turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KABULLENİLMİŞ ÇARESİZLİK ÇARE ÜRETİR Mİ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 TEMMUZ 2018

Toplumun yıkıcı çoğunluğu alışılmış çaresizliğe boyun eğmiş ya da ne bileyim gidişi olağanlaştırıp kabullenmiş. Öyle olmasa milyonların ağzında “böyle gelmiş böyle gider” sözü dillendirilip durulur mu hiç? Gerçi her şeyi bildiğini düşüne ve sağlam bir irade üstünlüğü olduğuna inanan kişi ve çeşitli siyasi yapıların da benzer özellikleri olduğunu söylersek çok da abartmış olmayız. Öyle ya kabullenilmiş çaresizlik denilen şey toplumun hemen tüm sınıf ve tabakalarına bir şekilde işlememiş olsa bu tabakaların herhangi birisinin var olan gidişin tekerine çomak sokamıyor oluşu düşünülür mü?

Örneğin; AKP ve saray iktidarı kimlerden oy alıyor ve siyaseten kimlerin adına politika yapıyor insanların bunu yeterince bilmediklerini mi sanıyorsunuz? Oy aldıkları kesimler belli. Yoksullukları ve yoksunlukları yazgı haline gelmiş geniş halk yığınlarından ezici bir oy aldıkları tartışmasız bir şekilde ortada duruyor. Sizler oy veren bu kesimlerde AKP ve saray çevrelerinin hırsızlıkları, yolsuzlukları, vurgunları, talanları, yalanları ve nihayet paraların oluk oluk kimlerin cebine aktığını bilmediklerini ve tartışmadıklarını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bence tam tersine, bunlara bir dokunun ve bunlardan bin ah işittiğinizi göreceksiniz. Bu yanıltıcı duruma bakıp da eğer bu kez “tamam” yargısına varmışsanız eğer kesinlikle yanıldığınızın resmidir. Çünkü buna öğrenilmiş yoksa kabullenilmiş çaresizlik mi dersiniz ne derseniz deyin işte sonucu belirleyen şey büyük ölçüde de buradan beslenir.

Aynı durum; kendilerini aydın sananlar ve de politik yapılarda da derece derece az ya da çok etkin olduğu için geniş halk yığınlarının öğrenilmiş ya da kabullenilmiş çaresizliği bir türlü tersine çevrilememekte bu kez size “tamam” gibi gelen değişim gerçekleşmeden işin kötüsü daha da bir mevzi yitirilerek öylece kalmaktadır.

Bizler politik uğraşımız boyunca şu aşağıdan yukarı örgütlenmeymiş, ya da bu yolla yaratılacak halk hareketiymiş bunlara inanmayanlardanız. Ne zaman böyle bir düşünce ileri sürüldüğünü görsek orada yavşak ve gevşek liberalizmin ikiyüzlülüğünü görürüz. Bu yüzden de sosyalistler açısından yukarıdan aşağı örgütlenmiş bir iradenin gerekliliğini olmazsa olmaz olarak görüyoruz.

Yalnız bir sorun var. Toplum ve biz sosyalistlerin hedef kitle olarak düşündüğümüz kesimlerinde öğrenilmiş ya da kabullenilmiş çaresizlik söz konusuysa ve de bu ölü toprağı serpilmiş hâl yığınların üstünden kaldırılmak isteniyorsa öncelikle bir irade olarak kendini organize etmiş siyasi yapılara bu sözünü ettiğimiz çaresizliğin ne kadar bulaştığına da bakmak gerekir. Eğer aynı özellikleri bir iktidar aracı olarak düşünülen sosyalist partiler de taşıyorsa olacaklar ta başından bellidir. Bizler her girdiğimiz mücadeleyi yitirmekle kalmaz, aynı zamanda da durumu kabulleniriz ki en büyük tehlikelerden birisi de budur. Ve zaten kadrolardan başlayarak bütün parti üye ve taraftarlarına kadar bir işin başarılacağına dair inanç yüksek düzeyde yok ve bir o kadar da siyasallaşma söz konusu değilse olacaklar peşin peşin bellidir.

Sık sık konuşulan köylü kurnazlığı tanımlaması her ne kadar pek çok kimse tarafından bir uyanıklılık olarak kabul ediliyorsa da gerçekte içinde uyanıklılığı da barındırıyor olsa bile bir o kadar hatta daha da fazla olarak bir çaresizliktir de aynı zamanda. Ezilen milyonlar bu kurnazlığı ve öğrenilmiş ve kabullenilmiş çaresizliği birkaç on yıl içinde öğrenmiş değillerdir. İnsanlık tarihinde on binlerce yıl süren baskı, zulüm ve sömürü sözünü ettiğimiz özellikleri de adeta insanoğlunun genetik haritasına kazımıştır. Ve zaten en küçük bir çıkar söz konusu olduğunda en gelişkin insanların bile kendilerinden yana yontuyor olması başka hangi durumla anlatılabilir ki?

Bu yazıda değinmek istediğim şey hiç kuşkusuz bilimsel bir yazıya önsöz yazısı falan değildir. Mükemmeliyetçiliği bir kenara iterek ancak ilkelliği de redderek bazı sistematik adımlar atılmasına yarayacak görüşlerdir ki yazının sonuna doğru bu konuya değinip yazıyı noktalamayı yararlı buluyorum. Öğrenilmiş ya da kabullenilmiş çaresizlik bir anlamda boyun eğmekle aynı şeydir. Toplumu değiştirmek ve iktidara gelmek isteyen sosyalist partilerde de sözünü ettiğimiz bu olgu etkili bir şekilde varsa söz konusu ettiğimiz irade iradesizleşmiş demektir. Topluma öğrenilmiş ya da kabullenilmiş çaresizliğin içinden nasıl sıyrılıp çıkılacağını, bir sosyalist parti etkin bir şekilde gösteremezse sözünü ettiğimiz hedef kitle ise gidip gidip tam karşısında yer almaları gereken parti ile birlikte davranacak ve ileriye doğru bir adım atılmış olmayacaktır. Bu da; ‘alışmışlık kudurmuşluktan beterdir’ diye bir söz vardır aynı sonucu doğurur, hem hedef kitlemiz üzerinde hem de siyasi irade üzerinde.

Bu yüzden de siyasi irade öncelikli olarak öğrenilmiş ve kabullenilmiş çaresizliğin kendi üzerinde yarattığı bütün olumsuzluklardan kurtulup işe başka bir şevk ve kararlılıkla sarılmalıdır.

Arkası gelecektir.

Çünkü Öğrenilmiş ya da kabullenilmiş çaresizlik çare üretmez…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA