapmak da bir o kadar zorlaşıyor.

Küçük burjuvalar ülkesi olan ülkemizde şu küçük esnaf takımına bakın bir hele. Bunlar ne kadar zora düşerlerse düşsünler, yarın her şeyin daha güzel olacağını düşündükleri ve harbiden kazıklama yoluyla ayakta kaldıkları için bir gün nasıl olsa kendilerine de gün doğacağını düşünüp köşe dönmenin hayalini yaşadıkları için bulundukları her çevrede gerici ve faşist partilerin birer ajanı gibi çalışıyorlar. (İstisnalar durumu değiştirmiyor) İş böyle olunca da kimin ki gözü açılmış, kim ki doğrudan ve adaletten yana onun çevresine bir örümcek gibi ağ örüyorlar. Türkiye tarihinde bu dün de böyleydi, ne yazık ki bugün de böyledir.

Köylü nüfus olabildiğince azalmış olmasına karşın köylüleri de ülkemizdeki gericiliğin arka bahçesi olarak saymak yanıltıcı olmaz. Şimdi hangi nedenle mazotu 6 liraya alan bir köylü kendilerine mazotu 3 liraya vereceklerini vaat edenlerin yanında yer almaz da kendisini soyup soğana çeviren iktidarın yanında yer almayı sürdürür dersiniz? Yoksa köylüler dünyadan ve dünyada olup bitenlerden çok mu habersizler de kendilerini insan yerine bile koymayanların oy deposu işlevi görürler? Nasıl çalıştıkları fabrikalar özelleştirildiği için işsiz kalan işçiler gidip oylarını AKP ya da MHP’ye veriyorlarsa köylüler de aynısını yapıyorlar. Devlet köylülerin ürettiği ürünleri almayıp onları tüccarın kapısına sürdüğü halde bu gerçeği bilen köylülerde de küçücük bir siyasal değişiklik görülmüyor.

Gençlik perişan, üniversite bitirenler bir umut işe girmek için bekleşiyorlar. İşe alınacak sayı belli, kimin alınacağı ise bütün çıplaklığı ile ortada. Kafası AKP ve MHP’yi basmayan milyonlarca genç bile bir umut ailesinin de baskısı ile iktidardan yana davranarak oylarını kendilerini işsiz ve aç bırakan iktidara vermekten çekinmiyorlar. Çünkü ülkemizde yoksulluğu yöneten ve bunun üzerinden iktidar olan bir AKP var.

Ezilmişlerin psikolojisi de oldukça ilginçtir. Onlar bir türlü kendilerini ezenlere karşı olmayı akıllarından geçirmezler ama ezenlerin de yardımı ve pohpohlamasıyla ne menem bir yiğit olduklarını çıkıp kanıtlamaya çalışırlar. Seçimler yapıldı. AKP’nin kazandığı ilan edildikten sonra ortaya atılanların fotoğraflarını kare kare inceleyin bir. Ellerinde pompalı tüfekler, çeşitli çapta silahlar ortalığı cayır cayır yakıyorlar niçin? Sözün özü bunlar bildiğimiz ilkellikler. İlkelliğin yenilmesi de unutmayalım ki zor değil.

Yakıyorlar, çünkü ömürlerinde belki de kimsenin onlara bir şey demeyeceğini iyi biliyorlar. Bildikleri için de herkesi korkuttuklarını düşünüp anlık, saatlik ve hatta günlük bile olsa ne babayiğidin şahı olduklarını göstermeye kalkıyorlar. Demokratik bir ülkede bunlar olur mu diye sormuyorum bile. Diyelim ki oldu, en azında ortalama bir sermaye iktidarı böylesine başıboş davrananlara dur diyeceği bilinse acaba bunların kaçta kaçı sokağa çıkar da bu tür bir gösteri yapar dersiniz? Oysa adam geliyor, AKP’ye oy vermediğini bildiği komşusunun ve akrabasının evinin önünde silah talimi yapar gibi ateş ediyor.

Bu tür olayları yeriyle tarihiyle tek tek yazmamız olası ancak çok da bir işe yarayacağını sanmıyorum. Bu yüzden de işin özüne dönmekte yarar var. İşçiler çok yönlü olarak kuşatılmış. Patron baskısının yetmediği yerde sarı sendikalar, sarı sendikaların yetmediği yerde devlet devreye girerek işçileri kıpırdayamaz hale getirmiş. Köylüler keza öyle. Borç batağında kıvranıyorlar, tarlaları ipotek, Tarım Kredi Kooperatifleri köylülerin cellatları olmuş. Bu durumda köylü ne yapar? İktidarın kapısını çalar ve aman ben ettim sen etme der. Gençler, aileler fişlenmiş. Kim hangi görüşten biliniyor, kimin işi görülür kimin ki görülmez belli. Bu yüzden de gençler ve aileleri denize düşenin yılana sarıldığı hesap gidip AKP’ye oy veriyorlar.

Değerli ilerici, devrimci, sosyalist kardeşlerim; gerçek bu, işimiz de bir o kadar zor. Ancak unutulmasın ki hiçbir yalan sonsuza kadar saklanamaz.

Gerçeklerin günü geldiğinde ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır ki işte bunu kimse engelleyemez.

Yalnız; biz sosyalistlere de çok iş düştüğünü hiçbir zaman unutmamalıyız ki gün gelsin zorbalar kalamasın, bir kağıt gibi eriyip gitsinler!

Bilmem yeterince açık oldu mu?

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA