turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


GÖRÜLSÜN İSTENMEYEN GERÇEKLER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

14 TEMMUZ 2018

Oturup düşünelim, Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık şekli demokrasiyi dipten doruğa ortadan kaldıran dinci, gerici ve faşist bir iktidarın sistemli bir şekilde örülmesi ile karşı karşıyayız. Madem öyleyse nasıl olmaktadır da olağan bir seçim olmuş, demokrasinin cilvesiymiş gibi anlaşılmışta Erdoğan’ın seçilmesi Muharrem İnce tarafından kutlanacak kadar ileri gidilir dersiniz bir anlayan varsa çıkıp da anlatabilir mi? Muharrem İnce’nin seçilmesi için meydanlara koşan kitlelerin İnce’den bekledikleri bu muydu acaba dersiniz?

Yok, arkadaş yok bu CHP’de bir iş var. İlhan Kesici bilgi bakımından donanımlı olabilir tamam da bu donanımı Kesici kimin yararına kullanıyor diye bir soru geçti mi aklınızdan hiç? Ya da şöyle de bir soru sorabiliriz Bu merkez sağ denilen kesimler siyaseten nerede durmaktadırlar ve Kesici onların oyunu CHP’ye taşıma başarısını nasıl göstermiştir de CHP için vazgeçilmez olmuştur hiç düşünülmüş müdür? Dahası CHP’ye yararsız bir kişi ne adına baş tacıymış ve de partinin temel taşlarından birisiymiş gibi kollanılır durur bileniniz var mı? CHP, Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünkü konumunu onaylıyorsa çıkıp topluma açık açık söylemelidir bunda ne var ki? Yok, eğer onaylamıyorsa; Kesici gibiler nezaket davranışının arkasına sığınarak, iki de birde niye Recep Tayyip Erdoğan’ı onaylar demeçler veriyorlar nedeni bilinmemeli, söylenenler Kesici’nin tasarrufu olarak mı kalmalıdır sizce?

Eee peki, CHP hiç mi TBMM’ye başkan adayı gösterecek kimseyi bulamamıştır da Erdoğan Toprak’ı sahneye sürüp şu kadar oy alındı, bu kadar oy alındı numarasına yatıp durmaktadır? Ya da Erdoğan Toprak gibiler hangi güçleri temsilen CHP’nin içindedir ve o güçler bugüne kadar CHP’nin milim ilerlemesi için ne gibi özveriler göstermiştir de bizler bilmiyoruz, bunlar açık açık konuşulabilir mi?

Yeni sistemle birlikte ortada bir şey kalmadığına göre; CHP acaba bu isimlerle mi bu yeni sisteme karşı direnişini kanıtlayan bir politika izlediğini göstermek istemektedir? Ya da şöyle diyelim bu sözünü ettiğimiz kişiler Erdoğan’ın otoriter sistem anlayışından rahatsızlık duyan kişilerdir de sembolikte olsa aday gösterilmektedir? Ya da niye can alıcı noktalarda CHP’yi ve CHP’nin içini karıştırıcı demeçler patlatıp durmaktadırlar, yönetim hiç mi bunların farkında değildir? Kılıçdaroğlu kendisi ben diktatörü ve demokrasiyi tanımayan birisini niye kutlayacakmışım diye gazetecileri yanıtlarken kutlayanlardan hiç mi rahatsızlık duymamaktadır da sessiz kalmakla yetinmektedir hiç olur şey mi?

Esasen birçok şeyin çivisi çıkmış gibi görünüyor. Sol ve sosyalistlerin arasından birden kılık kıyafet ve türban konuları ile ilgili olarak öyleleri çıktı ki bunlar birer abi olarak genç kuşaklara özgürlükler konusunda örnek olabileceklerini de bir güzel anlattılar. Sonra bir de baktık ki yaşamın her alanı türban devri ile şahlanmış ve benzer yaşamı seçmeyenlerin hedef alındığı çığ gibi büyümüş. Bazılarının da kendilerine yeni özgürlük alanları icat etmeleri karşısında şaşırdık kaldık doğrusu. Bundan iyisi can sağlığı derler ya; bacıların türban özgürlükleri savunulur ve baş tacı edilirken bir de baktık ki bunun karşılığında da bazıları kravat takmama özgürlüğünü terazinin kefesine getirip koyuvermişler. Sonra bu tür girişimlerin kazanımlarını oturup tarttık da aklımızda komik bir teslimiyetten başka bir şey kalmamış.

Kadınlara karşı şiddet almış başını gitmiş. Otobüste, trende, dolmuşta, vapurda bazı kendini bilmezler durup dururken kadınlara saldırıp herkesin gözü önünde dövmeye bile başlamışlar. Ve dahi çocuklarımıza karşı tecavüz olayları artmış, çocuklarımızın cesetlerini orada burada bulmaya başlamışız. Bunların hepsi de bir alamete doğru gidişin heyheyleri olarak caddemizi, sokağımızı, mahallemizi sarmış ve dinci, gerici, faşist bir diktatörlüğün tam ortasında kendimizi buluvermişiz.

Toplum şimdi fiili olarak bu karanlık günleri yaşıyor ama Ne Ufuk Uras’ın ne de Sırrı Süreyya Önder’in “Kravat devriminden” haberleri bile yok. Özetlersem; bazıları birilerinin sesi görevini aydınlanmanın, çağdaşlaşmanın, cumhuriyetin ve cumhuriyetin kazanımlarının karşısında olarak görevlerini yerine getirmeye çalıştılar, çalışıyorlar da ama acaba bu gibi davranışların yaşamın içinde devrimcilik adına bir karşılığı var mıdır bunları açık açık sorgulayabildik mi?

Ne diyelim; ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Her halleri ile gerçek niyetlerini dışa vuranları demokrasi savunucusu ya da ne bileyin güzel günler için mücadele veren kimselermiş gibi gösterilmesi bir kandırmacadan ibarettir ki bunları da bizler yutmaz, her fırsatta hak edenlerin karşısına çıkmaktan bir an bile geri durmayız.
TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA