turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TSİP GENEL KURULU’NDAN DERSLER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

25 ARALIK  2018

Hepimiz biliyoruz ki 2. Paylaşım Savaşı sonrası kapitalist emperyalist sistemin bayrağı ABD’lilerin eline geçti. ABD; bayrağı alır almaz Sosyalist Sistem’in önünü kesmek ve Sovyetler Birliği’nin savaş sonrası yükselen saygınlığını kırmak için çabalarını yoğunlaştırarak arttırdı. Dünyanın birçok ülkelerine yardım adı altında gitti ve diyebiliriz ki o ülkeleri bir daha sözlerinden çıkamaz hale getirdi. Bir düşünün, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’de içinde pek çok ülke ile askeri ve ekonomik anlaşmalar imzalandı. Her iki anlaşma da onur kırıcıydı onur kırıcı olmasına karşın askeri alanda yapılan anlaşmalar çok daha tehlikeli ve sonuçları ağır olacak anlaşmalar olarak tarihe geçti.

Askeri anlaşmaların sonucu olarak Avrupa ülkelerinin bazıları dışında, Türkiye’de içinde olmak üzere kurulan onca üslerde Sovyetler Birliği’ne çevrilmiş atom bombası üsleri kuruldu. O zaman salt Türkiye ile yapılan anlaşmaların sayısı 123’ü bulmaktadır. Bu anlaşmaların yaratacağı sonuçların ne denli yıkıcı sonuçları olacağını uzun uzadıya tartışacak değiliz, ancak söylemek isteriz ki Türkiye bu anlaşmalar yüzünden neredeyse nükleer bir savaşın kapışma alanı olacak, yok olmakla karşı karşıya gelecek bir konumdaydı. Küba’nın ABD tarafından kuşatılmasının arkasından Türkiye’nin ne büyük tehlike içinde olduğunu belki de o günün yöneticileri de yeterince bilmemekteydi.

Ayrıca bu anlaşmanın sonucu olarak ülkenin her tarafı ‘Barış Gönüllüleri’ adı altında CIA elamanlarının cirit attığı bir hale getirilmişti. Üstüne üstlük ABD tarafından dağıtılan kokmuş peynirler ve süttozu okullarımızda kimi itirazlara karşın bile neredeyse zorla dağıtılır durumdaydı. TSK, Türkiye’nin NATO üyesi olması yüzünden neredeyse kumanda merkezi değişmiş kontrol ABD’nin eline geçmişti.

Kalkınma ve barış propagandası ile yürütülen soğuk savaş yüzünden ülkemiz başta olmak üzere bütün dünya topun ağzında sayılırdı. 1950-1960 arasında imzalanan anlaşmalar Süleyman Demirel iktidarları döneminde de biraz daha çerçeve içine alınarak düzenlenmesine karşın öz itibariyle fazladan değişen bir şey olmadı. Dolayısı ile 12 Mart 1971 faşist darbesini Türkiye bu yüzden yaşadı. Yani ileri derecede artarak süren uyanışın önünü kesmek ve sosyalizm isteyenleri susturmak ABD’nin TSK içinde yarattıkları yandaş subayların eseri olarak tarihe bir çivi gibi çakıldı. Sonrasını anlatmaya gerek yoktur. Olanları bu ülkenin biraz kafası çalışan her vicdanlı insanı bilmektedir.

1970’li yılların ortalarına gelindiğinde Türkiye Kıbrıs Barış Harekâtını başlatmak zorunda kaldı. Bu dönemde Amerika’dan alınan silahlar Amerika’nın izni olmadığı sürece sadece bir demir yığınıydı ama Amerika’nın hayır demesine ve ambargo başlatmasına karşın Ecevit Hükümeti bu hükmü bir ölçüde de olsa yok saydı ve Türkiye’ye ambargo başta olmak üzere yaptırımlar uygulandı. Haşhaş ekim yasağı ABD’nin istekleri arasında olmasına karşın haşhaş ekimine de izin verildi.

Ancak Ecevit Hükümeti’nin devam etmesinin koşulları yoktu. Bu yüzden de yükselen solun önünü kesmek için ABD ülkemizde yoğun faaliyetler yürüttü. Hem ordu hem polis içinde güya Türkiye bir saldırıya uğrarsa neler yapılması gerektiği üzerinden korkunç bir kontrgerilla örgütlenmesi gerçekleştirildi. Kontrgerilla örgütlenmesinin sivil ayağını ise başta MHP olmak üzere ABD’nin emrine çoktan girmiş olan dinci, gerici kesimler üstlendiler. 1970’li yılların ortalarından sonra Türkiye öğrencilerin, aydınların, öğretmenlerin, sanatçıların, ilericilerin, devrimcilerin ve sosyalistlerin tek tek pusuya düşürülerek öldürülmesi ile birlikte Türkiye’de şiddet en üst seviyeye taşındı. Ayrıca kışkırtmaya uygun kimi kentlerimizde de sonucu ağır kışkırtmalara girişildi. Maraş, Malatya, Sivas, Çorum bu tür kışkırtmalar için önemli yerler olarak belirlendi ve hain planlar arka arkaya uygulandı. Artık Türkiye tam anlamıyla kanlı saldırıların gerçekleştiği ve karanlık günlerin eşiğinde bir ülke haline getirilmiş, kurulan Milliyetçi Cephe hükümetleriyle birlikte de bu kışkırtmalar üst seviyeye sıçratılmıştı.

Ve sonuçta ABD’nin bizim oğlanlar dediği generaller Türkiye’de 12 Eylül 1980 faşist darbesini gerçekleştirdiler. O günlerde neler yaşandı, hangi zulümler kime uygulandı, kimler darağacına götürüldü bunun üzerinde de fazla durmayacağız. Çünkü bu toplumun zulüm gören kesimlerinin belleğine bu acılar bir daha çıkmamak üzere adeta kazınmıştır.

Sonrası ülkede hangi partiler iktidar oldu, Turgut Özal nasıl oldu da iktidarın en tepesine kadar yükselerek ülkemizde sayısız kurum ve kuruluşları bozarak, dinci kesimlerin her tarafa yuvalanmasını sağladı bilinmeyen şeyler değildir. Daha sonra bir proje partisi kurdurtulan AKP ve 17 yılının içinde olan AKP ve saray iktidarı neler gerçekleştirdi, Türkiye şimdi nasıl bir yönetimle yönetiliyor hepimiz biliyoruz. Dahası ABD ile bugün bir kez daha kucaklaşma havasına giriliyor olmasını da iyi okumak gerekiyor ve bugün olup bitenlere doğru tanılar koyabilelim. Yine TSK ve çeşitli kurum ve kuruluşlarda yuvalanan Fetöcülerin kimin adına harekete ettiklerini de unutmayarak bugün sarayın izlediği politikalardan bir sonuç çıkarabilelim. Fethullahçılar eğer 15 Temmuz’da tam anlamıyla ABD adına bir darbe girişiminde bulunduysa bu noktaya nasıl gelindiğinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Sonuç olarak bugün ABD’nin Suriye’den çekilme açıklamasını da doğru okumak için gerçekleri iyi bilmek gerek. Bu yüzden de bölgede ve dünyada geçmişi de göz önünde bulundurarak ABD ile iyi ilişkiler kurulma yönünde hemen politika değişikliğine gidiliyorsa oturup düşünmeliyiz ve doğru sonuçlar çıkarmalıyız ki gözlerimizin önüne ABD’nin ve emperyalist/kapitalist sisteminin bütün dünya halklarının baş düşmanı olduğu gerçeği maddi bir gerçeklik olarak serilsin.

Türkiye Sosyalist İşçi Partisi 11. Genel Kurulu bu gerçekler ışığında kim kimdir, nasıl bir dış politika ülkemiz ve dünya halkları yararına olur kararlılıkla bir politika yürütmeliyiz ki partimiz yığınlar içinde kök salıp etkili olsun?

İşte TSİP’in 11. Genel Kurulu bu gerçeklerin izini sürerek yeni bir sıçramaya kaldıraç görecek çaba ve çalışmalar örgütleyerek partiyi daha da güçlendirmenin bir yolunu bulmak için harekete geçecektir.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA