turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


FAŞİZM TEHLİKESİ

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

11 EYLÜL 2018

Bizim gibi ülkelerde faşizm tehlikesi kapımızdan hiç uzaklaşmış değildir.

Esasen kapitalist sistemle yönetilen ülkelerde burjuva demokrasisinin en yüksek düzeyde uygulandığı ülkelerde bile faşizm tehlikesi bitmiştir demek gerçeklerle asla bağdaşmaz. Çünkü kapitalizm her zora düştüğü zamanda faşizme başvuracağı tartışma götürmez. İşte bu yüzden yıllarca ülkemizde kimi kesimlerden Avrupa'daki burjuva demokrasisine yerinmenin de fazladan bir anlamı yoktur.

Bir düşünün; burjuva demokrasisine örnek verileceği zaman pek çok insanın aklına hemen İsveç gelir. Üstelik İsveç’te sosyal devlet öyle bir anlatılır ki sanırsınız bu ülkede sosyalizm vardır. Oysa gerçekler hiç de düşünüldüğü gibi değildir. Ülke ekonomisi doğrudan kapitalist şirketler tarafından kontrol edilir. Burada dikkati çeken bir şey daha vardır ama bu kapitalist sistemin ne sömürüsünü değiştirir ne de gerektiğinde baskıya başvurmayacağı anlamına gelir. İsveç’te sermaye güçleri öyle bir Alicengiz oyununa başvurmuşlardır ki o da İsveç yurttaşlarının karınca kadarınca bu şirketlere çok küçük hisselerle ortak olmalarıdır. Yani sizin anlayacağınız İsveç’te yurttaşlar sömürülür, üstüne üstlük bir de birikimlerine her türlü kandırmacayla el konulup bir kez daha sömürülür.

Bu yüzden de kapitalizmin dünyaca yaşanan krizinden İsveç’in etkilenmeyeceği düşünülemez. Durum bu olunca da İsveç’te hem yurttaşların yaşam zorluğu çekmeleri gündeme gelir hem de sağ ve faşist partiler, yaratılan ortam nedeniyle sürekli güçlenirler. İşte İsveç’te yapılan seçimlerde sağın kazanması ve oylarını giderek arttırmalarının altında yatan gerçek de öz itibariyle budur. İsveç’te ekonominin ve sosyal yaşamın giderek kötüleştiğini bilenler bilir. Bu yüzden de İsveç sağı bütün faşistlerin başvurduğu yönteme başvurarak bütün suçu yabancıların üstüne yıkan bir propagandaya girişirler. Doğal olarak bu durum salt İsveç gibi ülkelerde değil, bütün Avrupa’da yabancı düşmanlığını arttırırken toplumun sağa yönelişine de yol açar. Ayrıca toplumun sağa yöneliş nedenleri arasında başta sosyal demokrat partilerin dişe dokunur bir politika üretememelerinin yanında sol ve komünist partilerin işlevsizliğini de katarsak durum daha da net bir şekilde kendini belli etmektedir.

İsveç dahil bütün Avrupa ülkelerinde tekelci sermaye güçleri politikaları belirlemektedir. Düşünün ki Avrupa’da radikal İslami terör örgütleri korkusu halk arasında sürekli olarak pompalanırken, Suriye’de son yaşanan olaylara baktığımız zaman, Suriye’nin İdlib’deki terör örgütlerini temizleme harekatı her ne hikmetse ABD başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkeleri tarafından eleştirilir ve hatta Suriye tehdit edilir. Bölgede kullanılma olasılığı çok yüksek olan kimyasal silahları kullanma işi terör örgütleri tarafından kullanılacağı bilindiği halde her fırsatta bu suçu Beşar Esad’ ve Suriye güçlerinin üstüne atmayı gerekli görürler. Son zamanlarda İsveç yetkililerince Ortadoğu ve özellikle Suriye ile ilgili açıklamalara baktığımız zaman nerede yer alındığı da bütün çıplaklığı ile kendini gösterir. Hem toplumu İslami terör örgütleriyle korkutacaksın hem de bu terör örgütlerini desteklemek için özel bir çaba harcayacaksın, konu bu denli açık olmasına karşın İsveç toplumu gibi eğitimli bir toplumun bile bu gerçeği görememesi ve sürekli sağa yönelmesi açıklanmaya muhtaç bir konudur.

İsveç dahil Avrupa’nın bu durumuna bakıp da 1930’larla gelişmelerin bir benzerlik taşıdığını söylemek hiç de abartıcı olmaz.

Söz buraya gelmişken açık açık söylemek gerekir ki bugün sol ve sosyalist partilerin Avrupa’da sosyal bir olgu olduğunu söylemek de bir o kadar zorlaşmıştır. Arkasından sürüklediği oy miktarı ne olursa olsun sözünü ettiğimiz partilerdeki sağa yöneliş nedeniyle ülkelerin son seçimlerin İsveç’te yapılması hesabıyla konuşursak sağ ve faşizan tehlikelerin artmasında kolaylaştırıcı bir işlevlerinin olduğunu söylersek konuyu çok da abartmış olmayız.

İsveç’teki seçimler ve diğer Avrupa ülkelerinde sağın güç kazanması bütün dünyada hem kapitalizmin krizinin boyutlarını anlamak açısından önemli olduğu gibi hem de faşizm tehlikesi açısından önemli olduğuna parmak basabilir ve kapitalizmin bir kez daha büyük bunalımın eşiğinde olduğunu söyleyebiliriz. Bugün Suriye’de bölgesel gibi görünen savaşın bütün dünyayı içine alacak şekilde değişebileceği gerçeğini de göz ardı etmezsek sosyalist partileri nasıl bir ortamın beklediğini de bilir ve ona göre kendimizi konumlandırırız.

Ancak bu konumlandırmada sağlam bir öğretiye sahip değilsek zemin değirmenine de su taşınabileceğini söylemeden geçemeyiz.

Çünkü Avrupa solunun görünümü bunun en somut örneğidir.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA