turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


KAPİTALİZM NEREYE?

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

12 ARALIK  2018

Bu soru kapitalizm tarih sahnesine çıktığı andan itibaren sorulmaya başlanmış, yaşanan adaletsizlikler, hak ve özgürlüklerden yoksunluk, geniş halk yığınlarına yaşayabileceği kadar ücret, aş iş hep sorun olarak insanlığın önüne gelip yığılmıştır. Sermaye sınıfı hem paranın gücüne hem yönetme bilgi ve becerisine hem de devlet aygıtını elinde bulundurma avantajına dayanarak yaşadığı krizleri bir şekilde aşarak kapitalizmin sonsuzluğunu insanlığa geniş propaganda olanakları kullanarak kabil ettirmeye çalışmış bütün bunlara karşın yine de dünyanın dört bir yanında insanlığın tek kurtuluş seçeneği sosyalizm seçeneğinin bayrakları yükseldiğinde de çok önemli sayabileceğimiz mevziler yitirmiştir.

İnsanlık Paris Komünü’nden sonra Birinci Paylaşım Savaşı sonrası 1917 Büyük Ekim Devrimi ile yeni bir kurtuluşa merhaba demiş. İkinci Paylaşım Savaşı sonrası ise sosyalizm bir dünya sistemi olarak baskıdan, sömürüden, hak ve özgürlüklerin çiğnenmesinden, işsiz ve yoksul kalmaktan kurtuluşun daha parlak ışığı ile tanışarak umutlanmıştır. Öyle ki emperyalistlerin soyduğu varlıklarına el koydukları ve halkına köle muamelesi yaptıkları ülkeler ve hâlâ kabile devletleri konumunda olan ülkelerde bile sosyalizm için kurtuluş için mücadele bayrakları yükseltilmiş, bu konuda Sovyetlerin hatırı sayılır bir desteğini de yanında bulmuştur. Bu tehlikeli gidişi öngören kapitalist/emperyalist ülkeler hemen kamplaşmaları gündeme getirerek her alanda olduğu gibi askeri alanda da NATO’yu oluşturmuş ve sosyalist sisteme karşı amansız bir mücadele başlatmıştır. 1960’larda 1970 başlarında iyice yükselen sosyalizm mücadelesi ilk tökezlemesini Sovyetler Birliği ile Çin arasında gereksiz ve yerinde olmayan rekabet yüzünden yaşamış, durumu iyi değerlendiren emperyalist güçler ise bir yandan propagandalarını yoğunlaştırırken diğer yandan da Sovyetler Birliği’ne karşı çok geniş bir saldırı başlatarak hedefine kilitlenmiştir.

Nihayetinde Kapitalizmin savunucuları ‘Yeni Dünya Düzeni’ adı altında başlattıkları “dünyanın sonu geldi” anlayışını Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve Sosyalist Sistem’in çökertilmesi ile birlikte daha da azgınlaştırarak dünyanın her tarafına daha iyi bir yaşam ve insan hak ve özgürlükleri ile ilgili olarak da tam bir özgürlük vaadiyle insanlığın karşısına çıkarak kapitalizmin tam anlamıyla insanlığın geleceği olduğu düşüncesini ağırlıklı olarak işlemişlerdir.

Ancak gidişat hiç de söylendiği gibi olmadı. Emperyalist/kapitalist sistem dünyanın hiçbir bölgesine ne iyi bir yaşam ne de özgürlükler götürmediği gibi tersine insanlık elinde avucunda ne varsa onu da yitirmekle karşı karşıya kaldı, savaşlar birbirini izledi. Bugün bu dile getirdiğim konuları dünyanın hemen her yerinde insanlar görüyor ve yaşıyor.

İleri kapitalist ülkeler başta olmak üzere, orta gelişmişlikte ve az gelişmişlikte olan ülkelerde işçiler geçmişte yaşadığımız gibi kitlesel tepkiler koymak ve mücadelenin lokomotifi olmak gibi bir görüntüden büyük ölçüde uzaklaşmış görünüyor. Yanlış anlaşılsın istemem, bu söylediğim sözler sonrasında işçi sınıfının kimilerinin dile getirdiği gibi devrimci barutunu yitirdiğini söyleyecek değilim. Bizler sınıf analizlerini aynen koruduğumuz gibi işçi sınıfının hem eylemli olarak hem de öğretisel olarak bu mücadelenin öncüsü olduğuna döne döne vurgu yapıyoruz. Ancak ne var ki dünyayı kana ve göz yaşına boğan kapitalist/emperyalist sistemin kendi ülkelerinde de işçiler, emekçiler başta olmak üzere diğer sınıf ve katmanları da memnun etmediği ve hatta boğazını sıkmaya başladığı da bir gerçek olarak günyüzündedir. Benzer görüntü hem bizde hem de bize benzer ülkelerde de yaşanmakta zaman zaman bu yönde tepkiler ortaya çıkıp iktidarları salladığı da görülmektedir.

Fransa örneği bunun somut bir görüntüsüdür. Fransa’da patlayan ‘Sarı Yelekliler’in eylemlerinde başı çeken işçi sınıfı olmamakla birlikte bu gösterilerde onların da varlığı bir gerçektir. Ve hatta diyebiliriz ki bu tür mücadelelere öncülük edecek işçi sınıfının siyasi örgütü Fransız komünist Partisi’nin de konumu bundan ibarettir. Dahası hareketler başladıktan neden sonra gösterilere katılmak ve desteklemek kararı almıştır. Oysa bizler beklerdik ki Fransız Komünist Partisi gelişen durumu önceden görsün ve bu mücadelenin de başını çeksin. Ama görüldüğü gibi böyle bir şey yaşanmadı.

Belki bundan böyle dünyanın çeşitli ülkelerinde kendilerini sosyalist ve komünist adıyla isimlendiren işçi sınıfı partileri için bu son yaşananlar bir silkinme ve bir çıkış yolu bulma açısından önemli bir işlev de görebilir. Niye derseniz ülke çapında böylesi sarsıcı eylemler karşısında tahrik bile olmadan eveleyip gevelemelerle zaman geçiren partilere düşse düşse sahneden çekilmek düşer.

Bu yüzden her yeni durumu, kendi lehimize çevirmek için hem kuramsal anlamda hem de eylemli olarak kendimizi ataletten kurtarmalı, kapitalizme karşı gelişebilecek her harekette mücadelenin en önünde yürümeliyiz.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA