turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GİDİŞ NEREYE?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 TEMMUZ 2018

ODTܒlü öğrenciler tutuklandı. Tren kazası unutuldu unutulacak. Beklendiği gibi sonuçlanmayan Soma’da yaşamını yitiren 301 madencinin davası Adnan Oktar’a yönelik gözaltı haberlerinin gölgesinde kaldı. Erdoğan Devlet Tiyatroları ile Devlet opera ve Balesi’ne el koydu. Dolar 4.80’e tırmanınca yeni maliye ve hazineden sorumlu bakan Damat Bey’e bu soru sorulunca kendisini hâlâ Enerji bakanı sandığını söyledi. Çıkarılan yeni bir kararname ile 19 bin kişinin görevine kanun yolu da kapalı olmak kaydıyla son verildi. TBMM ise hâlâ kendisinde bazı görev ve yetkilerin var olduğunu sandığı için başkanını, partiler gruplarının başkan ve başkan vekillerini seçme uğraşısı içindeler. Sizin anlayacağınız her şey sanki olağan koşullar içinde seyrediyormuş anlayışı ile kim var kim yok kısa sürede toparlanıp ayarlarına döndü ya da döndürüldü.

Bütün yetkilerin bir kişinin elinde toplandığı, yargısı, yürütmesi, yasaması ile o bir kişinin dediğini uygulamakla sorumlu tutulduğu bir ülkede siyasi partilerin kendilerini hâlâ parti sandıkları ve demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıymış gibi gördükleri, gerçek durumu yığınlardan gizlemek için hiçbir değeri olmasa da arada sırada sert mesajlar yayınlayarak yandaşlarını diri tutmaya çalıştıkları ve hiçbir toplumsal olgu olmadıkları ya da olgu olmanın gereğini yerine getirmek için davranmadıkları halde sanki davranıyormuş havası vererek yığınları sisteme sessiz kalarak ya da korkup bir köşeye sinmesine göz yumarak var olan sisteme bağlı kıldıkları görülmemiş bir ortamda yaşıyoruz ki işte böyle bir dayatmanın sineye çekilmesinin olanağı yoktur.

Çünkü Türkiye’de yetersiz asgari demokratik kuralların uygulandığı bir demokrasi de olsa bugün bunun bile yerinde yeller estiği bir gerçektir. Siyasi partiler, sendikalar ve başka demokratik kitle örgütlerinin ülkede bu olumsuz gidişe karşı yurttaş olma haklarından gelen hiçbir karşı çıkışı gerçekleştiremedikleri ve hatta bu konuda basın açıklaması bile yapamayacak bir duruma getirildikleri bir dönemde birilerinin sadece ve sadece sandık demokrasisine işaret ediyor olması gerçekten de bu işin içinde bir iş olduğunu göstermektedir.

Anlayış hiç değişmiyor. Topluma sürekli olarak bu seçimde olmazsa bir sonraki seçimlerde olacak izlenimi verilerek milyonlar sadık demokrasisine kilitleniyor. Sonucun ta baştan belli olduğu seçimlerde ise sürekli yenilgi yaşanarak yığınlar öyle bir bezdirilip umutsuzluğa düşürülüyor ki mevcut faşizan uygulamalara bile karşı çıkılmaması ve içinde bulunduğumuz yönetime boyun eğilmesi için her türlü teslimiyete yol açacak politik bir yol izleniyor. Zaten sandıkta kazanan kazanmış. Yoksa OHAL koşullarında seçim nasıl sineye çekilebilir ki? Devletin bütün olanakları belli bir siyasi grubun elindeyken bunları durduracak ortada yargı merci bile kalmamışsa hileye, hurdaya kim dur diyecek ki? Hani seçim meydanlarında bol keseden 50 bin avukatla YSK’nın önünde olacağım diye bas bas bağıran Muharrem İnce bırakalım YSK’nın önünü Mithatpaşa caddesine kendisi bile girebilmiş midir? Giremedi ve bir otelin katına 50-60 kişiyle sığınmak zorunda kaldıysa oyunun nasıl oynandığını milyonlarla paylaşacağı yerde nasıl olmuştur da bir gazeteciye “adam kazandı bize kutlamak düşer” diyerek demokratik bir ortamda yarışılmışçasına milyonlara mesaj verilmesi de neyin nesidir? Ya da yüzde 7,5’lar civarında oy alan Meral Akşener bacımız o akşam neredeydi, mitingler sırasında kendisine verilen eşarpların bir dökümünü mü yapıyordu da ortalarda yoktu?

Gördüğünüz gibi Recep Tayyip Erdoğan ve oluşturduğu “cumhur ittifakı” kazanmadı. Hem çeşitli karanlık güçlerin hem de muhalefetin ortak gayretiyle kazandırıldı ki bunlar TBMM’de ortalığı birbirine katsalar ve esseler yağsalar kendilerine kimi inandıracaklar söyler misiniz? 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan ve kazanılan bir referandum gözümüzün içine bakıla bakıla Erdoğan’a hediye edilmiştir. Böylesine bir durumda bile “aman provokasyon olur” gayretiyle durumu kabullenenlerin sandıklardan kendilerine tıka basa oy çıkmış bile olsa ne değişir acaba çıkın söyleyin söyleyebiliyorsanız. Hiçbir şekilde oyunları bozmak aklına gelmeyen, demokratik haklar kullanılarak “ben kazandım” deyip işin içinden çıkan iktidar eğer bir şekilde durdurulmayacaksa ülkede yaşanılan karanlık günlerin sorumlusu biraz da muhalefet numarasına yatanlar değil midir?

Ortada meclis yok, meclisin işlevi yok ama birileri kendilerini yalan rüzgârına kaptırmış yığınların gözüne kül üfürüyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde muhalefet eliyle yığınların morali sıfırlanmamıştır. Aksine iktidarın yığınların moralini sıfırlayıp boyun eğmesini sağlama girişimlerini muhalefet yığınlara moral ve çıkış yolları göstererek önlerken bizim ülkemizde tersi olmaktadır.

Bu yüzden de benzer yöntemlerle aynı suda sayısız kez yıkandınız ki her yıkandığınızda daha da kirlenerek çıkıyorsunuz yığınların karşısına.

Bu yüzden de ya militan demokrasi savunuculuğunda yerinizi alacaksınız ya da akıl hocalarınızla birlikte tarihin çöp tenekesine muhalefette olsanız atılmaktan kurtulamayacaksınız.
TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA