turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TSİP 11. GENEL KURULUNU YAPIYOR

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

21 ARALIK  2018

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi 11. Genel Kurulu’na giderken kuruluşundan günümüze dek önemli bulduğumuz bazı noktalara değinmekte yarar var.

23 Aralık 2018 günü 11. Genel Kurulumuzu yapıyoruz.

Kuruluş tarihimiz olan 15-16 Haziran 1974 tarihinden bu yana bugün konuşulmayan ama çok önemli sayılabilecek ilklere imza atan bir partidir TSİP. Bir kez sosyalist solun birliği için sürekli mücadele etmiş, canlı ve etkili önerileriyle de hak ettiği yeri elde etmiş bir partidir partimiz. Bu konuda partimizin o dönem yöneticiliğini yapmış arkadaşlarımızın birliğe içtenlikle inanmışlığını ve çabalarını unutamayız. Bununla birlikte birlik deyince hiç kuşkunuz olmasın ki partimizin savunduğu görüş öyle içinde grup ve grupçukları barındıran kliklere kapı aralamış bir anlayış değildi. Birlik konusunda partimizin döne döne vurguladığı iki önemli nokta söz konusuydu. Aynı program çevresinde bütünleşmiş bir parti olmak için bu iki nokta partimizin olmazsa olmaz saydığı bir görüştü.

Birincisi ideolojik birlik, ikincisi de örgütsel birlik. Gerçek bir sınıf partisi için partimizin bu olmazsa olmaz koşuluydu. Çünkü yukarıda belirttiğimiz gibi parti grup ve grupçukların toplamı olamayacağı gibi komünist görüşlerden değişik görüşlere kadar farklılıkları da aynı yapı içinde barındırması gerekmezdi. Partimizin bu noktadaki görüşleri çok netti ve en yukardaki yöneticisinden üyesine kadar herkes düşün birliği içindeydi. Bu yüzden de TSİP’in sosyalist solun birliğini savunuyor olması değerli bir görüştü.

Yalnız, partimizin birlik konusunda kararlılığı karşısında diğer sosyalist örgütler olarak gördüğümüz parti ve yapılar ise gerektiği kadar birlik için hevesli değillerdi. Bununla birlikte konu zaman zaman masa başında taraflarca ele alınıp görüşüldü ancak bir ilerleme de sağlanamadı. Bu noktadan kalkarak diyebiliriz ki partimizin birlik konusunu karşılıklı görüşme ve tartışmalarla gerçekleşebileceği konusunda yürüttüğü politika açıkça belirtmek isterim ki konunun konuşulmasının ötesinde fazladan çok da getirisi olmayan hatta durup dururken partimizin sırtına yük yükleyen bir gerçekliğe dönüştü. Dönüşmesi de kaçınılmazdı. Çünkü 1970’li yılların ortalarından itibaren Türkiye günde 25-50 arasında değişen insanımızın katledildiği bir ülke haline gelmişti. Uluslararası kontrgerilla ve onların içerdeki uzantılarınca gerçekleştirilen katliam ve kışkırtmaların boyutu da olağanüstü bir boyuta yükselmişti. Bu yüzden de birlik sorununu serinkanlılıkla masa başında tartışmanın hemen hemen olanağı da kalmamış sayılabilirdi. Bu yüzden partimiz hızla yeni bir politikaya atlaması yani mücadele içinde birliği savunması ve bu konuda kararlı davranması gerekirken partimizde bu konu yeterince gündem oluşturmadı. Oysa mücadele içinde birlik kurabilecek yapılar süreç içinde daha kolay bir araya gelebilir, giderek aynı örgütmüş gibi bir noktaya sıçrandığında ise birlik daha kolay kurulabilirdi. İşin bu yanını ne yazık ki etkili bir şekilde savunamadığımız gibi bu doğrultuda eylemliliğimiz de sınırlı kaldı.

Sonra gün gelip 12 Eylül 1980 faşist askeri darbe gerçekleşince çok önemli bir mücadeleye demokratından sosyalistine kadar girişilemedi ve bir gün önce sokaklarda olan (herkes için söylüyorum) sol sokaklardan buhar olup yok oldu. Yani faşizme karşı sıcak bir mücadele başlatamadık. Bu yüzden de kimi örgütler zorunluluktan TSİP ise mücadele için geri çekilmek gerektiği düşüncesiyle yeni bir anlayışa geçerken kimileri de ortada kalıverdi. Yani illegal olduğunu söyleyen sayısız örgütler ne çekilebildiler ne de mücadeleye atıldılar bu yüzden de en ağır kayıpları bu örgütler yaşadı.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi darbenin hemen sabahında bu darbenin faşist bir darbe olduğunu açıklayarak, mücadelenin her koşulda sürdürüleceğini ilan etti ve açık alandan hızla çekilerek bugüne kadar pek de örneğine rastlamadığımız bir çalışma başlattı. Her şey buraya kadar iyiydi. Parti üyeleri, yöneticileri ve hatta TSİP çevresinde oluşmuş olan bir yandaş topluluğu salt bu yüzden üstün bir moral kazandı. Ancak kapalı mücadele de bazı konular partinin yayınladığı genelgelerde de dile getirdiğim konular vardı. Yeraltına çekilme konusunda partimiz fazla abartılı davranarak daha çok partiliyi çekmek isteği yüzünden hem partinin işleri yoğunlaştı hem de çalışmalar daha da hantallaşıp sorunlar yaşamaya başladık. Geri çekilirken zayıf halka niteliği taşıyan pek çok kişi de çalışmaya alındığı için partimiz kısa süre sonra faşist iktidarın saldırılarıyla karşılaştı ve pek çok arkadaşımız tutuklandı, işkence gördü, kimi arkadaşlarımız ise yaşamlarını yitirdi.

Evet, TSİP bugüne kadar bir ilki gerçekleştiriyordu ama kayıpları da giderek arttığı için partide bir moral bozukluğu da ortaya çıkmış bulunuyordu.

Buradan hemen partinin yurtdışı bürosunun çalışmalarına geçmek istiyorum. Onların durumu içerde eylemli olarak mücadelenin içinde olan arkadaşlarımızdan daha kötüydü. Dış büro gerekli ve etkili çalışmayı örgütleyemediği için yurtdışında bulunan arkadaşlarımız bir süre sonra birbirleriyle yersiz ve gereksiz tartışmalar yaptıkları için aralarında öznellik giderek derinleşti ve iş Kaçmaz’ın genel başkanlıktan ve partiden ayrılmasına kadar vardırıldı. Bununla birlikte ön önemlisi de bu süreç içinde partimiz; sorunlarını enine boyuna tartışmak ve yeni bir yapılanmaya kapı aralamak için kongresini de yapamadı ve sorunlar tutuklanmaların artmasıyla da iyice gün yüzüne çıktı.

Sonuçta 1985 yaz aylarında parti merkezi bir operasyonla karşılaştı ve ağır kayıplar verdi. Tutuklamaların boyutunun büyük olmasının nedeni ise üye konumunda olan partililerden çok, üst noktalarda görev alan parti yöneticilerinin vurdumduymazlığı, hantallığı, tembelliği ve üst noktalarda görev almayı hak etmemeleri yüzünden yaşandı.

Zaman her zaman devinim içinde olanlar için çok hızlı geçer. Zaman çok hızlı geçti ve Türkiye’de 1988-1989 yılları içinde yeniden açık örgütlenme için önemli sayabileceğimiz gelişmeler oldu. Ne yazık ki daha önceki tutuklamalarda pay sahibi olan arkadaşlarımız bu fırsatı da çok kötü kullanarak TSİP’in örgütsel olarak likide edilip dağılmasını getirecek çabalar içine girdiler. Gelecek için yapılan tartışmalarda artık TSİP defterinin kimilerince kapatılmak istenmesi çok belirgin hale geldiği için parti içinde TSİP’in devamını savunan arkadaşlar adına konuşan Turgut Koçak yapılan son toplantıyı şu sözlerle bitirdi.

“Anlıyoruz ki sizler TSİP’in kapısına kilit vurmayı çoktan kafanıza koymuşsunuz. Yalnız bir gerçeği unutuyorsunuz, verilen emeği bizler kimseye çiğnetmeyiz, kimse buna heves bile edemez. Bu yüzden Türkiye Sosyalist İşçi Partisi kendi adıyla yeniden kurulacak, yayın organları Kitle, Genç Sosyalist, Gerçek ve İlke dergileri de aynı isimle yeniden çıkarılacaktır.”

Evet; TSİP yeniden aynı isimle kuruldu. İlk önce İlke Dergisi çıkarıldı, sonra Kitle, Genç Sosyalist ve Gerçek gazetesi bu yayınlara ek olarak da sanat alanında Ekin Sanat dergisi çıkarıldı.

TSİP, kurulmasının hemen arkasından yığınların karşısına sözüm ona birlik adı altında kurulan partileri ve bu yapılardaki liberalleşmeyi döne döne anlatmaktan bir adım bile geri durmadı. Bu konuda ne kadar etkili olduğumuzu bazıları tartışsa da bugün o partilerin yerlerinde yeller esiyor olması bir rastlantı sayılmamalıdır diyoruz.

Yarın yazımıza devam edeceğiz.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA