turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


PARTİ ÜZERİNE

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 EKİM  2018

Hiç kuşku yok ki partili olmaya herkesi ikna etmek gibi bir derdimiz yoktur. Ancak partili olmaları için gençleri, aydınları, işçileri, diğer pek çok kesimlerden kimseleri kazanmak ve parti saflarında yer almalarını sağlamak diye bir derdimiz de hiç kuşku yok ki vardır.

Partisiz devrimciliği sürdürenlerden gelen eleştirel yaklaşımlara bakınca sanki sanıyorsunuz ki bu arkadaşların büyük bir bölümü çelik gibi bir parti olursa hemen koşup saflarına katılmaktan çekinmeyecekler. Çünkü yaklaşımlardan daha çok bunu çıkarıyorsunuz. Onlara sorulduğunda nasıl bir parti istiyorsunuz diye bir dizi sav ileri sürüyorlar. İleri sürdükleri düşüncelerin içinde haklı oldukları noktalar yok değil ancak büyük bir bölümünün de ne yararı var ne de dikkate alınması gereken bir yanı.

Bu tür yaklaşımlarla karşılaşmadığımız da bize sorarsanız söylenenlerin yabancısı değiliz. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) 15-16 Haziran 1974 yılında kurulmuş bir partidir. Bugün baktığımız zaman diyebiliriz ki CHP’den sonra Türkiye’nin en eski partisidir. Buna şimdilerde bir de uzun yıllar kesintiye uğrasa da TİP katılmıştır, ancak TİP’in 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 faşist darbesi sonrasında sürekliliği olmadığı için bu partiyi saymakta zorlanıyoruz.

Salt 12 Eylül faşizminin kapatması sonucu değil, TİP aynı zamanda üye ve yöneticilerinin de devamında bir yarar görmedikleri için kapatılmış bir partidir. Öyleyse HTKP niçin HTKP isimden vazgeçerek TİP ismine geri dönüş yapmıştır? TİP gerçekten de kurulduğu günden günümüze kadar verilen mücadelede herkesin gönlünü kazanacak bir yol mu izlemiştir de bugün bu isimle yeniden ortaya çıkılmıştır? Bizler hiçbir öznel niyete düşmeksizin herkesin hakkını teslim etmeyi görev sayarız. Bu anlamda TİP’in de bizim için anlamlı gelen pek çok yanlarının olduğunu teslim etmeyi sosyalistlik adına bir görev sayarız.

Yalnız, TİP’in yeniden kurulması anlayışını çok da inandırıcı bulmadığımız bazı noktalar da yok değildir. Diğer birçok noktaları şimdilik gereksiz bularak bu yolda yeniden siyaset yapmak isteyenlerin bu yola başvurmalarının nedenini Marksist/Leninist anlayışı kendine ilke edinmiş bir TİP olduğu için değil, 1965’lerden sonra kitleselleşen bir TİP hareketine duyulan tamamıyla popülist anlayıştan kaynaklandığını açıkça söylemek isteriz. Ve zaten yürütülen politikalar tam da işaret ettiğimiz odak çevresinde dolanıp durmaktadır.

Aslına bakarsanız sosyalist sol ülkemizde bunca şeyler yaşanırken neden bir güç olarak müdahaleci olamamaktadır asıl çekilen sancı budur. Bu soruya yanıt arandığını görüyor içtenlikli de buluyoruz. Ne ki bu içtenlik çoğu zaman arkasına düşülen bazı politik belirlemeler ve anlayışlar yüzünden bozulduğu gibi bizi dönüp dönüp aynı tartışmanın içine de çekmektedir.

Türkiye’de onca işçi, emekçi, genç, aydın vb unsurlar var. Bunlar için çekim merkezi olmayı başarmak tabi ki de önemlidir. Ancak bir Marksist/Leninist partinin illa bunları kazanmak için olmadık çarelere de başvurması gerekmiyor. Önce durumumuzun tespitinden yola çıkarsak bir sosyalist partide olması gereken kadro, yönetici ve üye sorunun olduğunu peşin peşin kabul etmek zorundayız. Sorunun üstüne abartılı gider, Lenin’in , “…ne yazık ki bizim gerçeğimiz bu” dediği şeyi yeterince kavrayamazsak doğrusu dört dörtlük programımız ve tüzük işleyişimiz de olsa yapısal olarak değerlendireceğimiz hiçbir sorunun üstesinden gelemeyiz.

Ayrıca yığınsallık hesabı yapılırken dışarıda kalanlar üzerinden yapacağımız kimi öykünmelerin de bize yararı olmayacaktır. Dışarıda kalanların kalma nedenleri arasında en çok devletin baskılarının geldiğini göz ardı edemeyiz. Bu gerçeği itiraf edeceklerden duymamız gereken içtenlikli sözler bu olmasına karşın daha çok duyduğumuz sözler üzülerek belirtmek isterim ki “böyle bir parti var mı” olmaktadır. Bu yüzden de en çok gizlenen gerçek bir şeyi anlamamızı zorlaştırmaktadır.

Diğer yandan sol ve sosyalist sol içinde öznelliklerin olmadığını da söyleyemeyiz. Eğer gerçekler üzerinden konuşur, kendimizi de masaya yatırmaktan çekinmez isek sorunlar bir çırpıda çözülecek demiyorum ama önemli ve güven verici bir yol da alınmış olacaktır. Alışıla geldiği üzere yapılan eleştirilerin çoğunu üzerimize alsak bile yeri geldiğinde de Nazım’ın dizelerinde olduğu gibi ‘Dilim söylemeye varmıyor amma suçun çoğu da sende be kardeşim’ demeyi de bilmeliyiz.

Bilmeliyiz ki elimizde tuttuğumuz anahtarlarla açmamız gereken kapıları açalım. Yoksa sonumuzun serzenişler korosu olmasından asla kurtulamayız.

Bilelim de…

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA