turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


LAİKLİK ŞEKERİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

24 AĞUSTOS 2018

12 Eylül faşist darbesi sonrası Türkiye, öyle şeyler yaşadı ki, tarikatlar ortalığı doldurdu, cemaatler yerden pıtrak biter gibi bittiler. Dört bir yanımız imam hatip okulları ile kuşatıldı. Camiler, sokak araları Kuran kurslarından geçilmez oldu. Bu gidiş AKP iktidarı ile de tavan yaptı. Artık alan memnundu satan daha da memnundu. Sermaye güçleri öyle iki de bir de hak isteyen işçilerden hoşlanmazdı. İşçi dediğin yazgısına inansın otursundu aşağı. Ne güzel, sermaye ile dinci gericilik çıkar ortaklığında bir güzel buluşmuştu. Olup bitenlere baktığınız zaman bunların hiçbiri ne sermayenin ne de iktidarın isteği dışında gerçekleşen şeyler değildi. Hem niye olsundu ki AKP iktidarı da tek kişilik saray iktidarı da onlara çalışmıyor muydu? Bu konuda bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın söyledikleri onlar için niye senet yerine geçmesindi ki değil mi? baksanız ya Güler Sabancı’ya ağzını tıpkı amcası Sakıp Sabancı gibi eğe eğe nasıl da övüyor Berat Albayrak’ı. Neymiş efendim Berat Albayrak Enerji Bakanı iken nasıl başarılı olmuşsa Maliye ve Hazine Bakanı olarak neden başarılı olmasındı ki?

Aslında bizim büyüklü küçüklü bütün sermaye takımının iktidarla hiçbir zaman sorunu olmamıştır. Çünkü onları hemen her konuda büyütüp semirten devlet olmuştur. Devlet olmasa bunlar nereden vurgun vuracaklar ki, her dönemin iktidarı ile al gülüm ver gülüm nasıl da işlerini yürütüyorlar. Bu yüzden de burjuva düşüncesi olan laiklikten onlara ne? Laiklikte neymiş, cehennemin dibine kadar yolu var. Sonra bu ülkenin boy boy ağızlarından laikliği düşürmeyen sözüm ona aydın maydın takımı da hemen kılık değiştirerek işlerine bakmaya devam ettiler bile. Hele bazıları sözde Başkan Recep Tayyip Erdoğan’a öyle alıştılar ki çevresinde fırdönmeye bile başladılar.

Onca imim hatip okulu açılmışken ve üstelik de kontenjanları bile dolmazken Giresun’un tarihi lisesini bile adamlar imam hatip okulu yaptılar. İmamlar para kavgası yüzünden birbirlerini vururlar. Harp okulunda Cuma namazını kim kıldıracak diye tarikat ve cemaatler birbirlerine düşerler, bakanlıklara tarikat ve cemaat adamları doldurulmuştur. Sizin anlayacağınız bütün bunlar saray tarafından bir güzel tıkır tıkır yaşama geçirilmektedir. Bilinsin ki bazı sanatçı ve aydın çevreleri şimdilerde Erdoğan’la yaşamaya da alışmak gerektiğine dair methiyeler peşindedirler.

Vallaha ne bileyim; bazı sol kesimler arasında da laiklik konusu eleştirilmeye başlandı. Neymiş efendim; bazı karanlık çevreler gündemi değiştirmek için laikler ve laiklik karşıtı olanlar arasında gerilim yaratıyor, emek güçleri de uyutularak sömürülüyorlarmış. Bu konuda tutum alan komünistler de oyuna geliyor gerçek mücadeleden uzaklaşıyorlarmış. Yani sizin anlayacağınız laiklik ne ilericilikmiş ne de devrimcilik. Bu yüzden de bu konu uzun süredir Türkiye’de bir güzel yazılıp çizilmiş, artık kimin değirmenine su taşınmışsa taşınmıştır.

Sol çıkışlı yanlışın kaynağı özellikle de Kürt sorunundan kaynaklanıyordu. Kürt sorunu söz konusu olunca dinsel içerik ve ağırlık bırakalım tartışılmasını haklıydı da. Onca yazılan çizilenlere baktığımızda maşallahları vardı her şey haktı. En gerici konularda bile bir hoşgörüdür tutturulmuş, bu yöntemle de komünistlerin bileği bükülmek isteniyordu. Bu yüzden de laiklik konusu üst perdeden burjuva bir görüş falan denilemiyor doğrudan Mustafa Kemal’e mal edilerek en ağır saldırı salvoları yapılıyordu. İş böyle olunca da biz sosyalistlerin laikliği savunması ne demekti, maazallah ya burjuva görüşünü ya da M. Kemal’in görüşlerini savunmuş olurduk. Yani onca gerçeğe karşın laikliğin üzerine bir çarpı çekip oturmalıydık.

Evet, burjuvazi laiklik silahını feodal beylere ve aristokrat kesimlere karşı kullanırken kendi görüşüydü fakat aynı zamanda da emekçi ve geniş halk yığınlarının bilimden yana düşünmelerinin ve kendi yazgılarıyla ilgili önlerindeki yüksek bir tepeyi de çıkmaları için olanak sunmuştu. Bu yüzden de şimdilerde burjuvazinin bu anlayışı terk etmesinin özde bir anlamı olmalıydı. Yani işin özü suni bir gündem yaratmaktan çok daha ilerdeydi.

Şimdilerde laikliği değil günümüz koşullarında yeniden yorumlamak isteği, adının geçtiği yerde bile hoplayanlar var. Niye? Kurnazca bir karşılığı var, burjuva görüştür de onun için. Acaba öyle mi ele almak gerekiyor? Biz sosyalistlerden söz ediyoruz, sosyalistler işin içyüzünün ne anlama geldiğini bilirler. Bu yüzden de laikliği sosyalist görüşte olanlar güncelleyip sahiplenmek konumundadırlar. Öyle ya emekçilerin kendi yazgılarını kendilerinin yazacağı gerçeğini içselleştirmesi ve bu yönde sıçramalar yapması az şey midir?

16 yıllık AKP ve saray iktidarı döneminde gelinen nokta bizler için yeterince öğretici değilse acaba daha başka ne gibi gelişme yaşanırsa öğretici olabilir? Hem şimdilerde salt bazı şeyleri yaşam tarzı ile birebir aynılaştırarak diyebilirsin ki birazcık ödün versen dünya batmaz ya. Hem bizler Müslüman değil miyiz, niye Cuma namazına gitmeyelim, kadınlar başını örterse ne olacak ki? Uzatmayalım bu işin sonu gelmez. Sonra bir de bakmışsın ki vardığın yer reisçilik olmuş çıkmış. Çalış, çabala, başkaları ballı kaymağa konuversinler. Durup dururken ortalığı germeye ne gerek var? İşçi dediğin yazgısına amin çekecek ki iktidar da, patron da her fırsatta “aynı gemideyiz” safsatasıyla kanını emip dursun.

Vallahi her yenilgi sonrasında yaşam tarzından da, insanlığından da, özgürlüğünden de, aşından ekmeğinden de ödün verenlerden ortalık geçilmiyor. Acaba diyorum, Turgut Özal’ın başlattığı bir orta direk güzellemesi vardı, demek ki bugün çok daha anlam kazandığını görüyoruz. Öyle ya en gerici iktidarlara bile bu kesimlerden verilen desteklerin giderek arttığını görüyor ve ikiyüzlülüğe bakıp tepemiz atıp duruyor. Bu teslimiyetçi hâlin üzerine laikliği de ekleyince kapının nereye çıktığı belli oluyor.

Sözü bitirirken diyorum ki, işçiler, emekçiler aydınlanmış ve laikliği benimsemiş olsalar onları kim yazgılarına inandırıp sömürür, soyar, boyun eğdirebilir? Ya da ne bileyim “aynı gemideyiz” diyerek dalga geçer gibi hangi güç onların sesini çıkarmalarını önleyebilir? Uzatmayalım, işçilere ve emekçilere karşı kullanılan her silah karşı devrimcidir, laiklik karşıtı savlar da bugün işçiye, emekçiye karşı silah olarak kullanılmakta olup karşıdevrimcidir. İşte bu yüzden şimdilerde birçok cephede komünistlere diş bilenmektedir.

Laiklik şekeri dediğiniz şey yenilirse boğaza duracak değil ya?

Hem fındık kırıyor olsan da bir şey değişeceğini sanmıyoruz. Bazıları şimdilerde hem iyi şeker soruyor, hem de çok güzel fındık kırıyorlar.

Bilelim de…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA