turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


HEDİYEYMİŞ!

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

17 EYLÜL 2018

Katar, 500 milyon dolarlık uçan saray uçağını Recep Tayyip Erdoğan’a hediye etmiş. Bir süredir “satın alındı, yok hediye edildi” derken nihayet Erdoğan Azerbaycan dönüşü gazetecilere gerçeği açıklamışmış. Neymiş efendim? Bu uçak Katar tarafından satılığa çıkarılınca uçağın alınması ile kendileri de ilgilenmişler. Bunun üzerine de Katar Emiri demiş ki; “hiç olur mu biz bu uçağı niye size satalım hediye ediyorum.” Yani uçak hediye edilmiş. Yine Sayın Erdoğan konuyu öyle pişkin açıklıyor ki şaşırmamak elde değil. Uçak kendisinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ninmiş. Eh böyle olunca da kaçırılmaz elbet, uçak böylece Türkiye’ye uçağın alınması zenginlik katmış.

Ancak ortada garip bir durum var. Katar’ın bu Türkiye merakı nereden geliyor acaba? Madem Katar Emiri’ne Türkiye denilince bunca cömertliği tutuyor, sizce ortada bu cömertliğine bir neden olacak bir durum yok mudur acaba ne dersiniz? Örneğin kendilerine toprak satımından, gayrimenkul satımına ve Türkiye’de aklınıza gelmeyecek kadar çok mal varlığı edinmesine ne kadar kapı aralanmıştır da örneğin böylesine bir cömertlik kolaylıkla yapılabilmiştir?

Bir durum daha var. Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri pek çok cumhurbaşkanı ve başbakan gelip geçmiştir. Biz hangisinin uçak filosu vardı ya da en lüks araçlara merak salmışlardı doğrusu pek anımsamıyoruz. Gerçi bu merak Turgut Özal’la başlamıştır ama Recep Tayyip Erdoğan’la ise adeta tavan yapmıştır. Aklımıza gelmiyor değil, Kasımpaşa’da ve imam hatip okulunda ütüsüz pantolon ve altı delik ayakkabı ile dolaşan Erdoğan’ın bu önüne geçilemez lüks merakı nasıl bir şeydir acaba? Kendi öğretilerinde bile israfın haram olduğu söylendiği halde bütün bu durumları Sayın Erdoğan nasıl özüyle bütünleştirmiştir doğrusu açıklarsa bizler de anlamış oluruz. Sözü geçen uçağın lüksü, şatafatı bir yana yakıt deposu bile 250 bin dolara dolarken ve bu ülke Demirel’in söylediği gibi delikli kuruşa bu iktidar tarafından muhtaç edilmişken bu durumu şu dinci, imancı kesim nasıl değerlendirir ki sizce?

Bence kesin “yakışır” diye düşünüyordur.

Çünkü eskiden bir söz vardı, derlerdi ki; “komşuda pişer, bize de düşer.” Gerçekten de eskiden yan komşuda birisi bir yemek mi yaptı hemen bir tabağa koyar komşusuna getirirdi. Şimdi ise öyle bir şey yaşanmıyor ama sanırız etkisi sürüyor. Alınan uçak Türkiye’ninmiş ya yurttaş da sanıyor ki komşuda pişer bize de düşer. Sizin anlayacağınız koşullandırma yurttaşların düşünme yetisini ortadan kaldırmış. Sonra geçenlerde AKPnin bir kutlama yemeğinde ejder meyvesi yenmedi mi? Hangimiz biliriz bu meyve nasıl bir meyvedir? Yurttaşların önemli bir bölümü kafayı bile takmadı. Çünkü başkaları da yese kendisi yemiş gibi yalandı sadece. Ya şu televizyon reklamlarındaki yiyecek, giyecek ve ev satışı reklamlarına bakın bir. Yurttaşlar bunların ne birini yiyebilir, ne o giysileri giyebilir ne de o şafatlı evlerde oturabilirler ama reklamları izledikçe sanki kendileri yiyor, kendileri giyiyor, kendileri o evlerde oturuyormuş gibi oluyorlar. Olmuyorlar diyen varsa gelip buyursun açıklasın açıklayabilirse.

Dünde yazdım. Bütün bu şatafata ve tantanaya karşın bir de şu 3. Havaalanı’nda çalışan işçilerin durumuna bakalım bir. İşçiler hak istediler diye iktidarın emriyle neler yaşadılar neler. Daha da neler yaşayacaklar hepimiz yaşayıp göreceğiz. İnsanoğlu başkalarının sıkıntısına bu denli uzakken kendisini böylesine her şeyin merkezine koymasını açıklamak gerçekten sıkıntı bizim için. Öyle ya 3. Havaalanı işçilerine her türlü istekleri için harcanacak para bırakalım alınan uçağın ettiği parayı deposuna doldurulacak yakıtla bile karşılanacakken bir şey yapılmayıp da işçilerin üzerlerine gidilerek işçiler yıldırılmaya çalışılıyorsa vay ki halimize ne vay.

Hani bir de şu etki tepki meselesi var. Ülkede yaşanan kriz sonrası yoksulluk herkesin canına ot tıkadı ya bazı sol yapılar sanıyorlar ki artık işçilerin, emekçilerin canına tak der ve yeter deyip ayağa kalkarlar. Sanmıyoruz. Çünkü bu ülkede 14 milyon kişi sadaka ekonomisi ile yokluk, yoksulluk içinde de yaşasa üretimden kopmuş avare bir yaşam sürüyor. Bunların yanına AKP ve Saray iktidarının zenginleştirdiklerini de katarsanız %40 gibi bir oranı buluyor. Bu da zaten iktidar olmaya yetiyor. Nitekim son seçimlerde bizler bunu gördük. Memnun olmayanlara gelince bu kesim %60’ı buluyor ki bunlar da üretimin içinde olanlar. Bu kesim gidişattan memnun değil. Ancak bir rüzgâr değişikliği sağlayacak bir enerjiden de yoksunlar.

Sorun bu durumda şu; %60’şa siyasi önderlik edecek bir parti söz konusu.

Şimdilik bunu ne sosyal demokrat parti olarak kendisini anlatan CHP yapacak durumda ne de sol ve sosyalist partiler.

Ancak var diyeceğimiz günler de uzak değil biline…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA