turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


BİZ BUNUN İÇİN Mİ? SIÇRAMA YAPAMIYORUZ?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

20 AĞUSTOS 2018

Burjuva demokrasisinin, burjuvazinin özünde bir diktatörlüğü olduğunu peşin peşin söylüyoruz. Bu kadar açıkça dile getirdiğimiz bir konu şimdi nasıl oluyor da gündelik mücüdelemizde bir türlü yaşamımızdan çıkardığımız bir şey olamıyor acaba?

Her ülkenin kendine özgü koşulları var. Örneğin; Avrupa ülkelerinde burjuva demokrasisi kurum ve kurallarıyla bir işlerlik kazanmasına karşın, bu demek değildir ki bu ülkelerde de hiçbir zaman burjuva demokrasisinin ortadan kalkacağı bir durum yaşanmasının olanağı yoktur. Burjuvazi ne zaman kendi iktidarını tehlikede görse birtakım olağanüstü tedbirlere hiç ikirciliğe düşmeden başvurmaktan çekinmeyecektir. Bu tedbirler demokrasinin kısıtlanabileceği şeklinde olabileceği gibi faşizm şeklinde olabileceği de olasılıklar içindedir.

Kaldı ki ülkemizde cumhuriyetin kurulmasından bu yana burjuva demokrasisinin bir kez olsun kurum ve kuruluşları ile işlediğine tanık olunmamıştır. En ileri olduğu dönemlerde bile burjuva demokrasi kısıtlı bir demokrasi olara işletilmiş, pek çok bahaneler ileri sürülerek de sık sık faşizm uygulamalarına geçilmekte bir an bile tereddüt edilmemiştir. İşte bu yüzden ne olduğunu iyi bildiğimiz burjuva demokrasisi ilericiler, devrimciler ve sosyalistler tarafından hem savunulmuş hem de sosyalist solda yer alan partilerce ne olup ne olmadığı açıkça dile getirilerek demokrasi mücadelesinin toplum yaşamında haklı bir yeri olduğuna işaret edilmiştir.

Kimi sol ve sosyalist kesimlerce zaman zaman bu konu ele alınmış, demokrasi mücadelesinin küçümsenmesi bir yana sosyalistler arasında liberalizme varılayacağı yazılıp çizilerek ve de konuşularak nasıl daha iyi komünist olunacağı üzerine maddi temeli olmayan ahkamlar kesilmiştir. Kaldı ki liberalleşme tehlikesini kabul bile etsek bu şekilde davranılarak pekâlâ sekterizme düşülerek de yapılsa yapılsa solculuk yapılmış olur. Ayrıca konuyu salt bizler tartışıyor da değiliz. Faşizme karşı mücadelede işçi sınıfının öğretmenlerinden Bulgaristan Komünist Partisi Genel Sekreteri George Dimitrov’da konuya çok yönlü olarak açıklık getirmeye çalışmıştır. Ancak bugün günümüzde sistem partilerinin demokrasiyi kutsamalarıyla komünist bir partinin demokrasi konusunda söylediklerini de birbiriyle karıştırmamak gerekir.

Buradan kalkarak söylemek isteriz ki küçük burjuva çaresizliği bir şey üretemediği zaman uçlarda siyaset yapması da hiç bilmediğimiz bir şey değildir. Diyelim ki faşist tehleke sırasında veya faşizm ortamında asla demokrasi sözcüğünü ağzına almayan bir sol ya da sosyalist partinin de sosyalizm mücadelesi yolunda pek de yol açıcı olmadığını görüp tanık olduğumuz zaman acaba ne söylemeliyiz? Ya da bu konuyu şöyle noktalar geçersek eksik bir şey mi söylemiş oluruz? Evet, burjuva demokrasisi bir diktatörlüktür ancak bu diktatörlük azınlığın çoğunluk üzerinde bir diktatörlüğüdür. Sosyalist iktidar da bir diktatörlüktür ama çoğunluğun bir avuç azınlık üzerinde diktatörlüğüdür. Nitelikçe çok farklı olan bu durum niye acaba yeterince kavranmış olmaz da sekterizm için bin dereden su getirilmeye çalışılır işte bunu anlamak bizim için çok zordur.

Bir başka konuya geçelim. Bizim gibi ülkelerde milliyetçiliğin masumanesi olmuyor. Milliyetçilik üzerinden hem iktidar olmaya hem de güç kazanmaya kalkanların işin özüne bakarsanız dur durakları yoktur. Bu politika şoven anlayışla kolayca bütünleşip sermayenin faşist diktatörlüğüne kolayca evrilen bir anlayıştır. Bu yüzden de günümüzde ister ulusalcılık, ister milliyetçilik adı altında kendisini nasıl ifade ederse etsin varacağı kapı aynıdır.

Bugün ülkemizdeki egemen güçlerin ve onlar adına iktidar edenlerin demokrasi çok da dertleri değildir. Onlar için demokrasi Tramvaya binmek ve inilecek durakta inmek kadar kolay vazgeçilen bir şeydir. 16 yıllık AKP iktidarı döneminde liberallerin desteğini de arkasına alan fakat inmesi gereken durakta inen bir Recep Tayyip Erdoğan iktidarı acaba demokrasi adına niye bir tek dal ortada bırakmadan kırmıştır da sarılmaktan asla vazgeçmediği iki dal bu çevrelerin sarıldığı silah haline gelmiştir. Bunlardan birisi dindir, diğeri de milliyetçiliktir. AKP kongresinden önce bilbortları süsleyen “tek” sözcüğü ile vücut bulan ‘TEK MİLLET, TEK HEDEF’ aslında konuyu çok güzel anlatmaya yeten bir slogandır.

Hani sosyalist odakların güçlenmek gibi bir sorunu var ya; eğer tanı yanlışsa tedavi de asla olmayacak, ne yapılsa ne edilse sıçrama gerçekleştirilemeyecktir. Aslına bakarsanız bilim aynı zamanda da çok arsızdır. Siz bilime ne kadar yüzünüzü çevirirseniz çevirin o karşınıza geçer arsız arsız yüzünüze gülmeye devam eder.

Bu yüzden yol açıcı olmak uçlarda gezinmek değil eşyayı adıyla çağırıp gereğini yapmaktır.

Bir başka söyleyişle taktik ve stratejik yol ve yöntemleri gerektiği kadar doğru anlamak ve uygulamaktır.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA