turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


FAŞİZME KARŞI MİLİTAN DEMOKRASİ SÖMÜRÜ VE KAPİTALİZME KARŞI SOSYALİZM

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

09 TEMMUZ 2018

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak faşizme karşı demokrasi güçlerinin birliğinin sağlanması yolunda çabalarımız oldu.

Ancak seçimlerin de gündeme gelmesiyle birlikte siyasi parti ve grupların öncelikleri değişti ve bu yönde herhangi bir yol alınamadı. Alınamadı bir yana esasen alınamayacağı da bütün çıplaklığı ile belli oldu. Evet, ortada bütün baskıcı yanlarıyla demokrasi güçlerinin karşısına dikilen dinci, gerçi ve faşist güçler vardı var olmasına ya faşizmi alt edecek militanca bir güç söz konusu değildi. Demokrasi savunuculuğu bağlamında ortaya çıkan güçler ise demokrasi diyorlardı ama ne doğru dürüst demokrasiden anladıklarını kitlelerle paylaşıyorlar ve de ne uğruna mücadele ettiklerini dile getiriyorlardı ne de bu mücadelede militan bir ruh vardı. İş gelmiş sandık demokrasisine indirgenmiş, daha ötesi için güven veren demokrasi konusunda ne herkesin anlayacağı bir demokrasi çerçevesi çiziliyordu ne de onca gasp edilen haklarımızın yanında sandıkta kullanacağımız oyların güvencesi vardı. Bu yüzden de kitlelerin arasında yayılan nasıl olsa Recep Tayyip Erdoğan ve partisi kazanacak savı oldukça yaygındı. Bütün bu olumsuzluklara karşın, sokakta Recep Tayyip Erdoğan iktidarından iyice bunalmış ve artık “yeter” demeye hazır militan bir kitlenin varlığı da bir gerçekti.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri belirleyici olduğu düşünüldüğü için ister istemez Muharrem İnce birinci güç olarak görüldüğünden mitingleri oldukça coşkulu ve kabalık geçiyordu. Öyle ki sözü geçen kitle; Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidardan indirilmesine kilitlendiği için İnce’nin miting meydanlarında ne söylediği ile de çok da ilgilenmedi. Bu yüzden de Muharrem İnce meydanlarda ne demokrasinin çerçevesini çizdi ne de şunlar şunlar bizim olmazsa olmazlarımız demedi. O sadece diğer bütün erki elinde bulunduranlar gibi biraz da söylediklerini halk popülizmi sosuna batırarak kitlelerin hoşuna gidecek vaatler şeklinde sundu.

Ortada bir adam vardı, o adam da hem ülkeyi kötü yönetiyordu hem de yığınlara baskılar uyguluyordu hepsi buydu. Ne 16 yıldır devletin yapılandırılması ile ilgili atılan adımlar dile getiriliyordu ne de Erdoğan, tekrar kazanırsa nasıl bir yönetimle yönetileceğimize dair etkili tespitler söz konusuydu. Ortada ‘Millet İttifakı’ diye bir şey vardı ama bu ittifakın bütünlüklü olarak demokrasi anlayışı neydi bilen yoktu. Bilinen bir şey varsa kalın çizgileriyle AKP ve saray iktidarının düşürülmesi şeklinde formüle edilen iktidar daha az oy alsa bile ittifakın hangi konularda anlaşıp birlikte davranacağının bile bir çalışması yoktu. Nitekim seçimin hemen arkasından özellikle İyi Parti’den gelen çıkışlar ne söylemek istediğimizin açık kanıtıydı.

Ve zaten böylesi bir sandık demokrasisi CHP’nin de işine geldiği için CHP kendisini kendi soluna kapatmış ve tıpkı geçmişte Ekmeleddin İhsanoğlu üzerinden MHP ile ortaklık yürüttüğü gibi bir ortaklık kurmuştu. Bu yüzden de sonuçlarının böyle olmasında çok da şaşılacak bir şey yoktu.

Bizim ülkemizde demokrasi denilince yurttaşların aklına gelen şey sorgulansa doğru dürüst bir yanıt alamayız. Bu yüzden de bu konuda birikim sahipleri bile sınav öğrencisinin verdiği; “demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesidir” yanıtından öteye bir söyleyeceklerinin olmadığını o kadar çok yaşadık ki sonrasında iş sandık demokrasisine gelip kitlendi. Öyle ya yurttaş sandığa gidiyor mu, oyunu kullanıyor mu, kendi adına ülkeyi yönetecekleri seçiyor mu seçiyorsa daha ne istenebilirdi ki değil mi?

Oysa ülkemizde hayat bambaşkaydı. Eğitim eşitliği, sağlık hizmetlerinden eşit yararlanma, yurttaş olmanın gereği olarak devletin yurttaşlarına iş bulma zorunluluğu, karşılığında insan gibi yaşayacakları bir ücret alabilme, hak ve özgürlüklerini savunacak sendikal ve siyasal örgütlenmeleri var mıydı? Haklarını alamadıkları yerde grev haklarını kullanmaları olası mıydı? Kağıt üzerinde yazılı olan hakların gerçek yaşamda karşılığı neydi? Özgürlüklere, yaşama hakkına özetle yurttaşın dokunulamaz ve devredilemez sayılan haklarının var olan siyasi yönetimde bir değeri var mıydı ve bu devredilemez ve vazgeçilemez haklara dokunulduğunda ve hatta yok bile sayıldığında devreye hangi mekanizma girecekti de düzeltilmesi sağlanacaktı çıkıp da herhangi bir kimse söyleyebilir mi? Gücü, gücü yetene bir uygulamada güçlünün yanında yer alan mevcut erkler hangi terbiyeden geçirilmişti de çıkıpta yurttaşların haklarını savunacak konumdaydılar var mı bir bilen?

Evet, ülkemizde bugüne kadar kısıtlı bir demokrasi uygulanmış, yönetenler ve yönetilenler de büyük oranda bu uygulamayı kabul etmiş görünmektedirler. İşte bu yüzden son seçimlerde aman kışkırtıcılık olur savıyla sandık demokrasisi ile kendisini sınırlamış ve sağ partilerle ‘Millet İttifakı’ oluşturmuş olan CHP’nin demokrasi anlayışı ile ne kimsenin aklında bir şey kalır ne de kimse neyi savunacağını bilip geri adım atmadan karanlıkların üstüne yürür. Seçim kaybedildiğinde bir daha sandığa gitmeyeceğine yemin eder geri çekilir ki zaten dinci, gerici, faşist iktidarların da istedikleri budur. İşte bu yüzden partimiz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi; MİLİTAN DEMOKRASİYİ savunacak ve faşizmin karşısına; FAŞİZME KARŞI MİLİTAN DEMOKRASİ belgisiyle çıkacaktır.

Ayrı bir yazı konusu olmasına karşın, SÖMÜRÜ VE KAPİTALİZME KARŞI SOSYALİZM belgisi de militan demokrasi mücadelesiyle diyalektik bir bağ kurularak sürdürülmelidir ki verdiğimiz mücadelenin her aşamasında sosyalizmi gerçek kurtuluş olarak göstermeli, yığınların bilincine kazımalıyız ki var olan duruma kilitlenmişlikten önce kendimizi sonra yığınları kurtarabilelim ve kırılmış olan yığınların umudunu yeniden yeşertip ayağa kalkalım.
TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA