turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


ÖFKELİSİNİZ!

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

08 EYLÜL 2018

Sizi her yerde görüyoruz. Yüzünüz asık, yolda yürürken bile birine çattınız çatacaksınız. Otobüse birileri sizden önce bindi arkaya yürümedi mi hemen üstüne çullandınız çullanacaksınız. Bağırıyorsunuz; “yürüsene hemşerim” diye. Ya da ne bileyim yolda yürürken biri size mi çarptı. Çarpar caddeler, sokaklar o kadar kalabalık ki. Hiç düşünmeden yapıştırıyorsunuz sözün en kunturlusunu. “Önüne baksana kör müsün” diye. Ya da bir kuyruktasınız, birisi biraz uyanıklık yaptı, belki de acelesi var, öne mi geçmek istedi, öyle bir tepki gösteriyorsunuz ki hastanede muayene kuyruğunda iseniz bile hastalığınız falan kalmıyor, sesiniz Alimallah koridorları çınlatıyor.

Çarşıya, pazara alışverişe mi çıktınız fiyatlara bakıyorsunuz aklınız çıkıyor. Cebinizdeki paraya bakıyorsunuz eve eliniz boş gideceğiniz kesin. Bir hır çıksa da içimi boşaltsam diye yanıp tutuşuyorsunuz. Öyle ki satıcı üzümün biraz çarığını çürüğünü mü koydu, “hop hemşehrim” çekiyor, yumruklarınızı sıkıp adamın üzerine yürüyorsunuz. Araya girenler olmasa var ya senin ağzın burnun kırılacak ya da ne bileyim pazarcının. Herhangi bir yerdesiniz, gençler senin gibi değil, daha doğrusu farklı kuşaklardansınız. Onlar konuşurken neşe içindeler. Gürültüye mi yoksa gençlerin neşesine mi kızdığınızı kendiniz de yeterince algılamıyorsunuz ama ortaya sert sert söyleniyorsunuz; “bu ne terbiyesizlik, analar, babalar çocuklarına hiç mi terbiye vermez yahu” diye.

Her şeye öfkeleniyor, kendi çapınızda çözümler ortaya atmayı da bir marifet sayıyorsunuz. Sizin gibileri sabahtan akşama kahvehanelerde atıp tutarken görmek olası. Zam olmuş, yoksa dolardı, euroydu almış başını mı gitmiş hemen eliniz urganda aklınız ipe çekmekte. Birilerini sallandırıp işi kökten çözüveriyorsunuz. Oysa kafanızın içinde bir beyninizin olduğunu işte tam da onun çalıştırılması gerektiğini akıl bile etmiyor, işin kolayını seçip atıp tutarak kendi gazınızı kendiniz alıyorsunuz.

Ülkede ve dünyada olmadık şeyler yaşandığını mı öğrendiniz, yine aynı şekilde ayranınız kabarıyor, birilerinin boğazına bıçağı dayamak için yanıp tutuşuyorsunuz ya da ne bileyim en modern silahlarla çiğneyip geçmekte sizin iştahla anlattığınız konular arasında. Hem öfkeniz fırıldak gibi maşallah her yana dönebiliyor. Akıllı, bilimden yana, ülkeyi ve dünyayı iyi analiz eden bir bilim insanı mı çıkıp bir şeyler söyledi, dehşet kıl oluyorsunuz. Onun gibi insanların şahsında cahilliğinizi mi fark ediyorsunuz nedir bir anda can düşmanı kesiliyorsunuz. Kesilmekle kalmıyor şu aydın milletinin ne kadar kaypak olduğunu anlatacak birini bulduğunuzda öyle bir zehir saçıyorsunuz ki hainlikle suçlayıp asıp kesmekle tamamlıyorsunuz öfkenizi. Biraz rahatlamış ve öfkeniz dinmiş gibi olunca bir çay söyleyip ne hayaller kuruyorsunuz kim bilir?

Yahu ben saymakla bitiremeyeceğim bu öfke hallerini. Bir kadın mı gördünüz, biraz eli yüzü düzgün, giyimi kuşamı yerinde mi, hemen fısır fısır şeytanınızla konuşur gibi fısır fısır fışırdıyorsunuz. Ateşe atmaktan, bacaklarını kesmeye kadar aklınıza ne gelirse namus kumkuması kesilip zehrinizi kusuyorsunuz bir zehirli yılan gibi.

Daha söz çok. Fındığınız para mı etmiyor. Dalıyorsunuz bahçenize haşat ediyorsunuz fındık ağaçlarını. Öyle öfkelisiniz öyle öfkelisiniz ki o güzelim ağaçlar, güzelim yeşillikler gözünüzde bir ejderha sanki? Ağaçları doğruyorsunuz da doğruyorsunuz.

Domatesiniz, inciriniz, vişneniz, eriğiniz, patatesiniz artık neyiniz para etmemişse yüklüyorsunuz arabanıza saçı saçıveriyorsunuz yollara. Bir yandan söyleniyor, bir yandan da ayaklarınızın altına alıp eziyorsunuz. O güzelim ürünleri artık nasıl bir şey görüyorsanız çiğneyip geçiyorsunuz. Tabi bu arada size öneride bulunanlar da olmuyor değil, niye atıyorsunuz, fakire fukaraya dağıtsanız olmaz mı diye. Hani sizin kağnınızın tekeri kırılmış ya yol gösterenler çok olur ya bunlar da yol gösteren cinsinden işte.

İşe geldiniz. Aldığınız ücret zaten üç kuruş. Görevli önünüzü kesiyor ve “muhasebeye bir uğrayın” diyor size. Maaşınıza zam işinize son verilmiş tabi. Herkesin yüzüne mel mel bakıyorsunuz. Biri çıksa da imdadıma yetişse diye. Öyle ya derdinizi belki anlatırsınız da işe yeniden alınırsınız kim bilir. Böyle bir şey olmuyor. İş çıkışınızı almış çıkmışsınız. Önce bir kızgınlık geliyor üstünüze, sonra öfkelendikçe öfkeleniyorsunuz. Aklınızdan neler geçiyor neler. Çalıştığınız yeri köküyle kömçeğiyle yakıp ortadan kaldırmak istiyorsunuz ve hatta içinde patron da olursa ne iyi olur diyerek öfkenizin ateşinin altına biraz daha odun atıyorsunuz. Öfkelisiniz, yolda yanlışlık yapıp da biri size kelek yapmasın, canını alacak kadar kin dolusunuz.

Hep sizin işiniz yolunda gitmiyor, feleğe kahırlısınız. Böyle yaşamaktansa diye kurdukça kuruyorsunuz. Artık siz ve sizin gibileri ne durdurur bilemem ama inanın değerli değersiz öfkeliler hapishaneler de, mezarlıklar da sizin gibi öfkelilerle dolu. Her ne kadar zıvanadan çıktıysanız da çok da korkaksınız biliyor musunuz? Eğer öyle olmasa fındık dallarını keserken, ürünlerinizi yollara saçarken bir kez olsun bu soyguncu takımını biz iktidara niçin getirdik diye sorardınız kendinize. “Elimiz kırılsaydı da oy vermeseydik” demez, öfkelenmişseniz öfkenizi kime karşı kullanmanız gerektiğinin çözümlemesini yapardınız. Yani bu kadar öfkelenip de sosyalist bir partide örgütlü olmak bile aklınıza gelmiyorsa var ya ne edeyim sizin öfkenizi.

Böyle öfkeli öfkeli dolaşacağınıza ya beyninize toplu iğne batırıp ebleğ ebleğ dolaşın daha iyi.

Yani?

Yanisi şu; örgütlü değil de öfkeliyseniz maçanız yemiyor be biraderler maçanız…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA