
FRİEDRİCH ENGELS
KOMÜNİZMİN İLKELERİ
Soru 1:
Komünizm nedir?
Yanıt:
Komünizm, proletaryanın kurtuluş koşullarının öğretisidir.
Soru 2:
Proletarya nedir?
Yanıt:
Proletarya, toplumun, geçim araçlarını herhangi bir
sermayeden elde edilen kârdan değil, tamamıyla ve yalnızca kendi emeğinin
satışından sağlayan; sevinci ve üzüntüsü, yaşaması ve ölmesi, tüm varlığı
emek talebine, dolayısıyla işlerin iyi gittiği dönemler ile kötü gittiği
dönemlerin birbirlerinin yerini almasına, sınırsız rekabetten doğan
dalgalanmalara dayanan sınıfıdır. Proletarya, yani proleterler sınıfı, tek
sözcükle, 19. yüzyılın çalışan sınıfıdır.
Soru 3:
Şu halde proleterler her zaman varolmamışlardır? (sayfa 98)
Yanıt:
Hayır. Yoksul halk ve çalışan sınıflar her
zaman varolmuştur,[45] ve bu çalışan sınıflar çoğunlukla yoksuldular. Ama
demin sözü edilen koşullar altında yaşayan bu tür yoksullar, bu tür
işçiler, yani proleterler her zaman varolmamışlardır, nasıl ki rekabet her
zaman serbest ve sınırsız olmamışsa.
Soru 4:
Proletarya nasıl doğdu?
Yanıt:
Proletarya, geçen yüzyılın ikinci yarısında İngiltere'de
ortaya çıkan ve o zamandan bu yana dünyanın bütün uygar ülkelerinde
kendini yinelemiş olan sanayi devriminin bir sonucu olarak doğdu. Bu
sanayi devrimine, buhar makinesinin, çeşitli dokuma makinelelerinin,
buharlı tezgahın ve daha birçok başka mekanik aygıtların icadı neden oldu.
çok pahalı olan ve, bunun sonucu, ancak büyük kapitalistler tarafından
satın alınabilen bu makineler, o güne dek varolan tüm üretim biçimini
değiştirdi ve makineler işçilerin derme çatma çıkrıklarıyla ve el
tezgahlarıyla ürettiklerinden daha ucuz ve daha iyi metalar ürettiği için,
eski işçileri safdışı bıraktı. Böylece bu makineler, sanayii tümüyle büyük
kapitalistlere teslim etti ve işçilerin sayıca pek az olan mülklerini
(aletler, el tezgahları, vb.) değersizleştirdi, öyle ki, kapitalistler çok
geçmeden her şeye el attılar ve işçjlere hiç bir şey kalmadı. Fabrika
sistemi, bu yolla, giyim eşyaları imalatına girmiş oldu. Makine ve fabrika
sisteminin harekete geçmesinin ardından, fabrika sistemi çok geçmeden
öteki sanayi dallarında da, özellikle pamuklu dokuma ve matbaa işlerinde,
çanak-çömlek ve madeni eşya sanayiinde kullanılmaya başlandı. Tek tek
işçiler arasında giderek daha çok işbölümü oldu, öyle ki, daha önce tüm
bir nesneyi yapan işçi, artık onun yalnızca bir kısmını üretiyordu. Bu
işbölümü ürünlerin daha hızlı ve dolayısıyla daha ucuza ikmal edilmelerini
olanaklı kıldı. Bu, her işçinin eylemini, bir makinenin yalnızca aynı
yetkinlikte değil, hatta bundan çok daha iyi bir biçimde yapabildiği çok
basit, sürekli yinelenen mekanik bir işleme indirgedi. Bu yolla, sanayiin
bütün bu dalları, tıpkı iplikçilik ve dokumacılık gibi, birbiri ardından
buhar gücünün, makinenin ve fabrika sisteminin egemenliği altına girdiler.
Ama böylece, bunlar, aynı zamanda, tamamıyla büyük kapitalistlerin
ellerine geçtiler (sayfa 99) ve buralarda da işçiler bağımsızlığın son
kırıntılarını yitirdiler. Yavaş yavaş, gerçek manüfaktürlere ek olarak
zanaatlar da, aynı şekilde, giderek daha çok fabrika sisteminin egemenligi
altına girdiler, çünkü burada da, maliyetlerden birçok tasarrufların
yapilabildiği ve çok yüksek bir işbölümünün olabildiği büyük atelyelerin
kurulmasıyla, büyük kapitalistler, küçük zanaatçının yerini giderek daha
çok aldı. Böylece şimdi, uygar ülkelerde hemen bütün çalışma dallarının
fabnka sistemi altında yürütüldüğü, ve hemen bütün dallarda zanaatın ve
manüfaktürün büyük sanayi tarafından safdışı edildiği noktaya ulaşmış
bulunuyoruz.Bunun sonucu olarak, eski orta sınıflar, özellikle küçük
zanaat ustaları, giderek daha çok yıkıldılar, işçilerin eski konumları
tamamıyla değişti, ve bütün öteki sınıfları yavaş yavaş yutan iki yeni
sınıf çıktı ortaya:
I. Bütün uygar ülkelerde bütün geçim araçlarına ve bu geçim araçlarının
üretimi için gerekli hammaddelere ve aletlere (makineler, fabrikalar, vb.)
daha şimdiden hemen tamamıyla sahip büyük kapitalistler sınıfı. Bu sınıf,
burjuvalar sınıfı, ya da burjuvazidir.
II. Tamamıyla mülksüz olan ve bu yüzden, emeklerini, karşılığında zorunlu
geçim araçları edinmek için burjuvalara satmak zorunda kalanlar sınıfı. Bu
sınıfa proleterler sınıfı, ya da proletarya denir.
Soru 5:
Proleterlerin burjuvalara bu emek satışı hangi koşullar altında yer alır?
Yanıt:
Emek herhangi bir başka meta gibi bir metadır, ve fiyatı da
herhangi bir başka metaın fiyatını belirleyen aynı yasalar tarafından
belirlenir. Büyük sanayiin ya da serbest rekabetin ki göreceğimiz gibi,
ikisi de aynı kapıya çıkar egemenliği altındaki bir metaın fiyatı,
ortalama olarak, her zaman, o metaın üretim maliyetine eşittir. Emeğin
fiyatı da, demek ki, aynı şekilde emeğin üretim maliyetine eşittir. Emeğin
üretim maliyeti, tamamen, işçinin, kendisini çalışabilir bir durumda
tutmak ve işçi sınıfının yok olmasını önlemek için gereksindiği geçim
araçları miktarından ibarettir. Demek ki işçi, emeği karşılığında, bu amaç
için gerekli olandan daha fazlasını almayacaktır; emeğin fiyatı ya da
ücret, geçim için gerekli en düşük, asgari (sayfa 100) [miktar -ç.]
olacaktır. İşler bazan kötü, bazan da iyi olduğuna göre, işçi de bir
durumda daha fazla, öteki durumda daha az alacaktır, tıpkı fabrika
sahibinin kendi metaı karşılığında bir durumda daha fazla, öteki durumda
daha az alması gibi. Ama fabrika sahibi nasıl ki işlerin iyi olduğu zaman
ile kötü olduğu zaman arasında ortalama olarak kendi metaı için, bu metaın
üretim maliyetinden ne daha fazla, ne de daha az alıyorsa, işçi de
ortalama olarak bu asgariden ne fazla, ne de az alacaktır. Bütün çalışma
dalları ne denli büyük sanayiin eline geçerse, ücretlere ilişkin bu
iktisadi yasa da o denli daha sıkı uygulanır.
Soru 6:
Sanayi devriminden önce hangi çalışan sınıflar vardı?
Yanıt:
Çalışan sınıflar, toplumun gelişmesinin farklı aşamalarına bağlı olarak,
farklı koşullar içinde yaşarlar ve mülk sahibi ve egemen sınıflar
karşısında farklı konumlara sahip bulunurlardı. Antikçağda, çalışan halk,
tıpkı birçok geri ülkede ve hatta Birleşik Devletler'in güney kesiminde
hâlâ olduğu gibi, sahiplerinin köleleri idiler. Ortaçağda, tıpkı
Macaristan'da, Polonya'da ve Rusya'da hâlâ olduğu gibi, toprak sahibi
soyluların serfleri idiler. Ortaçağda ve sanayi devrimine dek, kentlerde,
bir de küçük-burjuva zanaatçıların hizmetinde çalışan kalfalar vardı, ve
manüfaktürün gelişmesiyle birlikte, yavaş yavaş, daha o sıralar, büyükçe
kapitalistler tarafından çalıştırılan manüfaktür işçileri ortaya çıktı.
Soru 7:
Proleter köleden hangi bakımdan farklıdır?
Yanıt:
Köle ancak bir kez satılır, proleter ise kendisini günbegün, saatbesaat
satmak zorundadır. Tek bir efendinin mülkü olan bireysel köle, efendisinin
çıkarı bunu gerektirdiğinden, ne denli sefil olursa olsun, güvence altına
alınmış bir geçime sahiptir; emeği ancak birisi buna gereksinme duyduğu
zaman kendisinden satın alınan ve, deyim yerindeyse, tüm burjuvalar
sınıfının mülkü olan bireysel proleter ise, güvence altına alınmış bir
geçime sahip değildir. Bu geçim ancak tüm proleter sınıf için güvence
altına alınmıştır. Köle rekabetin dışındadır, proleter ise onun içindedir
ve bunun bütün dalgalanmalarından etkilenir. Köle, uygar toplumun bir
üyesi olarak değil, bir şey olarak hesap edilir; (sayfa 101) proleter ise
bir kişi olarak, uygar toplumun bir üyesi olarak kabul edilir. Şu halde,
köle proleterden daha iyi bir geçime sahip olabilir, ama proleter,
toplumun gelişmesinin daha yüksek bir aşamasına mensuptur ve kendisi de
köleden daha yüksek bir aşamada bulunur. Köle, kendisini, bütün özel
mülkiyet ilişkileri arasından yalnızca kölelik ilişkisini kaldırmakla
özgür kılar ve böylelikle ancak o zaman bizzat bir proleter haline gelir;
proleter ise kendisini, ancak genel olarak özel mülkiyeti kaldırmakla
özgür kılabilir.
Soru 8:
Proleter serften hangi bakımdan farklıdır?
Yanıt:
Serf, ürünün bir bölümünü teslim etme ya da iş yapma karşılığında, bir
üretim aletine, bir toprak parçasına ve bunun kullanımına sahiptir.
Proleter ise, ürünün bir bölümünü alma karşılığında, bir başka kişiye ait
üretim aletleri ile, bu başka kişinin hesabına çalışır. Serf verir,
proletere ise verilir. Serfin güvence altına alınmış bir geçimi vardır,
proleterin yoktur. Serf rekabetin dışındadır, proleter ise içinde. Serf,
kendisini, ya kente kaçarak ve orada bir zanaatçı haline gelerek, ya da
toprakbeyine emek ve ürün vermek yerine para vererek ve özgür bir kiracı
haline gelerek, ya da kendi feodal beyini kovup kendisi mülk sahibi haline
gelerek, kısacası, şu ya da bu biçimde mülk sahibi sınıfa ve rekabete
dahil olarak özgür kılar. Proleter ise kendisini, rekabeti, özel mülkiyeti
ve her türlü sınıf ayrımını kaldırarak özgür kılar.
Soru 9:
Proleter zanaatçıdan hangi bakımdan farklıdır?[1*]
Soru 10:
Proleter manüfaktür işçisinden hangı bakımdan (sayfa 102) farklıdır?
Yanıt:
16-18. yüzyıl manüfaktür işçisi, hemen her yerde, hâlâ bir üretim aletine,
tezgaha, aile çıkrığına, ve boş zamanlarında işledigi küçük bir miktar
toprağa sahipti. Proleter bunlardan hiç birisine sahip değildir.
Manlüfaktür işçisi, hemen her zaman, kırsal kesimde ve kendi toprakbeyi ve
işvereni ile azçok ataerkil ilişkiler içerisinde yaşar; proleter ise,
çoğunlukla büyük kentlerde yaşar ve işvereni ile yalnızca para ilişkisi
içerisindedir. Manüfaktür işçisi, büyük sanayi tarafından ataerkil
ilişkilerinden kopartılır, hâlâ sahip olduğu mülkünü yitirir ve böylelikle
ancak o zaman bizzat bir proleter haline gelir.
Soru 11:
Sanayi devriminin, ve toplumun burjuvalar ve proleterler olarak
bölünmesinin ilk sonuçları neler oldu?
Yanıt:
Birincisi, makine emeğinin sonucu sınai ürünlerin
fiyatlarının sürekli ucuzlaması yüzünden, el emeğine dayalı eski
manüfaktür ya da sanayi sistemi, dünyanın bütün ülkelerinde tamamıyla
yıkıldı. Şimdiye dek tarihsel gelişimin azçok dışında kalmış bulunan ve
sanayileri şimdiye dek manüfaktüre dayanmış olan bütün yarı-barbar
ülkeler, böylece, yalıtılmış durumlarından zorla kopartıldılar.
İngilizlerin daha ucuz olan metalarını satın aldılar ve kendi manüfaktür
işçilerini yok olmaya terkettiler. Böylece, binlerce yıldır hiç bir
ilerleme göstermemiş olan ülkeler, örneğin Hindistan, gittikçe
devrimcileştiler, ve artık Çin bile bir devrime doğru ilerliyor.
İngiltere'de bugün icat olunan yeni bir makinenin, bir yıl içerisinde,
Çin'de milyonlarca işçiyi işsiz bıraktığı bir noktaya gelmiş bulunuyoruz.
Büyük sanayi, böylece, dünyanın bütün halklarını birbirleriyle ilişki
içerisine sokmuş, bütün küçük yerel pazarları dünya pazarına katmış, her
yerde uygarlık ve ilerleme için zemin hazırlamış ve uygar ülkelerde olan
her şeyin bütün öteki ülkelerde de yankılar uyandırmasına neden olmuştur.
Böylece, eğer İngiltere ya da Fransa'da işçiler şu anda kendilerini
kurtaracak olsalar, bu, bütün öteki ülkelerde de, bu ülkelerin işçilerine
er veya geç kurtuluş getirecek devrimlere yolaçacaktır.
İkincisi, büyük sanayiin manüfaktürün yerini aldığı her yerde, sanayi
devrimi, burjuvaziyi, servetini ve gücünü en yüksek düzeye ulaştırmış ve
onu ülkenin en önde gelen (sayfa 103) sınıfı yapmıştır. Sonuç, bunun
olduğu her yerde, burjuvazinin, siyasal gücü ele geçirmesi ve o güne
kadarki egemen sınıfları aristokrasiyi, lonca ustalarını (guild-burghers)
ve bunların her ikisini de temsil eden mutlak monaşiyi tasfiye etmesi
olmuştur. Burjuvazi, aristokrasinin, soyluluğun gücünü, meşrutalan ya da
toprak mülkiyetinin satışı üzerindeki yasağı, ve soyluluğun bütün
ayrıcalıklarını kaldırmakla yok etti. Lonca ustalarının (guild-burghers)
gücünü ise, bütün lonca ve zanaat ayrıcalıklarını kaldırmakla kırdı. Her
ikisinin de yerine serbest rekabeti, yani herkesin istediği her sanayi
dalıyla uğraşma hakkına sahip olduğu ve gerekli sermaye yokluğu dışında
onu bu uğraşını sürdürmekten hiç bir şeyin alıkoyamadığı bir toplum
düzenini koydu. Serbest rekabetin getirilmesi, bu nedenle, toplum
üyelerinin bundan böyle ancak sermayelerinin eşit olmaması ölçüsünde eşit
olmadıklarının, sermayenin belirleyici güç haline geldiğinin ve,
dolayısıyla, kapitalistlerin, burjuvaların, toplumun en önde gelen sınıfı
olduklarının resmen ilanı demektir. Ama büyük sanayiin başlaması için
serbest rekabet zorunludur, çünkü büyük sanayiin üzerinde büyüyebileceği
tek toplum düzeni budur. Soyluluğun ve lonca ustalarının (guild-burghers)
toplumsal güçlerini böylece yok etmiş olan burjuvazi, onların siyasal
güçlerini de yok etti. Toplumun en önde gelen sınıfı olarak burjuvazi,
siyasal alanda da kendisini en önde gelen sınıf ilan etti. Bunu, yasa
karşısında burjuva eşitliğine ve serbest rekabetin yasal olarak
tanınmasına dayanan, ve Avrupa ülkelerine anayasal monarşi biçiminde
girmiş olan temsil sistemini kurmakla yaptı. Bu anayasal monarşiler
altında yalnızca belli bir miktarda sermaye sahibi olanlar, yani
burjuvalar seçmendirler; bu burjuva seçmenler milletvekillerini seçerler,
ve bu burjuva milletvekilleri de, vergileri reddetme hakkı aracılıkıyla
bir burjuva hükümet seçerler.
Üçüncüsü, sanayi devrimi burjuvaziyi ne ölçüde yaratmışsa, aynı ölçüde
proletaryayı da yaratmıştır. Burjuvaların zenginleşmeleri oranında
proleterler de sayıca artmışlardır. Çünkü proleterler ancak sermaye
tarafından istihdam edilebildiklerinden ve sermaye de ancak emek istihdam
etmekle arttığından, proletaryanın büyümesi, sermayenin büyümesiyle (sayfa
104) atbaşı gider. Aynı zamanda bu, burjuvaları da, proleterleri de,
sanayiin en kârlı bir biçimde işletilebildiği büyük kentlerde
yoğunlaştırır, ve büyük yığınları bu bir tek yere yığmakla proleterleri
kendi güçlerinin bilincine vardırır. Ayrıca, bu ne denli gelişirse, el
emeğini yerinden eden o denli çok makine icat olunur, büyük sanayi, daha
önce de söyledigimiz gibi, ücretleri o denli asgariye indirir, ve
böylelikle proletaryanın durumunu giderek daha da çekilmez hale getirir.
Böylece, bir yanda proletaryanın büyüyen hoşnutsuzluğu, öte yanda büyüyen
gücü ile, sanayi devrimi, proletaryanın yapacağı bir toplumsal devrim
hazırlar.
Soru 12:
Sanayi devriminin öteki sonuçları neler oldu?
Yanıt:
Buhar makinesi ve öteki makineler ile, büyük sanayi, sınai üretimi kısa
bir zamanda ve küçük bir masrafla sınırsız bir ölçüde artırmanın
araçlarını yaratmış oldu. Bu üretim kolaylığı ile, büyük sanayiin zorunlu
sonucu olan serbest rekabet, çok geçmeden son derece yoğun bir nitelik
kazandı; çok sayıda kapitalist, sanayie atıldı, ve çok geçmeden
kullanılabilecek olandan daha fazlasi üretilmeye başlandi. Sonuç, imal
edilen malların satılamaması ve ticaret bunalımı denen şeyin ortaya
çıkması oldu. Fabrikalar durmak zorunda kaldı, fabrika sahipleri iflas
etti, ve işçiler ekmek kapılarını yitirdiler. Her yerde büyük bir sefalet
vardı. Bir süre sonra fazla ürünler satıldı, fabrikalar gene çalışmaya
başladı, ücretler yükseldi ve işler her zamankinden daha bir canlılık
kazandı. Ama çok geçmeden gene çok fazla metalar üretildi, bir başka
bunalım ortaya çıktı ve bir öncekiyle aynı yolu izledi. Böylece, bu
yüzyılın başından beri sanayiin durumu, bolluk dönemleri ile bunalım
dönemleri arasında dalgalandı durdu, ve hemen hemen her beş ya da yedi
yılda bir, düzenli olarak, benzer bir bunalım meydana geldi,[47] ve her
keresinde işçilerde en büyük sefalete, genel devrimci coşkuya ve tüm
mevcut sistem içinde en büyük tehlikeye yolaçtı.
Soru 13:
Düzenli olarak yinelenen bu ticaret bunalımlarından ne gibi sonuçlar
çıkartılabilir?
Yanıt:
Birincisi, serbest rekabeti gelişmesinin başlangıç, aşamalarında büyük
sanayiin kendisi varatmışsa da, şimdi artık, her şeye karşın, serbest
rekabete sığmıyor; (sayfa 105) rekabet, ve genel olarak sınai üretimin
bireyler tarafından sürdürülmesi, büyük sanayi için kırması gereken ve
kıracağı bir ayakbağı haline gelmiştir; büyük sanayi, mevcut temeller
üzerinde yürütüldüğü sürece, her keresinde tüm uygarlığı tehdit eden,
yalnızca proleterleri sefalete sürüklemekle kalmayıp çok sayıda
burjuvaları da yıkan ve her yedi yılda bir tekrarlanan genel bir
kargaşalık sayesinde ayakta kalabilir; dolayısıyla ya büyük sanayiin
kendisi terkedilmelidir, ki bu kesinlikle olanaksızdır, ya da bu durum,
sınai üretimin artık birbirleriyle rekabet eden tek tek fabrika sahipleri
tarafından yönetilmeyip, belli bir plan uyarınca ve herkesin
gereksinmeleri uyarınca toplumun tümü tarafından yönetildiği, tamamıyla
yeni bir toplum örgütlenmesini mutlaka zorunlu kılar.
İkincisi, büyük sanayi ve onun olanaklı kıldığı üretimin sınırsız
genişlemesi, toplumun her üyesinin bütün yeti ve yeteneklerini tam bir
özgürlük içerisinde geliştirip kullanabilmesine yetecek miktarda zorunlu
yaşam nesnelerinin üretildiği bir toplumsal düzen yaratabilir. Böylece,
büyük sanayiin mevcut toplum içerisinde bütün sefaleti ve bütün ticaret
bunalımlarını yaratan bu niteliğidir ki, farklı bir toplumsal örgütlenme
içerisinde bu aynı sefaleti ve bu feci dalgalanmaları yok edecektir.
Şu halde, en açık bir biçimde tanıtlanıyor ki:
1. Bundan böyle, bütün bu hastalıklar, yalnızca, varolan koşullara artık
tekabül etmeyen bu toplumsal düzene mal edilecektir;
2. Bu hastalıkları yeni bir toplumsal düzen sayesinde tamamıyla ortadan
kaldırmanın çareleri mevcuttur.
Soru 14:
Bu nasıl bir yeni toplumsal düzen olmalıdır?
Yanıt:
Her şeyden önce, sanayiin işletilmesini ve genel olarak üretimin bütün
dallarını, birbirleriyle rekabet eden ayrı ayrı bireylerin ellerinden
almak ve bunun yerine, bütün bu üretim dallarının bir tüm olarak toplum
tarafından, yani toplumsal bir plan uyarınca ve toplumun bütün üyelerinin
katılmalarıyla, toplum yararına işletilmesini sağlamak zorunda olacaktır.
Demek ki, rekabeti kaldıracak ve onun yerine birlikteliği koyacaktır.
Sanayiin bireyler tarafından işletilmesi zorunlu olarak özel mülkiyet
sonucunu verdiğine (sayfa 106) göre, ve rekabet sanayiin tek tek özel
sahipler tarafından işletilme biçiminden başka bir şey olmadığına göre,
özel mülkiyet, sanayiin bireysel olarak işletilmesinden ve rekabetten
ayrılamaz, şu halde, özel mülkiyet de kaldırılmak zorunda olacaktır, ve
onun yerine bütün üretim araçlarının ortaklaşa kullanımı ve bütün
ürünlerin ortak rıza ile dağıtımı, ya da mülkiyetin ortaklaşalığı denilen
şey olacaktır. Özel mülkiyetin kaldırılması, gerçekten de, sanayiin
gelişmesini zorunlu olarak izleyen bu tüm toplumsal sistem dönüşümünün en
özlü ve en
karakteristik özetidir, ve dolayısıyla, bu, haklı olarak,
komünistlerin temel istemleri oluyor.
Soru 15:
Şu halde, özel mülkiyetin daha önce kaldırılması olanaklı değildi?
Yanıt:
Hayır. Toplum düzenindeki her değişiklik, mülkiyet biçimlerindeki her
devrim, eski mülkiyet ilişkileriyle artık bağdaşmayan yeni üretici
güçlerin yaratılmasının zorunlu sonucu olmuştur. Özel mülkiyetin kendisi
de bu şekilde doğmuştur. Çünkü özel mülkiyet her zaman varolmamıştır, ama
ortaçağın sonlarına doğru, manüfaktür biçimi olarak, ortaya, o sıradaki
mevcut feodal ve lonca mülkiyetine tâbi kılınamayan yeni bir üretim biçimi
çıktı, eski mülkiyet ilişkilerine sığmayan manüfaktür, yeni bir mülkiyet
özel mülkiyet biçimi yarattı. Manüfaktür için ve büyük sanayiin
gelişiminin birinci aşaması için, özel mülkiyetten başka hiç bir mülkiyet
biçimi ve özel mülkiyet üzerine, kurulmuş olandan başka hiç bir toplum
düzeni olanaklı değildi. Yalnızca herkese yetecek kadarla kalmayıp,
toplumsal sermayenin artması ve üretici güçlerin daha da gelişmesi için
bir fazlalık da üretmek olanaklı olmadığı sürece, toplumun üretici
güçlerini kullanan bir egemen sınıf ve bir de yoksul ezilen sınıf her
zaman olacaktır. Bu sınıfların nasıl oluştuklan üretimin gelişme aşamasına
bağlı olacaktır. Tarıma bağlı olen ortaçağda, bey ile serfi buluyoruz:
ortaçağın sonlarına doğru, kentlerde, lonca ustasını ve kalfayı ve
gündelikçi emekçiyi görüyoruz; 17. yüzyıl, manüfaktürcüye ve manüfaktür
işçisine sahiptir; 19. yüzyıl ise büyük fabrika sahibine ve proletere.
Açıktır ki, üretici güçler, şimdiye dek, henüz herkes için yeterli
miktarda üretebilecek ya da özel mülkiyeti bu üretici güçler için bir
ayakbağı, bir engel haline getirecek (sayfa 107) kadar gelişmemişlerdi.
Ama birincisi, büyük sanayiin gelişmesinin şimdiye dek duyulmamış ölçekte
sermaye ve üretici güç yaratmış olduğu ve bu üretici güçleri kısa bir
sürede sınırsız ölçüde artırması çarelerinin varolduğu; ikincisi, bu
üretici güçlerin birkaç burjuvanın ellerinde yoğunlaşmış olmasına karşın,
geniş halk yığınlarının giderek daha çok proleterler haline geldiği ve
bunların durumlarının burjuvaların zenginliklerinin artması ölçüsünde daha
da perişanlaştığı ve çekilmez bir hal aldığı; üçüncüsü, kolayca
artırılabilecek bu kuvvetli üretici güçlerin, özel mülkiyetin ve
burjuvaların boyutlarını toplumsal düzende her an en şiddetli patlamalara
yolaçacak kadar aşmış olduğu bugün ise, özel mülkiyetin kaldırılması
yalnızca olanaklı hale gelmemiş, hatta mutlak bir zorunluluk olmuştur.
Soru 16:
Özel mülkiyetin kaldırılmasını barışçıl yöntemlerle gerçekleştirmek
olanaklı olacak mıdır?
Yanıt:
Bunun olabilmesi istenilen bir şeydir, ve buna karşı direnecek en son
kişiler elbette komünistler olurdu. Komünistler, komplonun hiç bir
türlüsünün, hiç bir yarar sağlamadığı gibi, hatta zararlı olduğunu çok iyi
biliyorlar. Devrimlerin kasten ve keyfi olarak yapılmadıklarını, bunların
her yerde ve her zaman belirli partilerin ve koskoca sınıfların irade ve
önderliklerinden tamamıyla bağımsız koşulların zorunlu sonuçları
olduklarını çok iyi biliyorlar. Ama, proletaryanın gelişmesinin, hemen her
uygar ülkede, zorla bastırıldığını ve komünistlerin muhaliflerinin,
böylece, bütün güçleriyle, bir devrime doğru gittiklerini de görüyorlar.
Ezilen proletarya, sonuçta bir devrime zorlanacak olursa, biz komünistler,
nasıl şimdi sözle yapıyorsak, o zaman fiilen de proleterlerin davasını
savunacağız.
Soru 17:
Özel mülkiyeti bir çırpıda kaldırmak olanaklı olacak mıdır?
Yanıt:
Hayır, mülkiyetin ortaklaşalığını kurmak için mevcut üretici güçleri, bir
çırpıda gereken ölçüde artırmak ne kadar olanaksızsa, böyle bir şey de o
kadar olanaksızdır. Şu halde, nasıl olsa yaklaşan proleter devrim, mevcut
toplumu ancak yavaş yavaş değiştirecek ve özel mülkiyeti ancak gerekli
miktarda üretim aracı yaratıldığı zaman kaldırabilecektir. (sayfa 108)
Soru 18:
Bu devrim nasıl bir yol izleyecektir?
Yanıt:
Her şeyden önce, bir demokratik yapıyı, ve böylelikle de,
dolaysız ya da dolaylı biçimde, proletaryanın siyasal egemenliğini
yürürlüğe koyacaktır. Proletaryanın şimdiden halkın çoğunluğunu
oluşturduğu İngiltere'de dolaysız olarak. Halkın çoğunluğunun yalnızca
proleterlerden değil, henüz yeni yeni proleterleşen ve siyasal çıkarları
bakımından proletaryaya gittikçe daha çok bağımlı hale gelen ve bu yüzden
de çok geçmeden proletaryanın istemlerine uymak zorunda kalacak olan küçük
köylülerden ve kent küçük-burjuvazisinden oluştuğu Fransa ve Almanya'da
ise, dolaylı olarak. Bu belki de ikinci bir savaşı gerektirecektir, ama
ancak proletaryanın zaferiyle sonuçlanabilecek bir savaşı.
Özel mülkiyete doğrudan saldıran daha ileri önlemleri gerçekleştirmenin ve
proletaryaya geçim araçları sağlamanın bir aracı olarak ivedilikle
kullanılmayacak olduktan sonra, demokrasinin proletaryaya hiç bir yararı
olmaz.
Mevcut koşulların şimdiden zorunlu hale getirdiği bu önlemler
arasında başlıcaları şunlardır:
1. Müterakki vergilendirme, yüksek veraset vergileri, ikinci dereceden
akrabaların (erkek kardeşler, yeğenler, vb.) veraset haklarının
kaldırılması, zorunlu ikrazlar, vb. yoluyla özel mülkiyetin
sınırlandırılması.
2. Toprak maliklerinin, fabrika sahiplerinin, demiryolu ve gemicilik
ayrıcalıklarını ellerinde bulunduranların, kısmen devlet sanayiinin
rekabetiyle, kısmen doğrudan ferat tazminatlarıyla yavaş yavaş
mülksüzleştirilmeleri.
3. Bütün mültecilerin ve halkın çoğunluğuna karşı başkaldıran isyancıların
mülklerinin zoralımı.
4. Proleterlerin çalışmasının ya da istihdamının, ulusal mülklerde, ulusal
fabrika ve atelyelerde örgütlendirilmesi, böylelikle işçilerin kendi
aralarındaki rekabete son verilmesi ve, hâlâ varoldukları sürece, fabrika
sahiplerinin devletin ödediği kadar yüksek ücret ödemeye zorlanmaları.
5. Özel mülkiyet tamamıyla kaldırılıncaya kadar, toplumun tüm üyeleri için
eşit çalışma yükümlülüğü. Sanayi ordularının kurulması, özellikle tarım
için.
6. Sermayesi devletin olan bir ulusal banka aracılığı ile kredi ve
bankacılık sisteminin devlet elinde merkezileştirilmesi (sayfa 109) ve
bütün özel bankaların ve bankerlerin faaliyetlerine son verilmesi.
7. Ulusun elindeki sermayenin ve işçilerin artması oranında, ulusal
fabrikaların, atelyelerin, demiryollarının ve gemilerin artırılması, bütün
boş toprakların ekime açılması ve halen ekilen toprakların
iyileştirilmesi.
8. İlk ana bakımına gereksinme duymayacak kadar büyür büyümez, bütün
çocukların ulusal kurumlarda ve ulus hesabına eğitilmeleri. Üretimle
birleştirilmiş eğitim.
9. Ulusal mülkler üzerinde, sanayi ile olduğu kadar tarımla da uğraşan
yurttaş toplulukları için ortak barınak olarak kullanılmak üzere, büyük
sarayların inşaası, ve her ikisinin de tekyanlılıkları ve sakıncaları
olmaksızın hem kentsel ve hem de kırsal yaşamın üstünlüklerinin
birleştirilmesi.
10. Sağlığa aykırı ve kötü inşa edilmiş bütün konutların ve mahallelerin
yıkılması.
11. Gayrimeşru ve meşru çocukların miras hakkından eşit olarak
yararlandırılmaları.
12. Bütün ulaşım araçlarının ulusun elinde yoğunlaşması.
Bütün bu önlemler, elbette ki, bir anda uygulanamazlar. Ama bunlardan
herbiri, her zaman, bir ötekini gerektirecektir. Özel mülkiyete karşı ilk
köklü saldırıda bir kez bulunuldu mu, proletarya, durumdan daha ileriye
gitmek, bütün sermayeyi, bütün tarımı, bütün sanayii, bütün ulaşımı, ve
bütün değişimi gittikçe daha çok devletin elinde yoğunlaştırmak zorunda
kaldığını görecektir. Bu önlemlerin hepsi de, bu gibi sonuçlara yolaçarlar;
ve ülkenin üretici güçlerinin proletaryanın emeği ile çoğaltılması
oranında bunlar, gerçekleşebilir hale gelecekler ve merkezileştirici
etkilerini geliştireceklerdir. Nihayet, bütün sermaye, bütün üretim ve
bütün değişim ulusun ellerinde yoğunlaştığında, özel mülkiyet
kendiliğinden ortadan kalkacak, para gereksiz olacak, ve üretim o denli
artmış ve insanlar o denli değişmiş olacaklardır ki, eski toplumsal
ilişkilerin son biçimleri de yok olabilecektir.
Soru 19:
Bu devrimin yalnızca tek ülkede yer alması olanaklı olacak mıdır? (sayfa
110)
Yanıt:
Hayır. Dünya pazarını yaratmış olan büyük sanayi, yeryüzündeki bütün
halkları, ve özellikle de uygar halkları öylesine birbirlerine bağlamıştır
ki, her halkın başına gelecekler, bir ötekine bağlıdır. Ayrıca, büyük
sanayi bütün uygar ülkelerde toplumsal gelişmeyi öylesine eşitlemiştir ki,
bütün bu ülkelerde burjuvazi ve proletarya, toplumun iki belirleyici
sınıfı, ve bunlar arasındaki savaşım da, günün temel savaşımı olmuştur.
Komünist devrim, bu yüzden, hiç de salt ulusal bir devrim olmayacaktır;
bu, bütün uygar ülkelerde, yani en azından İngiltere, Amerika, Fransa ve
Almanya'da, aynı zamanda yer alan bir devrim olacaktir.[17] Bu ülkelerin
herbirinde devrim, o ülkenin daha gelişkin bir sanayie, daha çok
zenginliğe, ve daha hatırı sayılır bir üretici güçler kitlesine sahip olup
olmayışına bağlı olarak, daha çabuk ya da daha yavaş gelişecektir.
Dolayısıyla, bunu gerçekleştirmek, en yavaş ve en güç Almanya'da, en çabuk
ve en kolay da İngiltere'de olacaktır. Bunun dünyanın öteki ülkeleri
üzerinde de önemli etkileri olacak ve bunların daha önceki gelişme
biçimlerini tamamıyla değiştirecek ve büyük çapta hızlandıracaktır. Bu,
dünya çapında bir devrimdir, ve dolayısıyla kapsamı da dünya çapında
olacaktır.
Soru 20:
Özel mülkiyetin nihai olarak kaldırılmasının sonuçları neler olacaktır?
Yanıt:
Her şeyden önce, toplumun, hem bütün üretici güçlerin ve haberleşme
araçlarının kullanımını ve hem de ürünlerin değişim ve dağıtımını özel
kapitalistlerin ellerinden alarak, bunları elde bulunan olanaklara ve tüm
toplumun gereksinmelerine uygun düşen bir plan uyarınca yönetmesiyle,
büyük sanayiin şu andaki işletilişinin bütün kötü sonuçları ortadan
kaldırılmış olacaktır. Bunalımlar son bulacaktır; mevcut toplum sistemi
altında aşırı üretim demek olan ve sefaletin bunca büyük bir nedeni olan
genişletilmiş üretim, o zaman yeterli bile olmayacak ve çok daha
genişletilmek zorunda kalacaktır. Toplumun ivedi gereksinmelerinin
ötesindeki aşırı üretim, sefalet yaratmak yerine, herkesin
gereksinmelerinin karşılanması demek olacak, yeni gereksinmeler ve aynı
zamanda da bunları karşılayacak araçlar yaratacaktır. Bu, yeni
ilerlemelerin koşulu ve nedeni (sayfa 111) olacak, ve bu ilerlemeleri,
böylelikle, toplum düzeninde şimdiye dek hep olduğu gibi kargaşalığa
yolaçmaksızın başaracaktır.
Manüfaktür sistemi zamanımızın büyük sanayii
ile kıyaslandığında ne denli zavallı kalıyorsa, büyük sanayi de, özel
mülkiyetin baskısından bir kez kurtuldu mu, bugünkü gelişme düzeyini o
denli zavallı bırakacak bir ölçekte gelişecektir. Sanayiin bu gelişmesi,
topluma, herkesin gereksinmelerini karşılamaya yeterli miktarda ürün
sağlayacaktır. Aynı şekilde özel mülkiyetin baskısıyla ve topraktaki
parçalanmayla kösteklenen tarımda, mevcut iyileştirmelerin uygulamaya
konmasından ve bilimsel ilerlemelerden yepyeni bir hız kazanacak ve
toplumun emrine bol miktarda ürün sunacaktır. Toplum böylece dağıtımını
bütün üyelerinin gereksinmelerini karşılayacak şekilde düzenleyebilmesine
yeterli miktarda ürün üretecektir. Toplumun çeşitli karşıt sınıflara
bölünmesi, böylelikle, gereksiz hale gelecektir. Yalnızca gereksiz olmakla
kalmayacak, bu, yeni toplum düzeni ile bağdaşmayacaktır da. Sınıflar
işbölümü yüzünden varoldular, bu işbölümünün bugüne kadarki varlık biçimi
tamamıyla yok olacaktır.
Çünkü sınai ve tarımsal üretimi tanımlanan düzeye
getirmek için, mekanik ve kimyasal araçlar tek başlarına yeterli değildir;
bu araçları harekete geçiren insanların yetenekleri de buna tekabül eden
bir ölçüde geliştirilmelidir. Nasıl ki geçen yüzyılda köylüler ve manüfaktür işçileri tüm yaşam biçimlerini değiştirmişler ve büyük sanayie
sürüklendiklerinde bizzat çok farklı insanlar haline gelmişlerse, üretimin
toplumun tamamı tarafından ortak yönetimi ve bunun sonucu üretimin
göstereceği yeni gelişme de çok farklı insanları gerektirecek ve aynı
zamanda bunları yaratacaktır. Üretimin ortak yönetimi, herbiri tek bir
üretim dalına bağlanmış, ona zincirlenmiş, onun tarafından sömürülen,
herbiri bütün öteki yetenekleri pahasına yeteneklerinden yalnızca bir
tekini geliştirmiş ve toplam üretimin yalnızca bir tek dalını, ya da o
dalın dallarından birini bilen bugünün insanları tarafından
gerçekleştirilemez. Bugünün sanayii bile, bu gibi insanlardan gittikçe
daha az yararlanıyor. Toplumun tümü tarafından ortaklaşa ve planlı olarak
yürütülen sanayi, ayrıca, her yönden gelişmiş, üretim sisteminin tamamını
kavrama yeteneğine sahip insanlar (sayfa 112) öngörür. Böylece birini
köylü, ötekini ayakkabıcı, bir üçüncüsünü fabrika işçisi, bir dördüncüsünü
borsa tellalı yapan ki makineler bu kimselerin ayaklarını daha şimdiden
kaydırmıştır işbölümü tamamıyla yok olacaktır. Eğitim, genç insanlara
üretim sisteminin tamamını baştanbaşa çarçabuk görme olanağını verecek,
toplumun gereksinmelerine ya da kendi eğilimlerine göre onların sanayiin
bir dalından ötekine geçebilmelerini sağlayacaktır. Dolayısıyla, mevcut
işbölümünün bunlardan herbirine zorla kabul ettirdiği bu tek-yanlılıktan
onları kurtaracaktır. Toplumun komünistçe örgütlenmesi, böylece,
üyelerine, her yönde gelişmiş bulunan yeteneklerini, her yönde kullanma
şansını verecektir. Bununla, çeşitli sınıflar zorunlu olarak yok
olacaklardir. Şu halde, toplumun komünistçe örgütlenmesi, bir yandan
sınıfların varlığı ile bağdaşmaz, öte yandan bu toplumun kurulması da, bu
sınıf farklılıklarını yoketmenin araçlarını sağlar.
Bundan, kent ile köy arasındaki karşıtlığın da, aynı şekilde, yok olacağı
sonucu da çıkar. Tarımın ve sanayiin iki farklı sınıf yerine, aynı
insanlar tarafından yürütülmesi, zaten, salt maddi nedenlerden ötürü,
komünist birlikteliğin temel bir koşuludur. Tarımsal nüfusun kırdaki
dağınıklığı ile sınai nüfusun büyük kentlere yığılmasının yanyana
bulunması, tarımın ve sanayiin ancak az gelişmişlik aşamasına tekabül eden
bir durumdur, kendisini daha şimdiden şiddetle hissettiren bütün daha
ileriki gelişmeler için bir engeldir.
Üretici güçlerin ortak ve planlı olarak işletilmesi amacıyla toplumun
bütün üyelerinin genel birlikteliği; üretimin herkesin gereksinmelerini
karşılayacak ölçüde genişletilmesi; kimilerinin gereksinmelerinin
başkalarının pahasına karşılanması durumunun son bulması; sınıfların ve
bunların karşıtlıklarının tamamıyla yok edilmesi; bugüne kadar mevcut olan
işbölümünün kaldırılmasıyla, sınai eğitimle, iş alanının
değiştirilmesiyle, herkesçe sağlanan zevklerden herkesin yararlanmasıyla,
kent ile kırın kaynaşmasıyla toplumun bütün üyelerinin yeteneklerinin her
bakımdan gelişmesi özel mülkiyetin kaldırılmasının temel sonuçları işte
bunlardır. (sayfa 113)
Soru 21:
Komünist toplum düzeninin aile üzerindeki etkisi ne olacaktır?
Yanıt:
Bu, cinsiyetler arasındaki ilişkiyi, yalnızca ilgili kişileri ilgilendiren
ve toplumun hiç bir müdahale isteminde bulunmayacağı salt özel bir ilişki
haline getirecektir. Bunu yapabilecek durumdadir, çünkü özel mülkiyeti
kaldırmakta ve çocukları komünal olarak eğitmekte, böylece bugüne kadar
mevcut evliliğin ikiz temelini özel mülkiyet sayesinde kadının kocaya ve
çocukların da ana-babaya olan bağımlılığını yoketmektedir. Ahlak dersi
veren darkafalıların kadınların komünist ortaklaşalığına karşı
kopardıkları yaygaranın yanıtı da buradadır. Kadınların ortaklaşalığı
tümüyle burjuva toplumuna ait bir ilişkidir ve bugün eksiksiz bir biçimde
fuhuş ile gerçekleşmektedir. Ama fuhşun kökleri özel mülkiyettedir ve
onunla birlikte o da kalkar. Şu halde, komünist örgütlenme, kadınlarda
ortaklaşalığı getirmek yerine, ona son verir.
Soru 22:
Komünist örgütlenmenin mevcut milliyetler karşısındaki tutumu ne
olacaktır?
Kalacak[2*]
Soru 23:
Mevcut dinler karşısındaki tutumu ne olacaktır?
Kalacak[3*]
Soru 24:
Komünistler sosyalistlerden hangi bakımdan farklıdırlar?
Yanıt:
Sosyalist denilenler üç gruba ayrılırlar.
Birinci grup, büyük sanayi, dünya ticareti ve bunların ikisinin var ettiği
burjuva toplumu tarafından yıkılmış, ya da hâlâ gün be gün yıkılmakta olan
feodal ve ataerkil toplum (sayfa 114) yanlılarından oluşur. Bugünkü
toplumunun hastalıklarından, bu grup, feodal ve ataerkil toplumun yeniden
kurulması gerektiği, çünkü onun bu hastalıklardan uzak olduğu sonucunu
çıkartıyor. Bu grubun bütün önerileri, doğrudan ya da dolambaçlı olarak,
bu hedefe yöneliktir.
Proletaryanın sefaleti karşısındaki bütün yakınlık
gösterilerine ve yakınmalara karşın, komünistler, bu gerici sosyalistler
grubuna şiddetle karşı koyacaklardır, çünkü
1. bu grup tamamen olanaksız bir şey için uğraşıyor;
2. bu grup, mutlakiyetçi ya da feodal hükümdarlardan, bürokratlardan,
askerlerden ve rahiplerden oluşan maiyetleriyle birlikte aristokrasinin,
lonca ustalarının ve manüfaktürcülerin egemenliğini; bugünkü toplumun
kusurlarından gerçekten de uzak olan, ama peşinden en azından bir o kadar
başka kötülük getiren ve ezilen sınıfların bir komünist örgütlerime
yoluyla kurtuluşları için umut dahi vermeyen bir toplumu kurmaya
çalışıyor;
3. proletarya ne zaman devrimci ve komünist olsa, bu grup, proleterlere
karşı burjuvaziyle derhal bağlaşıklık kurarak gerçek niyetlerini her zaman
açığa vuruyor.
İkinci grup, bugünkü toplumun ayrılmaz kötülüklerinin onları kendi
varlıkları konusunda telaşa düşürdüğü mevcut toplum yandaşlarından oluşur.
Bunlar, bu yüzden, mevcut toplumu korumaya, ama ona bağlı olan kötülükleri
kaldırmaya çabalarlar. Bu amacı gözönüne alarak, bunlardan bazıları salt
hayırsever önlemler; ötekiler ise, toplumu yeniden örgütleme bahanesi
altında, mevcut toplumun temellerini, ve dolayısıyla mevcut toplumun
kendisini koruyacak tantanalı reform sistemleri önerirler.
Komünistler bu
burjuva sosyalistlerine karşı da durmadan savaşmak durumunda olacaklardır,
çünkü bunlar komünistlerin düşmanları için çalışıyorlar ve komünistlerin
yıkmak amacında oldukları toplumu savunuyorlar.
Nihayet, üçüncü grup, Soru ... [4*]'da sıralanan önlemlerden bir kısmını
komünistlerle aynı şekilde, ama komünizme geçişin bir aracı olarak değil
de, mevcut toplumun sefaletini kaldırmaya ve kötülüklerini yoketmeye
yeterli önlemler (sayfa 115) olarak arzulayan demokratik sosyalistlerden
oluşur.
Bu demokratik sosyalistler, ya kendi sınıflarının kurtuluş
koşulları konusunda henüz yeterince aydınlanmamış proleterlerdir, ya da
demokrasi kazanılana ve bunu izleyen sosyalist önlemler gerçekleşene dek
proletarya ile birçok bakımlardan aynı çıkarlara sahip olan bir sınıfın,
küçük-burjuvazinin üyeleridirler. Eylem anlarında komünistler, bu nedenle,
bu demokratik sosyalistlerle bir anlaşmaya varmak ve, bu demokratik
sosyalistler egemen burjuvazinin hizmetine girmedikleri ve komünistlere
saldırmadıkları sürece, bunlarla genel olarak şimdilik olabildiğince ortak
bir politika izlemek durumundadırlar. Açıktır ki, bu ortak eylem, onlarla
olan ayrılıkların tartışılmasını dıştalamaz.
Soru 25:
Komünistlerin günümüzün öteki siyasal partileri karşısındaki tutumu nedir?
Yanıt:
Bu tutum ülkeden ülkeye değişir. Burjuvazinin egemen olduğu İngiltere,
Fransa ve Belçika'da, komünistler, çeşitli demokratik partilerle, halen
her yerde savundukları sosyalist önlemlerde demokratlar komünistlere ne
kadar yaklaşacak olurlarsa, yani bunlar proletaryanın çıkarlarını ne kadar
açık ve kesin bir biçimde savunacak ve proletaryaya ne kadar çok dayanacak
olurlarsa o kadar büyük olan ortak bir çıkara şimdilik hâlâ sahiptirler.
Örneğin İngiltere'de, hepsi de işçi olan çartistler[48] komünistlere,
demokratik küçük-burjuvaziden ya da radikal denenlerden çok daha
yakındırlar.
Demokratik bir anayasanın getirilmiş olduğu Amerika'da, komünistler, bu
anayasayı burjuvaziye karşı çevirecek ve onu proletaryanın çıkarları
doğrultusunda kullanacak olan parti ile, yani ulusal tarım reformcuları
ile dava ortaklığı yapmalıdırlar.
İsviçre'de, hâlâ çok karışık bir parti olmalarına karşın, radikaller, gene
de komünistlerin birlikte herhangi bir şey yapabilecekleri tek
kimselerdir, ve ayrıca, bu radikaller arasında Vaud ve Cenevre
kantonlarında bulunanlar en ileri olanlardır.
Nihayet, Almanya'da burjuvazi ile mutlak monarşi arasındaki kesin savaşım
uzak değildir. Ne var ki komünistler, kendileri ile burjuvazi arasındaki
kesin savaşımı burjuvazi (sayfa 116) egemen oluncaya dek hesaba
katamayacaklarına göre, kendisini bir an önce devirmek için burjuvazinin
bir an önce iktidara gelmesinde ona yardımcı olmak kömünistlerin
çıkarınadır. Dolayısıyla komünistler, her zaman, hükümetler karşısında
liberal burjuvazinin yanında yer almalı, ama burjuvazinin kuruntularını
paylaşmaya, ya da burjuvazinin zaferinin proletaryaya getireceği yararlar
konusunda bunların verdikleri sahte güvencelere inanmaya karşı her zaman
tetikte olmalıdırlar. Burjuvazinin zaferinin komünistlere sağlayacağı tek
yarar şunlar olacaktır: 1. komünistler için kendi ilkelerini savunmayı,
tartışmayı ve yaymayı ve böylece proletaryayı sıkıca örülmüş, militan ve
örgütlü bir sınıf halinde birleştirmeyi kolaylaştıran çeşitli ödünler, ve
2. mutlakiyetçi hükümetlerin düştüğü gün, sıranın, burjuvalar ile
proleterler arasındaki savaşa geleceğinin kesin oluşu. Komünistlerin parti
politikası, o günden sonra, burjuvazinin halen egemen olduğu ülkelerdeki
ile aynı olacaktır. (sayfa 117)
Ekim 1847 sonunda yazılmıştır.
Ayrı olarak, ilk kez,
1914'de yayınlanmıştır.