GERÇEK YAYINLARI EĞİTİM DİZİSİ BROŞÜRÜ

EMPERYALİZM NEDİR? -2

Sermaye nerde kâr varsa oraya gidecekti, kendini yeniden ve aratarak üretmek için.

Dış ülkelerde, özellikle geri kalmış ya da sömürge ülkelerde, iş gücü bol ve çok ucuzdur, topraklar yok pahasınadır, hammaddeler boldur ve düşük fiyatla bunlara el konulabilir. İşte sermaye, bu avantajlardan yararlanmak için ihraç edilir ve yüksek kârlar sağlanır.

Bunu hemen belirtelim ki sermaye sırf geri kalmış ülkelere ihraç edilemez. İleri sanayi ülkelerine de ihraç edilir. En güçlü sermayeye sahip emperyalist ülkeler, daha az güçlülere egemen olmak için onların pazarlarına el atarlar, onları kendi ülkelerinde boğmak için kıyasıya savaşıma girerler.

Bunun en somut örneği ABD tekelleridir.

Sermaye ihracı nereye yapılırsa yapılsın, yani ister geri kalmış ülkelere, ister gelişmiş ülkelere, amacı daima tekellere ekonomik ve politik etkinlik sağlamak, yüksek tekel karları getirmektir.

Bir diğer önemli noktada şudur: sermaye ihracı yapılması demek, emtia ihracı artık yapılmıyor demek değildir.

Tersine sermaye ihracı, sanayi ürünlerinin sürümüne açık olan pazarların işlenmiş mal istemlerini teşvik eder. İhraç edilen sermayenin çoğunlukla yüzde 90’ından fazlası ihracı ülkenin yaptığı siparişler ve onlardan elde edilen kâr aktarımı ile geri döner.

Sermaye ihracının bir biçimi de BORÇ vermedir demiştik. Buna “ikraz sermayesi” deniyor.

Borç alan ülke ki, çoğunlukla geri kalmış ülkelerdir, büyük faiz yükleri altına girer; ayrıca işlenmiş ürünlerin ya da yabancı teknolojinin, bu borcun koşulu olarak, büyük çapta borç verenden sağlanması taahhütlerini de kabul etmek zorunda kalır.

Sonuçta sermaye ihracı, katmerli kârlar ve avantajlar sağlar. Ve bu kârlar her zaman ve her durumda mazlum ülke emekçilerinin sırtından çıkar.

Acaba emperyalizmin sermaye ihraç ettiği ülkelerin ekonomik ve toplumsal yapısında ne gibi değişiklikler olmaktadır?

Kapitalizmin her girdiği yeri kendi özelliklerini getirmek ve o ülkelerde eski toplumun kalıntılarını tasfiyeye yönelmek zorundadır. Bu, her şeyden önce kapitalist pazarın geliştirilmesi anlamına gelir.

Yani emperyalizm, girdiği ülkelerde aynı zamanda kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesini de zorunlu olarak getirir. İçpazarı geliştiren emperyalizm, bir yandan da o ülkede kendine bağımlı bir kapitalist yapıyı ortaya çıkarır.

Başlangıçta bu gelişmenin dizginleri emperyalistlerin elindeydi. Yani onların istediği, işlerine geldiği kadar ileri giden, yavaş ve güdümlü bir kapitalist gelişme söz konusuydu. Sermaye ihracının başlangıç döneminde dünya üzerinde sömürgeler vardı ve sömürge sahibi olmak, sömürgeleri her ne pahasına olursa olsun ele geçirmek, tekelci burjuvazinin en çok işine gelen şeydi. Çünkü o zaman egemenlik kurmak kesinlik kazanıyor, ne ekonomik ne de politik risk söz konusu olmuyor. Sömürge ülkeyi iliğine dek rahatça sömürmek olası oluyordu.

Gelgelelim 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra sosyalist sistemin somut olarak kuruluşu dünya emperyalizmini geriletti. Artık dünyada tek bir sistem emperyalist sistem yoktu. Sosyalist ülkeler, ulusal kurtuluş savaşı veren halklar vardı.

Özetle söylemek gerekirse emekten yana bir sistem sosyalist sistem ortaya çıkmıştı.

Bunun sonucu emperyalistler sömürgelerini yitiriyor, emperyalistlerin işleri alabildiğine zorlaşmıştı. Ama emperyalistler bu gelişmeler karşısında geri çekilmiyor, her türlü tehlikeyi ve hatta 3. Paylaşım Savaşı’nı bile göze alıyorlardı.

Eski sömürgeleri bu kez ekonomik ve ideolojik yönden bağımlı kılmak için, YENİ SÖMÜRGECİLİK yöntemlerini, çeşitli yardım kurnazlıklarını uygulamaya koyuyorlardı.

Ancak söyle bir gerçekle de yüzyüze geliniyor, geri kalmış ülkelere, eski sömürgelere yapılan yardımların kârlılığı gittikçe azalmaktadır.

Çünkü bir yandan toplumsal ve politik uyanış, tekellerin o ülkelerde at oynatmasını zorlaştırmakta; diğer yandan, gelişen tekniğin ve bilimin getirdiği ileri teknolojiye uygulanacak işçilerin yetiştirilmesi, hem riskli hem de pahalı olmaktadır.

Bütün bunlardan ötürü sermaye ihracının giderek ileri kapitalist ülkelere kaydırıldığını görüyoruz.

Günümüzde sermaye ihracı ana damarı ileri sanayi ülkelerine yönelmiştir. Çünkü buralarda ileri teknolojinin gerektirdiği önkoşullar vardır.

Ne var ki, günümüzde sosyalist sitemin yıkılışı ile birlikte yeniden başa dönülmüş, emperyalizme karşı verilen savaşımlar büyük ölçüde desteksiz kalmıştır. Bu yüzden de emperyalist dünya istediği gibi at oynatır hale gelmiştir.

Açıklamalarımıza devam edersek; Sermaye ihracına en önemli katkıyı devletin yaptığını bilmemiz gerekiyor. Özel tekellerin yanında devletin yaptığı sermaye ihracı gittikçe daha büyük boyutlara varıyor.

“Kalkınma yardımları” çoğunlukla bizzat devlet tarafından yürütülüyor. Bugün ABD, diğer ileri sanayi ülkelerine ve gelişmekte olan ülkelere yapılan sermaye ihracında büyük farkla başı çekiyor.

Almanya bir yandan ABD’den sermaye alırken, öbür yandan diğer ülkelere sermaye ihraç ediyor.

Ülkemize de sermaye ihracı yapmak için kapıları çalmakta, kendine elverişli koşulları yaratabilmek için heyetlerini yollayıp durmaktadır.

Günümüzde, özünde sermaye ihracı yoluyla gerçekleşen sömürüden bir farkı olmayan yeni bir sömürü biçimi daha ortaya çıkmıştır ve gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu sömürü biçimi işgücü ithali olarak kendini göstermektedir. Emperyalist ülkeler böylece hem sermayelerini kendi ülkelerinde tutmakta ve hem de ucuz işgücü getirerek kendi avantajlarını değişik ama özü aynı olan yeni bir sömürü biçimiyle kârlarını azami ölçüde artırabilmektedirler. Alman emperyalizminin ve diğer Avrupa emperyalist ülkelerinin bu yolla büyük kârlar elde ettiği ve Türkiyeli işçilerin de içinde bulunduğu milyonlarca işçiyi çalıştırdığı bilinir. Bu yolun bir başka yararı da, ucuz işgücü kaynağını sürekli canlı tutarak, kendi ülkesindeki işçi sınıfının ekonomik istemlerini sınırlı bir düzeyde tutmaya olanak vermesidir. Gerçi sosyalist sistemin yıkılışı ile birlikte sermaye güçlerinin azgınlığı daha da üst boyutlara varmış, işçilerin elde ettikleri kazanımlar bir bir ellerinden alınmıştır.

Emperyalizmi kapitalizmden ayıran özellikler; …yani tekelcilik, finans kapital egemenliği, sermaye ihracı… çok önemli ayırt edici nitelikleri böylece görmüş olduk.

Şimdi emperyalizmin dünya üzerinde egemenlik kurmak için hangi yöntemler uyguladığını görelim.

Emperyalizmin en önemli özelliklerinden biri de, ülke içi tekelleşmeyle kalmaması, değişik ülkelerdeki emperyalist tekellerle uluslararası tekilci birlikler oluşturmasıdır. Bugün bunun anlamı dünya tekelciliğinin yani uluslararası tekelciliğin kurulmasıdır. Bunun amacı, dünyanın tekeller arasında ekonomik paylaşımıdır.

DÜNYANIN PAYLAŞIMI NASIL OLDU?

Tekelci kapitalistler önce kendi ülkelerindeki pazarı yani iç pazarı tamamen ele geçirirler. Sonra, kapitalizmin eskiden beri vazgeçilmez olarak yarattığı dış Pazar üzerindeki egemenlik pekiştirilir.

Dış pazarı egemenlik altına lama zorunluluğu da sermaye ve üretimdeki yoğunlaşmanın çok ileri boyutlara ulaşmış olmasındandır.

Tekelci kapitalistler arasında bu kez, dış pazarlar, hammadde kaynakları ve sermaye yatırım bölgeleri uğruna dünya çapında büyük bir savaşım başlar.

Ama bu savaşım, yani dünya çapında yarışma tekeller için son derece zorlu bir savaşımı gerektirir.

Bu savaşım bazen kârlardan olma, hem de tamamen yok olma ile sonuçlanabilir. Karşıt tekel ya da tekeller karşısında zafere ulaşmak için, alışılmışın çok üstünde kuvvet ve para harcamak gerekir.

Bu tehlikelerden kurtulmanın yolu, bu kez çeşitli kapitalist ülkelerin büyük tekellerinin kendi aralarında uzlaşması, dünya çapında ekonomik paylaşıma gitmesidir. Uluslararası tekeller böylece oluşur. Ve belli üretim dallarında dünyayı ekonomik olarak bölüşürler. Bu onların çıkarınadır.

Örneğin elektronik sanayinde iki dev tekel, yani ABD (General Electric ve Alman (AEG) tekeli Birinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra dünyayı kendi nüfuz bölgelerine ayırmada anlaşmışlardır. Alman tekeli bir kısım Avrupa ve Asya pazarlarını almış, Amerikan tekeline de tüm Amerika kıtası pazarları kalmıştır.

Uluslararası tekeller, kendi ekonomik dallarındaki fiyatları istedikleri gibi saptayıp bunu bütün kapitalist dünyaya zorla kabul ettirirler. Tekellerin fiyat politikası artı-değerlerin daha büyük bir bölümüne el konulmasına yarar.

II. Paylaşım Savaşı’ndan sonra türeyen yeni uluslararası tekeller, bu kez devletlerarası tekeller haline gelmişlerdir. Yani tekelci devletler işin içine fiilen girmişlerdir. Bunlara bir örnek, Avrupa ülkelerinin oluşturduğu Avrupa Birliğidir. Bunların amacı dünya pazarlarını ve diğer etki alanlarını Avrupa kapitalistlerinin paylaşmasıdır.

Ancak uluslararası uzlaşmalar sonsuza dek sürüp gitmez. Karşıtlar arasındaki bu anlaşmalar aralarındaki çelişkileri örtbas etmez. Tam tersine tekeller arası zıtlıklar ve yarışma daha da derinleşir. Bunun nedeni de şudur; kapitalizmde her ülke her alanda aynı zamanda, aynı oranda ve aynı biçimde gelişmez. Bu kapitalist sistemin en önemli niteliği olan eşit olmayan gelişmedir.

Yarışma ve anarşi, kapitalizmin özünde yatar.

Uluslararası tekellerin içindeki güçlerin farklı gelişmesi, güçlenmesi ya da zayıflaması kaçınılmazdır. Bu da yeniden yarışmayı körükler. Sonunda daha güçlü tekel, nüfuz alanlarını bu kez kendi çıkarına değiştirmek için diretmeye başlar.

Buna en iyi örnek Almanya’dır. 1. Paylaşım Savaşı öncesinde Almanya’nın ekonomik gelişmesi diğer kapitalist ülkelere oranla fazlaydı, ama sömürgeleri yok denecek kadar azdı. Bunun için 1. Paylaşım Savaşı’nı çıkardı. Yenildi ancak durmadı. Ekonomik gelişmesini bir süre sonra yine ilerletti ve 2. Paylaşım Savaşı’nı çıkaran yine o oldu.

Bu durum bize açıkça şunu gösteriyor. Uluslararası tekelleşmeler dünyayı barışa ve sürekli uzlaşmalara değil, tam tersine büyük savaş felaketlerine sürüklemektedir. Yani bu geçici birleşmeler, uluslararası tekelci karşıtların soluklanma fırsatlarıdır.

Uluslararası düzeyde içiçe geçen finans kapital, yeni savaşların çıkarıcısıdır. Çünkü o, kör ve egemenlikten başka hiçbir yasa tanımaz ABD tekelleri, uluslararası tekelleşmelerin hemen hepsinin içine girmiş ve egemen olmuştur. Çünkü en güçlü tekel, en çok söz sahibidir. Yani dünyanın paylaşımı sermayenin gücü oranındadır.

Emperyalist devletler, dünyayı politik ve coğrafi olarak da paylaşmaya çalışırlar.

20. yüzyılın başında ve nihayet 1. Paylaşım Savaşı’na kadar dünyada paylaşılmamış toprak kalmamıştı. Emperyalist devletler dünyayı sömürgeleri ve yarı sömürgeleri haline getirmişlerdi.

1. ve 2. Paylaşım Savaşları, bu paylaşımı tazelemek, yenilemek, daha güçlünün, daha zayıftan toprak ve sömürü alanı koparması için çıkarıldı.

Salt kâr ve egemenlik isteğinden ötürü yabancı halklar boyunduruk altına almak ve sömürmek, tekeller için yaşamsal bir zorunluluktur.

Ama ne var ki, dünyanın çehresi artık değişmişti.

Ulusal kurtuluş Hareketleri 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra Asya’da, Afrika’da Amerika’da geniş alanlara yayıldı. Sömürgeler bir bir bağımsızlığa kavuştu.

Halklar uyanıyor ve emperyalizme başkaldırıyor.

Bugünkü dünyada güçler dengesi, emperyalistler aleyhine iken sosyalist sistemin yıkılmasından sonra büyük ölçüde olumsuz yönde değişmesine karşın yine de ilerlemenin önünde durmanın olanağı yoktur.

Sovyetlerin ve sosyalist sistemin yıkılışı ile birlikte emperyalizm yeniden istediği gibi at koşturmaya başlasa da sonuç yine de değişmeyecek, emperyalist kapitalist sistem erinde gecinde yıkılacaktır. Bugün başta emperyalist ABD olmak üzere dün sosyalist sistem varken saldırganlıkları engelleniyordu. Ne yazık ki bugün bu görüntü büyük ölçüde tersine dönmüş bulunmakta bölgesel savaşlar birbirini kovalamaktadır. Özetle emperyalizmin her türlü baskı ve boyun eğdirmesi bütün şiddetiyle devam etmektedir. Dün dünyanın pek çok yerinde yenik düşen emperyalizm, bugün yeniden eski huyunu gerçekleştirmek için eylemli bir kalkışma sergilemekte ve dünya halklarına boyun eğdirmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte karşısında da direniş güçleri her şeye karşın savaşımını sürdürmektedir.

Emperyalizmin gerici, asalak, çürümüş niteliği her geçen gün dünya halklarının bilincine çıkmaktadır.

Emperyalizmin bu tarihsel özelliklerini açıklamaya geçmeden önce, onu kapitalizmden ayıran şimdiye kadar gördüğümüz ekonomik temel niteliklerini özetle yineleyecek olursak:

1. Emperyalizm tekelci kapitalizmdir.

2. Emperyalizm mali sermaye ve mali oligarşi egemenliğidir.

3. Emperyalizmde sermaye ihracı egemen önem kazanmıştır.

4. Emperyalizmde dünyayı paylaşan uluslararası tekeller oluşur.

5. Emperyalizmle birlikte dünyanın coğrafi nüfus alanları ve politik paylaşım tamamlanmıştır.

EMPERYALİZM ASALAK VE ÇÜRÜYEN KAPİTALİZM, NEDEN?

Kapitalizmde serbest yarışmacı dönemden sonra tekellerin ortaya çıkması kapitalist toplumun ekonomisinde çürümeye yol açar.

Emperyalizmde serbest yarışma ortadan kalkmasa bile egemen nitelik olmaktan çıkar.

Tekelcilikte çeşitli yollardan sömürünün oranını arttırarak kâr etme olanakları bulunduğundan ve üretime de tamamen tekeller egemen olduğundan, giderek üretim güçlerinde durgunlaşma eğilimi başlar.

Kapitalistlerin büyük çoğunluğunun artık üretimle hiçbir ilişkisi kalmamıştır, aylak bir yaşam sürerler, hisse senetlerinin getirdiği kâr paylarıyla geçinen yeni bir zümre rantiyeler oluşur.

Emperyalizm çürüyen kapitalizmdir. Çünkü üretim güçlerinin gelişmesini engellediği gibi, artık ne işsizlere iş bulma ne de fabrikaları verimli işletebilme yeteneğine sahiptir.

Tekeller, fiyatları suni olarak yüksek tutup kendi kârlarını garantiye aldıkları sürece fabrikasyon usullerindeki gelişmenin hızını keserler. Yani **** üretiminde ilerlemeye karşı eğilim yaratırlar.

Tekniğin ve bilimin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni buluşların patent haklarını büyük paralarla satın alan tekeller, bunların uygulanmasını kendi çıkarlarıyla sınırlandırırlar.

Ama tekelci kapitalizmde tekniğin gelişmesi de zorunludur.


DEVAM EDECEK


ANA SAYFA