turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


NE OLDU NE YAPMALI?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

30 TEMMUZ 2018

24 Haziran öncesi ülkemizdeki rejimi elbette farklı bir yere koyuyor değiliz. Ancak 24 Haziran seçimleriyle birlikte her şeyin ne kadar da hızlı değişip tam da oturtulmak istenen yere oturtulduğunu bütün çıplaklığı ile görüyoruz.

Şu andan başlayarak hak ve özgürlüklerin tamamen yok edildiğini, ortada bir kırıntı bile bırakılmadığını uygulamalar açıkça gösteriyor.

Yine dinci, gerici ve faşist sistemin kendi hukukunu yarattığını böyle bir durumda ise hukuki olarak hiçbir sonuç alamayacağımızın kanıtı olarak tanık olduğumuz pek çok örnek var. Erdoğan’ın iktidardaki hakimiyeti tartışılamaz artık. Güçler ayrılığı diye bir şey yoktur. Her türlü güç Erdoğan’ın şahsında somutlanmıştır. Bütün bu uygulamalar ise bir güzel yasal zemine ya oturtulmuştur ya da peyderpey oturtulacaktır.

Eskiden burjuva partileri patronların dolaylı temsilcileri olarak iktidar sahibi idiler, şimdi ise patronların doğrudan iktidarı olarak işlev kazanmışlardır. Erdoğan’ın önümüzdeki süre içinde bu temsiliyeti tamamına yakın hale getireceği tartışma götürmez olarak yaşam bulacaktır.

Şu an, TSK ile ile yandaş patronlar arasında geliştirilmeye çalışılan ilişki tam da ABD’deki örnekle aynıdır. TSK sermayenin yayılmacı arzularına uygun olarak yeniden organize edilirken; kendi silahını kendin yap, dışarıya daha çok silah sat sloganı ile sınır ötesi harekâtlar düşünülerek ordunun profesyonelleşmesine kadar birçok yönde yeni adımlar atılıyor.

Bir düşünün? 24 Haziran seçimleri sonrasında oy çalındığı açıkça belli olsaydı ve yığınlar oylarına sahip çıkmak için sokağa inselerdi ne ile karşılaşacaktı dersiniz? Birçok ağızdan dile getirildiğine göre 16 yıllık iktidarları döneminde AKP ve sarayın silahlandırdığı önemsenecek sayıda sokak haytasının varlığı zaten saklanmıyor, üstelik bu gibi kimseler silahlarıyla sokağa inip kutlama talimleri adı altında cayır cayır mermi de yaktıklarını gördük. Bu durumda zora karşı zor meşruluk kazanırsa ancak o zaman devrimci adımlar atılmış olacaktır. Yoksa sürgit yine çaldılar, yapabileceğimiz bir şey yoktur diyerek teslimiyeti kabullenmiş olmaz mıyız?

Bugün ülkemizde üstü örtülmeye çalışılsa da ekonomik kriz önlenemez konumdadır. Bu nedenle sanayisi çökmüş, tarım ve hayvancılığı bitirilmiş, her şeyi dışalımla karşılamayı düşünen bir iktidarın tepesine emperyalist güçlerin çullanması kaçınılmazdır. Böylesine dış finans kuruluşlarına bağlı bir iktidarın bir yandan borçlanma zorunluluğu bir yandan da bu borçları ödemesi gerektiği düşünülürse ülkenin hiçbir kurtuluş umudu kalmamış demektir. Bu nedenle Saray iktidarı ekonomik krizi çözecek bir iktidar olmayıp aksine dışa bağımlılığı daha da arttıracak yönde davranacağı için bir çıkış yolu da bulamayacaktır. Bu yüzden borçları ödememek ve dışalımı durdurarak yerli sanayi ve tarımı geliştirmek ise ne saray iktidarının ne de kapitalizmi savunan herhangi bir iktidarın harcıdır.

Bu durumda kriz olayının içinden Saray iktidarının nasıl çıkacağı bellidir. Ekonomik krizin faturasını başta işçiler olmak üzere geniş halk yığınlarına ödetmek. Bu iş tek başına sarayın göze alacağı bir iş değildir. Bu yüzden de diğer sistem partileriyle de bir düşün birliğine varılması gerekir ki düşünülen şey kolaylıkla uygulanabilsin. Geçmişte faturaların işçi ve emekçilerin sırtına yıkılması için ne denilmişti? “İşçi-patron aynı gemideyiz. Gemi batarsa hepimiz batarız.” Eee iş böyle olunca da sistem partileri hep birlikte aynı yolu geçmişte izledikleri gibi niye izlemesinler ki/ Bize göre kolaylıkla izleyeceklerdir.

O zaman biz sosyalistler ne yapabiliriz?

Unutmayalım ki zehirin panzehiri de vardır. Kapitalist sistemden doğan bütün krizlerin panzehiri sosyalizmdir. Bu gerçekten hareketle yapılacak olan şey kendi politik örgütlenmemizi bir seçenek olarak bu kesimlerin karşısına çıkarmak ve onlarla her alanda boy ölçüşmektir. Bu nedenle de ülke genelinde çaplı bir ajitasyon, propaganda ve örgütlenme çalışması başlatmak birincil görevimizdir.

Çünkü sosyalizm, sömürüyü ortadan kaldırmayı amaçladığı gibi her türlü baskıyı, zulmü de ortadan kaldırmayı amaçlar. Sosyalizm gibi yaratıcı bir sistem hem insanları geliştirdiği gibi hem de özgürleştirmeyi ve gelişmeyi amaçlayan yegane bir kurtuluş seçeneğidir.

Partimizin programında dünya ve Türkiye, açıkça ele alınmış, sosyalizm seçeneği tek kurtuluş seçeneği olarak işlenmiştir. Ayrıca kapitalizmin karşısına hangi saiklerle çıkacağımız ve egemen güçleri nasıl alt edeceğimiz de özetle ifade edilmiştir. Partimizin programında işçi sınıfının hem eylemli hem de öğretisel olarak öncülüğüne döne döne vurgu yapılırken sınıfın bağlaşıkları da açık seçik dile getirilmiştir.

Ülkemizde elbette kapitalizmden zarar gören salt işçi sınıfı değildir. Kapitalist sistem daha başka sınıf, tabaka ve kesimleri de daha fazla sömürmek ve çarkını döndürmek için baskı altına almaktadır. Bu çevrelerle kapitalizm karşıtlığında sosyalizan bir mücadele ile hiçbir şekilde liberal anlayışa düşmeden ilişkiler kurulup geliştirilerek mücadelenin bayrağı yükseltilebilir.

Kapitalizme karşı sosyalist öğretiyi egemen kılmak için kıran kırana bir savaş yürütme zorunluluğu vardır. Bugün hemen pek çok siyasi çevre bir sihirmiş gibi direnişten söz edip durmaktadır. Evet, direnişten vazgeçilsin demiyoruz ancak direnişten söz ettiğimize göre mücadele ettiklerimizin bizden üstünlüğünü de kabul etmiş oluyoruz. Bu durumda ne demokrasi, ne bağımsızlık ne de sosyalizm mücadelesinde başarıya ulaşmak olasıdır. İşte burada gündemimizde tutmamız gereken şey hücum halinde olmaktır. Bugün ülkemiz ve dünyada sadece ve sadece bir direnişten söz edilmekte bu yüzden de ideolojik, eylemsel, psikolojik ve politik hücuma geçmek için üstünlüğü ele geçirmemiz gerekmektedir.

Biliyoruz, bunun için güçlü olmak gerektiği söylenecektir ancak birçok ülkede güçlü komünist partilerin varlığı da bu sonucu doğurmamaktadır. O zaman hücum iradesi aynı zamanda da güçlü olmayı doğuracaktır ki bu doğrultuda yapılacak hesaplamalar maddi bir zemine oturmuş olsun.

Bizler var olan siyasi güçlerle ortaklaşmayı bir masa etrafında toplanıp vermekten yana değiliz.

Bu tür yan yana gelişler pek çok kez denemiş olmasına karşın bugüne kadar siyasal bir karşılığı olmamıştır. Bu nedenle diyoruz ki kalıcı birliktelikler ve ortak düşmana karşı verilecek mücadele ancak ve ancak mücadele içinde yaşam bulacak ve rayına oturacaktır.

Yaşam bize nasıl davranacağımız konusunda ufuk açıcı pek çok fırsatı sunuyor.

Mücadele-hücum diyalektiğinden çıkaracağımız sonuçlarla inanıyorum ki bu durağan görünümümüzden çıkacak ve geniş halk yığınlarının gözünde gerçek kurtuluşun yani sosyalizmin bayrağını yükselten bir özne olarak bir işlevsellik kazanacağız.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA