turgutkocak2009@hotmail.com

GENEL BAŞKANIMIZ TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN YAZILARI

"HER GÜN"


TSİP GENEL KURULU’NDAN DERSLER: İŞÇİLER

TURGUT KOÇAK (GENEL BAŞKAN)

27 ARALIK  2018

12 Eylül 1980 Faşist Askeri darbesi sonrası toplumun tüm kesimleri ağır yaptırımlarla karşılaştı. İşçilerin karşılaştığı yaptırımlar ise hiç kuşku yok ki diğer sınıf ve ara tabakalardan çok daha fazla oldu. Çünkü patronlar; işçilere öyle öfkeliydiler öyle öfkeliydiler ki “Bugüne kadar bizim anamız ağladı bundan sonra da sizin ananız ağlasın” diyecek kadar ileri gittiler. Bu söz bile 12 Eylül faşist darbesinin kimler için yapıldığının en açık kanıtıydı.

Darbe sonrası ileri işçiler ve işçi önderleri tek tek gözaltına alınıp cezaevlerini boyladılar. İşçilerin sendikaları kapatıldı. Sadece ve sadece sarı sendikaların açık kalmasına izin verildi. Sonrasında ise işçilerin sendikalaşmalarının önüne öyle engeller çıkarıldı ki bütün iş yerlerindeki işçiler neredeyse sendikasız konuma düşürüldüler. Sendikalı işçi sayısı azaldıkça azaldı. Bugün bile çalışanların %5-7’si ancak sendikalı durumda.

12 Eylül faşizmi ile değişen iklim ne yazık ki bir türlü düzelmedi. Darbecilerden sonra gelen bütün iktidarlar da 12 Eylül faşizminin izinden giderek işçilerin örgütlenmelerine ve hak aramalarına izin vermediler. Bütün bu zorluklara karşın işçiler yine de haklarını kullanmak için yürüyüşler, direnişler başlattılar. İşçilerin hak arayışlarının önü kesildi kesilmesine de işçiler yine de hak aramaktan vaz geçmedikleri için bir ölçüde de olsa direniş, yürüyüş ve hak arama mücadelesinden başarılı çıktılar diyebiliriz. İşçilerin bölünüp parçalanması ve örgütlenmelerinin önünün kapatılması için taşeronlaşma yolunda önemli adımlar atıldı. Sermayenin en cansiperane savunucusu olan Turgut Özal zamanında işçilerin daha çok sömürülmesi için yeni yeni yasalar gündeme geldi.

Daha sonra işbaşına gelen AKP ve saray iktidarında ise işçilerin örgütlenmeleri ve hak arayışlarının üzerine diyebiliriz ki mum dikildi. Başlangıçta sanki işçilerin haklarını almasından yanaymış gibi görünen AKP ve saray iktidarı gelmiş geçmiş iktidarların içinde en hızlı işçi düşmanı çıktı ve taşeronlaşma ile sendikalaşmaların önünü keserek işçileri açlığa, yoksulluğa itti ve işçilerin kolaylıkla kapının önüne konulması için sermaye güçlerinden yana yasalar çıkardı. Yetmedi, arka arkaya özelleştirilen ve yabancı ve yerli işbirlikçilerine satılan sayısız fabrika, kurum ve kuruluşlar sonrasında bu fabrikalar tek tek kapatıldılar ve işçiler ise kapının önüne konuldu. Bu konuda yaşanan en son örnek hepimizin bildiği gibi devlete ait şeker fabrikaları oldu. Bugün geriye çok az kalan fabrika ve kuruluşlar da topun ağzında bulunuyor. En son olarak Sakarya’da bulunan Tank Palet Fabrikası çalışanların ve yakınlarının direnişine karşın özelleştirilmeyi bekliyor.

Ülke genelinde sanayileşme durmuş vaziyette. Tarımın köküne kibrit suyu döküldü. Her gereksinim dışalımla karşılanıyor. Bu yüzden de işyerleri arka arkaya ya kapanıyor ya da iflas ederek piyasadan çekilme zorunda kalıyor. Dolayısıyla da işçiler işsiz kalıyorlar. İşsizlik çığ gibi büyüdüğü için işçiler hem yeni iş bulamıyorlar hem de primleri doldukları halde yaşa takıldıkları için emekli edilmiyorlar. Dolayısıyla da ülkemizde milyonlarca işçi ve ailesi açlığın ve yoksulluğun pençesine atılmış durumda.

Diğer yandan ülkemizde yatırım daha çok inşaata yapıldığı için paralar betona gömüldü. Yaşanan ekonomik kriz sonrasında inşaatlar durdu ve inşaat işçileri de kapının önüne konuldu. Zaten zor bir iş kolu olan inşaat işinde işçilerin büyük bir bölümü çalıştıklarının karşılığını alamadıkları gibi böylece işlerini de yitirmiş oldular. Maden ocaklarında çalışan işçilerin konumları da hemen hemen aynı. Bu iki alanda hem çalışma koşulları zor ve riskli hem de ağır bir sömürü söz konusu. Ayrıca yaşanan iş katliamlarının çoğu da bu iki iş kolunda yaşanıyor olmasına karşın hiçbir dişe dokunur tedbir alınmadan çalışmalar devam ettiriliyor. Mevsimlik tarım işçilerinin konumu ise içler acısı. Ne doğru dürüst sigortaları söz konusu ne de aldıkları ücret ve yaşam koşulları insani ölçülerde.

Özetlersek bütün iş kollarında çalışan işçilerimiz ağır bir sömürünün ve işten çıkarılmanın tehdidi altında. Var olan sendikaların çoğu sarıdan da öte patron yanlısı ya da patron konumunda olan tarikat ve cemaat sendikaları konumunda. Bu yüzden de işçiler hak arayışında çoğu zaman başarılı olamamakta. Girişilen her hak arama mücadelesi işçilerin kapının önüne konulması ile sonuçlanıyor. Bütün bu baskı ve yıldırma çabalarına karşın işçiler yine de pek çok iş kolunda direniş örgütleyerek mücadelelerini sürdürüyorlar.

Ortada bir tek işçilerin haklarını savunacak DİSK var, DİSK de sayısız saldırılarla karşı karşıya. Bu yüzden de pek çok işyerinde bırakalım örgütlenmeyi bizzat iktidarın eliyle buralara sokulmuyorlar bile. İşçiler yeterince sınıf bilincine sahip değiller. Sendikaların bu konuda herhangi bir çalışması da yok çabası da. İşçiler ve sendikalar arasında dayanışmaya gelince en alt düzeyde diyebiliriz. Oysa bir araya gelindiğinde ve dayanışıldığında başarı kazanmamanın olanağı yok. Yapılamamasının nedeni ise sendikaların birbirlerine olan tabi bunun maddi temeli de var, düşünce ayrılıklarından ve dünyaya bakış açılarından kaynaklanıyor. Bu yüzden de işveren karşısında yan yana gelmesi gereken sendikalar bu görünümden çok uzaktalar.

Son olarak işçiler sol ve sosyalist partilerle de yeterince bağlantılı değiller. Bunun pek çok nedeni sayılabilir ama biz şimdilik hem sol siyasi partilerden hem de sendikalardan kaynaklanan nedenleri işaret etmekle yetinelim. Ancak bu konuyu burada bırakmayarak işçilerin ileri unsurlarını ve öncülerini partimize kazanmadığımız sürece de bu sorunun değişmeyeceğini unutmayalım. İşte bu nedenle Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin 11. Genel Kurulu işçilerin her anlamda sorunlarını masaya yatırdı, tartıştı ve önümüzdeki dönem bu yönde atılması gereken adımları saptadı.

2017 yılında tam olarak bilinmemekle birlikte 2006 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği, 2018 yılında ise bu sayının daha da arttığı bir gerçek ise partimizin de üzerine çok büyük görevler düştüğü o kadar açıktır.

Bu nedenle mücadelemizi arttıracak ve partimizin işçilerle bağını güçlendirmek için elimizden gelen bütün çabaları göstereceğiz.

TURGUT KOÇAK YOLDAŞIN "HER GÜN" BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZILARI

ANA SAYFA